"Akyol'un susması en iyisidir!"

Cuma, 13 Ağustos 2010 15:02

Sermaye yağcılığını liberal tezlerle süsleyip yıllardır cebini dolduran Taha Akyol, yine özelleştirmelerle ilgili yazdı. Aynı yazıda, sermayedarlara ve özelleştirmelere övgüler yağdıran Akyol, "kamu yararı" ile patron kârını karıştırıp, referandum öncesi yargıya akıl verdi. soL editörlerinden Aşkın Süzük de, Taha Akyol'a yanıt verdi.

AKP hükümeti bu hafta Türk Telekom'un satışından sonra, bir günde gerçekleştirilen en büyük özelleştirme ihalesini yaptı. 4 ayrı dağıtım bölgesinde artık özel sektörün borusu ötecek.

Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.’ye (TEDAŞ) ait Boğaziçi (İstanbul Rumeli yakası), Gediz (İzmir ve Manisa), Trakya (Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ) ve Dicle (Diyarbakır, Urfa, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak) elektrik dağıtım şirketleri özelleştirildi. Yapılan ihaleler sonucunda Mehmet Kazancı-Mehmet Emin Karamehmet ortaklığı olan İş-Kaya-MMEKA grubu Boğaziçi Elektrik’i 3 milyar dolar ve Gediz Elektriği 2 milyar dolara satın alırken Trakya bölgesi ihalesini 622 milyon dolar ile Aksa Elektrik Dicle Elektriği ise 228 milyon dolar ile Karavil ve Ceylan ortaklığı kazandı.

Küresel krizin etkisi devam ederken düzenlenen ve yabancı sermayenin ilgi göstermediği ihalelere, Kazancı Biraderlerin rekabeti, Karamehmet'in "muhteşem dönüşü" ve verilen yüksek fiyatlar damga vurdu. İhalelerde gerçekleşen yüksek fiyatların halktan çıkarılacağı aşikâr iken, bu yönde yapılan eleştiriler de artıyor. Elektrik Mühendisleri Odası, ihalelerin iptali için dava açmaya hazırlanıyor.

Belli ki, bu eleştiriler ve bu özelleştirme uygulamalarının da yargıya taşınacak olması liberallerimizi endişelendirmiş. AKP hükümetinin 12 Eylül referandumu öncesi fiyakasının bozulmasını istemiyor olacaklar ki, borazanlığa soyunmuşlar. Konu özelleştirme olunca ve taifemiz liberal ise akla ilk olarak Taha Akyol gelmez mi?

Taha Akyol bugün, "Özelleştirme İyidir" başlıklı bir yazı kaleme almış.

AKP hükümetinin özelleştirme rüzgârını en sert estirdiği dönemde, "o kafa" başlıklı yazılarıyla, özelleştirmelere karşı çıkanları ve satışlara "kamu yararı" doğrultusunda iptal veren yargı mensuplarını eleştiren Akyol, bu kez önceki gün gerçekleştirilen ihalelerle ilgili yazmış.

"Ey Türk burjuvazisi..!"
Taha Akyol yazısına, elektrik dağıtım ihalelerini Türk şirketlerinin almasından duyduğu memnuniyetle başlıyor. Küresel kriz ortamında Türk girişimcilerinin 4 dağıtım bölgesi için toplam "trink 5,8 milyar dolar" verebilmesine işaret ediyor.

İhale tutarının trink ödenmeyebileceği, büyük Türk şirketlerinin dilerlerse, alışverişin yüzde 20'sini peşin gerisini taksitle yapabileceklerini not ederek geçelim.

Akyol'un mutluluğu, ihalede ortaya çıkan tablonun Osmanlı döneminden bu yana Türkiye kapitalizminin başlıca "ideali" olan yerli burjuvazinin yaratılması, her sokakta zenginlerimizin türemesinin bir göstergesi olmasından kaynaklanmış. Şöyle diyor Akyol: "Köylü ve bürokrat Türklerin ticaret ve sanayiye yönelerek milyoner olması 1850’lerdeki Sadık Rıfat Paşa’dan beri milli hedefimiz olmuştur! Abdülhamid de İttihatçılar da bunun için çalışmışlardı."

