Babahan bugünüyle de hesaplaşır mı?

Ergun Babahan, 28 Şubat döneminde şeriat tehlikesine inandırılarak yönlendirildiklerini, "Türkiye’nin gerçeklerinin dışında bir Lale devri yaşıyorduk" diye anlatıyor. Babahan bir gün acaba AKP iktidarı dönemindeki çizgisini de böyle eleştirir mi?
Çarşamba, 17 Mart 2010 17:25

Zamanın hızlı solcusuydu. ABD'den döndüğünde ise çok değişmişti. Sabah gazetesinde uzun yıllar yöneticilik yapan Babahan, Akşam gazetesi Ankara temsilciliğini yürüttüğü kısa bir dönemin ardından 2002'de Genel Yayın Yönetmeni olarak yeniden Sabah'a döndü. 2007'de TMSF’ye devrolan Sabah’ta hükümeti destekleyen bir çizgi izleyen Babahan, buna karşın gazetenin Çalık tarafından alınmasının ardından, 2009’un ilk günlerinde Sabah’taki genel yayın yönetmenliği görevinden alındı. Veda yazısında, “Solcu gençliğimden kalan isyancı ruhumu hiç kaybetmedim” ifadesini kullandı.

Ancak Babahan’ın hükümete desteği, bu tarihten itibaren daha da artacaktı. Star gazetesinde yazarlığa başlayan Babahan, Kanal 24’te de günlük program yapmaya başladı. Son günlerde asker vesayetine, 28 Şubat’a, 27 Mayıs’a karşıtlıkta liberal yazarların hepsini geride bırakan Ergun Babahan, son olarak Taraf gazetesine verdiği pasla gündemde.

Taraf’ta geçtiğimiz pazartesi günü, Neşe Düzel’in Ergun Babahan ile yaptığı bir söyleşi yayımlanmaya başladı. Konu, “28 Şubat sürecinde kullanılan gazeteciler”. Babahan söyleşide, Doğan Grubu ve Sabah Grubu gazetelerinin 28 Şubat döneminde TSK tarafından nasıl yönlendirildiğini anlatıyor. “Şeriat tehlikesi yaşandığına yüzde yüz inanan aktif laiklerdik” diyen Babahan, şimdi geriye bakınca bu durumu korkunç bulduğunu söylüyor.

Söyleşinin Salı günü yayımlanan ikinci kısmında Babahan yine o dönem nasıl bir ruh hali içinde hareket ettiklerini anlatıyor: “Bunu bir rejim kavgası görüyorduk. Zaten Türkiye’de sol çökünce, bir sürü insanda solculuktan kala kala laikçilik ve Kemalizm kaldı. Eski solcular kökten laikçi oldular. Hasan Cemal ‘Kürtler’ kitabını yazana kadar, biz, Diyarbakır cezaevinde olup bitenlerden bile habersizdik... Sabah’ta, Türkiye’nin gerçeklerinin dışında böyle bir Lale devri yaşıyorduk.

Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları Hasan Cemal’in 2003’te çıkan bir kitabından öğrenen Babahan’ın, nasıl bir ‘eski solcu’ olduğunu da, Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birinin genel yayın yönetmenliğini yıllarca nasıl yürüttüğünü de anlamak güç. Ama Babahan bu ‘gaflet uykusundan’ uyandığını anlatıyor, bu uyanış da ‘Kürtler’ kitabının çıktığı ve AKP’nin iktidara geldiği 2003’e rastlıyor.