Atatürk'ün "Kaç milyonerimiz var ki..." şeklinde hayıflanmasını, Menderes'in ise "her mahallede bir milyoner" idealinin aynı özlemin ifadesi olduğunu belirten Akyol, yerli burjuvazinin elektrik ihalelerinde şov yapmasını bu idealin başarıldığına yormuş.

Akyol'a göre bu performansın temelinde girişimci sınıf ve piyasa ekonomi varmış...

Taha Bey, şu sıralar siyasette ikinci baharını yaşayan Necmettin Erbakan'ın meşhur hitabını hak ediyor: "Hadi ordan!"

Elektrik dağıtım ihalelerinde yerli sermayemiz bu paraları dökebiliyorsa, "kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyecek" olmalarındandır. Elektrik fiyat tarifeleri, yani elektrik faturalarını evet EPDK oluşturduğu fiyat mekanizması ile belirliyor. Ancak, elektrik üretim ve satışı yapan şirketlerin önerilerini dikkate alarak. Piyasa şartlarını göz önünde bulundurarak. Yani yüksek ihale tutarları bir şekilde faturalara yansıtılacaktır. Bu bir.

İkincisi, ihalelerde çekişen Kazancı Biraderlerin "esrarengiz" yükselişini ve ihalelerin kazananı Mehmet Emin Karamehmet'in "derin sömürü" ile garantiye aldığı serveti gözden kaçırılıyor.

Kazancı Biraderlerin holdingi Aksa öyle hızlı yükseldi ki, Ağustos 2010'a gelindiğinde gruptan ayrılan büyük kardeş Mehmet Kazancı, kurduğu yeni şirketle, Aksa'da dümene geçen küçük kardeşine karşı kıran kırana çekişebildi. Biraderler, birlikte çalışırken ne birikim yapmışlar ama! 4 bölgeden ikisini Mehmet Kazancı, birini ise ayrıldığı Aksa aldı.

Mehmet Emin Karamehmet'i ise TMSF'den kurtardığı Turkcell ve K. Irak'ta girdiği petrol işi cesaretlendirmişe benziyor. İç ettiği fonlarıyla, Pamukbank örneği de var. Büyük girişimci olmak risk almayı gerektirmez mi? Bazen gerektirmiyor. Karamehmet gibi onbinlerce çalışanını alabildiğine sömüren bir patron için ise hiç gerektirmiyor.

Daha önceki gün internete bir SkyTürk çalışanının feryadı yansımadı mı? Karamehmet'e aylardır ödenmeyen maaşlarının hesabını soruyordu. Akyol, binlerce personeli ücret ödemeden çalıştıran ve batırdığı banka ile milyonlarca vatandaşın vergisine daha kaynakta el koyan bu girişimciyi piyasa adına selamlıyor.

Sormadan edemiyoruz: "Acaba Akyol, satılması gündemde olan Milliyet'ten kaçıp sığınabileceği yeni bir liman mı arıyor?"

Referandum özel: "Kamu yararı ve yargı"

Taha Akyol, yazısının kalan kısmını ise "o kafa" serisinde olduğu gibi "kamu yararı ve yargı"ya ayırmış.

Önce elektrik sektörüne stratejik diyerek, özelleştirmeye karşı çıkanlara çatmış: "Elektrik iletim hatlarının özelleştirilmesine karşı çıkanlar var. “Stratejik sektör” diyorlar. Niye stratejikmiş?.. Stratejik olsa bile niye özelleştirilmesin?"

Telekom'un özelleştirmesinin de aynı nedenle engellenmek istendiğini yazan Akyol, o özelleştirme sırasında "sömürgecilik" tehlikesi ileri sürenlerle dalga geçmiş. Bırakalım Akyol, yazıda atıf yaptığı Mümtaz Soysal ve Necmettin Erbakan'ın özelleştirme karşıtlığındaki yamuklukları, alıcı yabancı olmasın yerli olsun mantığını dilediği gibi eleştirsin. Ancak onları eleştirirken, Türk Telekom'un özelleştirilmesinin "faydalı" sonuçlarını sıralaması cahilliğini ortaya çıkarıyor.

Sermayenin yerlisi de yabancısı da farketmiyor. Akyol her türlüsünü seviyor. Özel sektörün telekomünikasyona girmesinin, fiyatların ucuzlamasına neden olduğunu, yatırımların arttığını, teknoloji ihracı gerçekleştirilebilir hale gelindiğini sıralıyor.

Bırakın yeni sahibi Lübnanlı Oger Grubunu, Türk Telekom'u 2-3 yıllık kârına alan herkes, bu altın yumurtlayan tavuktan piyasa koşullarında "bir başarı öyküsü" çıkarabilirdi.

Türk Telekom’un yüzde 55 hissesi 6 milyar 550 milyon dolara satıldı. 2006-2009 yılları arasında şirketin elde ettiği net kâr ise tam 8 milyar 79 milyon TL! Üstelik yapılan ödeme de üç taksitle yapıldı.

Akyol, fiyatların ucuzladığı verisini nereden elde ettiğini bilemiyoruz. Bildiğimiz şu Türk Telekom'un 2007 yılından bu yana çeşitli tarifelerine ve sabit ücretlere yaptığı zamlarla ilgili tüketici dernekleri tarafından çeşitli davalar açıldı. Bu zamların bir kısmı geri alındı. Bir kısmı ise sözde sektörü kamu adına denetleyecek olan Telekomünikasyon Kurumu'nun tarifelerle ilgili tebliği ile çelişmesine rağmen geri çekilmedi. Olan vatandaşa oldu.

Telekom’un özelleştirilmesi sırasında Oger Telekom, 48 bin kişiye iş vaadinde bulunmuştu. Vaadler elbette unutulacaktı. Şirkette çalışan sayısı değil artmak, giderek azaltıldı. Özelleştirme sonrasında on binlerce işçi ya emekli edildi, ya da maaşları dondurularak başka kurumlara nakledildi. Şirkete alınan sınırlı sayıdaki yeni personelin ise tarikat mensubu olmasına dikkat edildi.

Türk Telekom'un özelleştirildiği 2005 yılında 52 bine yaklaşan çalışan sayısı, 2009'a gelindiğinde 27 bin 530 düştü! 16 Ekim 2007’de başlayan ve 44 gün boyunca devam eden grevin ardından 2008’in bahar aylarında şirket, emekliliği hak eden 4 bin telekom emekçisini emekliliğe zorladı.

Akyol'un yazısında övdüğü "rasyonel iş idaresi"nin beklenen sonuçları bunlar...

Kısacası konu özelleştirmeleri savunmak ve yargıya çatmak olunca, kamu yararını kendine göre tanımlayıp, bu tabloyu yok sayarak gerçekleri saptırmakta Akyol'un üzerine yok.

Öyle ki, elektrik dağıtım özelleştirmesinden elde edilecek gelirin halka hizmet olarak döneceğini bile yazabiliyor: "Devlet de aldığı 5 milyar dolarla yol, okul, hastane, santral yapacak."

Yani "kamu yararı" var.

Hangi özelleştirmede elde edilen gelir, yol-su-elektrik olarak halka geri döndü ki? Akyol, özelleştirme gelirlerinin Hazine'ye ve bütçeye borç ödemek için aktarıldığını ve ancak borç faizlerinin bir kısmını ödeyebildiğini bilmiyor mu?

Özelleştirmede kamu yararı olduğunu Türk Telekom özelleştirmesiyle kanıtladığını düşünen Akyol, elektrik dağıtım ihalelerinde açılacak davada mahkemenin "kamu yararı yoktur" kararı vermemesi gerektiğini söylüyor. Zaten Akyol'a göre mahkemeler, sadece "teknik hukuki" inceleme yapmalılar. Yani "taraf tutmadan" karar vermeliler. AKP hükümeti de Anayasa değişiklik paketinde yargıya ilişkin düzenlemeleri aynı gerekçeyle sunmadı mı?

Referandumda oyunun rengini belli etmemeyi tercih eden Akyol, bu yazısıyla aslında koca bir "EVET" demiş olmuyor mu?

Akyol yazısını, "Başta Turgut Özal olmak üzere, 1980’lerden beri özelleştirme yapanlara ve elini taşın altına koyan girişimcilerimize saygı duyuyorum" diyerek bitiriyor.

Yani aslında Taha Akyol, alenen suçu ve suçluyu övüyor.

Aşkın Süzük (soL)