28 Şubat ters tepti, AKP kazandı, Babahan 'uyandı'…
Babahan Star’daki köşesinde 28 Şubat günü kaleme aldığı yazısında 28 Şubat için şunları söylüyor: “Evet, toplumsal bir mühendislik olayıydı ve sonuçta amacının tam tersini doğurdu. Muhafazakarların dönüşümüne yol açtı herşeyden önce. Yenilenen muhafazakarlar çok güçlü bir dalga yakaladı ve Refah Partisi’nin hayal bile edemeyeceği oy oranına ulaştı. Değişen bu hareket Türkiye’yi de dönüştürmeye başladı. Türkiye 10 yıl içinde kişi başı milli gelirin 10 bin dolara dayandığı, bölgesinde ve Avrupa’da etkin bir güç haline geldi. Avrupa Birliği yolunda atılan adımlar demokrasi standartını yükseltti. En önemlisi darbe defterinin kapanması, askeri vesayetin sona erdirilmesi konusunda çok önemli yol alındı. Yani 28 Şubat aslında tam da amacının tersi bir sonuç doğurdu. Zaten Türkiye’de her darbe ve müdahale döneminin ardından bu gerçeğe tanıklık ediyor. Halk darbeye tepkisini sokağa dökülerek değil ama önüne sandık konulduğu an gösteriyor. 28 Şubat da bunun bir tekrarı oldu. O dönem şiir okuduğu için cezaevine gönderilen Recep Tayyip Erdoğan şimdi başbakan. Çankaya’ya çıkıp cumhurbaşkanı olması kuvvetli bir ihtimal.

AKP’nin iktidara gelişini büyük bir heyecanla öven bu satırlar, Babahan 28 Şubat’tan sonra gerçekten bir gaflet uykusundan mı uyandı, yoksa sadece taraf mı değiştirdi sorusunu sorduruyor.

Ajan yazarlar tartışması
Bir süredir 28 Şubat ve andıç konusunu köşesinde işleyen Babahan, geçtiğimiz günlerde NTV’deki Basın Odası programında Hürriyet gazetesi başyazarı Oktay Ekşi’den provokatör diye söz etmiş, ertesi gün Ekşi’nin “onu doğduğu yere kadar kovalayacağım” diye yazması üzerine köşesinde yazdığı yanıtta ise Ekşi için “27 Mayıs’ta da kullanıldı, 28 Şubat’da,12 Eylül’de de, ıslak imzada da” demişti.

Babahan, şimdi de Fatih Altaylı hakkındaki suçlamalarıyla gündemde. Ergun Babahan – Neşe Düzel söyleşisinde en çok yankı uyandıran yer, ‘ajan gazetecileri’ ifşa ettiği şu kısım oldu:

- Psikolojik harbin ürünü olduğu apaçık olan o Fadime manşetlerine gerçekten inanıyor muydunuz?
Şeriat tehlikesi yaşandığına yüzde yüz inanıyorduk. Bizler aktif laiklerdik. Sadece rahmetli Ahmet Vardar ve Salih Memecan bu yayın politikasına ve askerle işbirliğine çok kesin karşı çıkıyorlardı. Can Ataklı, Çiller’e yakındı, o da benimsemiyordu. Mehmet Barlas da yayın politikasına karşı çıkıyordu. Geri kalan herkes RefahYol hükümetinin gitmesini istiyordu.
- Darbeyle gitsin, öyle mi?
Biz o dönemde, askerle müttefik olmaktan rahatsız değildik. Türkiye’yi belaya sürükleyen bir hükümete karşı düzen kavgası veriyorduk biz. 28 Şubat’ı darbe olarak görmemiştik.
- Bugün baktığınızda ne görüyorsunuz peki?
Korkunç tabii. (…) Ben 28 Şubat sürecinin sonuna doğru depresyona girdim zaten. Benim o dönemde gazetede en önemli işim, oturup bütün köşe yazılarını okumak ve yazarları tek tek sansürlemekti. 28 Şubat’taki baskılar, bizlerde öyle tuhaf bir duygu ve ruh hali yaratmıştı ki... En ufak bir cümle bile hükümet yanlısı, asker karşıtı gelebiliyordu bize. Ben o bölümleri yazılardan siliyordum.
- Ajan gazetecilerin sayısı basında çok mu fazladır?
- Çok fazladır. Meşhur bir Hayri Birler olayı vardır. Hürriyet’in Ankara bürosunda ikinci adam olarak çalışırken, esas işi açığa çıkıyor ve Hürriyet’ten ayrılıyor ve gerçek işine geri dönüyor. MİT’in Diyarbakır bölge müdürü oluyor.
- Bu ajan gazeteciler ne yaparlar?
- Karakter suikastı yaparlar. İstihbarat kurumları, onlara şu adamı yıpratın der ve onlar da yıpratırlar. Suçlayıcı ve çarpıtma haberleri ve yazılarıyla yıpratırlar. Biz, Sabah Grubu’nda ajan gazeteci var mıydı, varsa bunlar kimlerdi, bilmiyorduk. Bir tek Ünal İnanç’ı biliyorduk. O da Ankara büroda alt kademede biriydi. Ama Hürriyet Grubu’nda Fatih Altaylı’nın, Tuncay Özkan’ın MİT’le ilişkileri biliniyordu. Biz de öyle bilinen gazeteci yoktu.
- Onlar nasıl biliniyordu peki?
- Eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür, onları açıkladı. Zaten geçen gün bir gazeteci arkadaşımız anlattı. 28 Şubat’tan sonra gazeteciler Mesut Yılmaz’la yemekteler. Fatih Altaylı’yla Tuncay Özkan, Yılmaz’ın önünde, “MİT’te kim maaşlı, kim gönüllü çalışıyordu” tartışması bile yapmışlar birbirleriyle. Yani kendileri anlatıyorlar bunu. Güya biri paralı çalışıyormuş, biri de gönüllü. Kendi aralarında bu konuda atışıyorlar. “Sen MİT’ten para alıyorsun, yok ben almıyorum, sen alıyorsun” diye kendi aralarında tartışmışlar.

Habertürk gazetesi genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı, Babahan’ın bu iddialarına karşı dün köşesinde yayımlanan yanıtta ajan suçlamasını yalanlayarak Babahan’a ağır hakaretlerde bulundu. Babahan, bugün bu yazıya köşesinde karşılık verdi. Babahan, Fatih Altaylı’nın zamanında Hürriyet’te çalışırken şimdiki patronu Turgay Ciner hakkında yazdıklarını hatırlattı. Altaylı o dönem üst üste yazdığı yazılarla Ciner’in kriminal bir şahsiyet olduğunu, bu nedenle medya patronluğu yapamayacağını iddia etmişti.

Altaylı’nın ajanlığının daha önce de basında yer aldığını söyleyerek “Bu hep yazıldı. Niye bu kadar sinirlendi bilmiyorum” diyen Babahan, iddialarını yargı yoluyla ispat edeceğini, eski MİT Kontr-terör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür'ü tanık olarak göstereceğini ifade etti.

"Ben de sütten çıkmış ak kaşık değilim"
Babahan’ın sözlerinin devamı ise oldukça ilginç: "Burası küçük bir çarşı. Herkes her şeyi biliyor, kimse konuşmuyordu. Medyada 'it, iti ısırmaz' anlayışı var. Yeni bir dönem açılacaksa herkesin kendi geçmişiyle hesaplaşması gerekiyor. Ben de sütten çıkmış ak kaşık değilim. Bunları kabul etmeden, vicdanla hesaplaşmadan bir yere varamayız."

Babahan, geçmişiyle hesaplaştığını söylüyor. Köşesinde, televizyon programında, söyleşilerinde 28 Şubat döneminde darbeciler tarafından nasıl kullanıldığını anlata anlata bitiremeyen Babahan, ileride bir gün AKP iktidarı dönemindeki çizgisi hakkında da benzeri açıklamalarda bulunur, “Darbe tehlikesine yüzde yüz inanıyorduk. Benim o dönemdeki işim AKP hükümetini övmekti” der mi?