"Teniste hedef, sermayeye hizmet"

Tenis Federasyonu Başkanı Ayda Uluç’un basında yer alan açıklamalarında "Tenis, Türkiye'de hala “zengin sporu' olarak algılanıyor, biz bu algıyı kırmak istiyoruz" dedi. soL yazarı Barbaros Tantan, Uluç'un " tenisn zengin sporu algısını değiştirme" iddiasını değerlendirdi.
Pazar, 19 Aralık 2010 10:00

Barbaros Tantan’ın soL-Spor için kaleme aldığı “Teniste hedef: Sermayeye hizmet” başlıklı yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

Teniste hedef: Sermayeye hizmet.

Başlığa bakıp da, "bu düzende sermayeye hizmet etmeyen spor dalı var mı?’’ sorusunu çok rahat yöneltebilen sayısı milyonlarla ifade edilebilir. Ancak, bu kez durum farklı…

Tenis Federasyonu Başkanı Ayda Uluç, "Tenis, Türkiye'de hala 'zengin sporu' olarak algılanıyor, biz bu algıyı kırmak istiyoruz" demiş, ama nasıl kırabileceğini ya da bu sporu yoksullara nasıl sevdirip yaptırabileceğini söyleyememiş…

"Karnını doyuramayan ve yaşamsal temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan milyonların yaşadığı ülkemizde bu spor dalı nasıl yaygınlaştırılabilir" bu soruya yanıt veremeyen çelişki dolu bir açıklama yapmış…

Anımsatalım, yapmak için gerekli malzemelerin tedariki ciddi bir ekonomik kaynak kullanmayı gerektiriyor. Her boşlukta oynayamazsınız (yani mahalle aralarında ya da herhangi bir boşlukta) o yüzden özel alan düzenlenmeli.

Neyse, varsayalım ki bunları sağladınız, sonra ?

İşte, bu süreci yine Başkan Uluç’un ağzından çıkanlara dayalı irdelerken şaşırmamak mümkün değil… Herkesin bir spor ayakkabısının, tişörtünün, şortunun veya eteğinin olduğunu ifade eden Başkan Uluç, "Bir kutu top zaten çok uzun süre kullanılıyor. Onun dışında 50 liradan 500 liraya kadar raketler var. Türkiye'de üretilen malzemeler de var. Eskiden her şey yurt dışından geliyordu, bu yüzden çok masraflıydı. Artık öyle değil’’ demiş…

İyi de, günlük yevmiyesi ortalama 30-50 TL arasında değişen milyonlar, sadece bir spor dalına olan merak için fiyatı 5—500 TL arasında değişen raketlerden alıp bir kortta nasıl koşturabilir?
O rakamlar, bir ailenin aylık beslenme giderine denk geliyor, acaba Federasyon Başkanı Ayda Uluç bu verilere sahip mi değil ?

Zaman ve kullanılan ilişkiler açısından irdelendiğinde de, emeğiyle geçinenlerin ilgi göstermesi pek olası olmayan bir spor dalı tenis… İlk kez Meksika'da Toltec yerlileri tarafından oynandığı ileri sürülen ve mucidi bir militarist olan Binbaşı Walter Clapton Wingfield’in piyasacı bir bakışla ‘’oyundan zengin olabileceğini’’ hissetmesi üzerine patentini aldığı tenis, daha sonra da (10. yüzyılda) ilk kez Fransa'da kortlarda oynanmaya başlanıyor.
Yani, artık yatırımla kort oluşturmak gerekiyor….

Başkan Uluç, tenis sporunun zor ilerleyen ve gelişen bir spor olduğunu da gizlemeyip, "Çok sayıda Türk tenisçinin, 5 sene içinde dünya klasmanında yer alacağına inanıyorum" demiş… 13. yüzyılda Fransa'da kralın huzurunda daha sonra ise İngiltere'de Windsor Şatosu'nun surları civarı ve asillerin konaklarının yakınlarında kort oluşturularak oynanan bu oyun, ekonomisi kırılgan ve yoksulu çok olan ülkemizde nasıl gelişecek, bunu söyleyen yok… Tenis, zengin ve aristokrat tabakanın sahip çıkarak geliştirmeye çalıştığı bir spor dalı olduğunu daha ilk dönemlerinde yaşanan patent olayıyla tescil edilmiş bir olay. Fransa dışında ‘’kraliyet ailesine özgü bir oyun’’ olarak anılması da engellenememiş bir oyun zaten.
Federasyon Başkanı Uluç, dünya klasmanında ilk 100'de yer alan milli tenisçi Marsel İlhan ile gurur duyduğunu söylüyor. Karşı çıkacak değiliz, bu duyguyu yaşasın, ülkedeki milyonlar da yaşasın… Ama, etnik kökenle pek ilgilenmememize rağmen, Marsel İlhan’ın başka bir kültür ve ekonomik yapıdan geldiği gerçeğini de gizleyemeyiz…

Naim Süleymanoğlu’nun TC vatandaşı yapılıp kısa sürede halterde altın madalyalar toplanmasının yolunun açıldığı ancak bu piyasacı anlayışın çok değil 10-15 yılda tükendiğini hep birlikte yaşadık.

Federasyon Başkanı Uluç da, yeniden böyle bir yolu tarifler gibi duruyor. Kendi söylemiş, "Yılda 40 haftaya yakın turnuva oynuyor, turnuvalara katılması için de büyük bir finansman gerekiyor. Marsel turnuvalarda da tek başına değil, antrenörü ve partneri de var. Tabii ki masraflı, ancak buna değiyor" sözleri çok açık...

Marsel’in bir yıllık masrafının, emeğiyle geçinen, yoksulluğu aşmaya çalışan, kolektif ve daha rahat bir yaşamı özgürlükleriyle birlikte tatma umudunu taşıyan milyonlarca aile için ne anlama geldiğini, kime sorsanız ciddi yanıtlar alırsınız.

Bir avuç sermayedar, eteğindeki zenginler, küçük burjuvalar ve onların özentisiyle yanıp tutuşanlar haricinde büyük çoğunluğun sadece raket, oyun alanı ve benzer argümanlarını tanıdığı bu oyunun skor perspektifinden bile haberdar olmadığını, federasyon başkanı bilmiyor olsa gerek…

Grand Slam Turnuvaları, şampiyona ve dünya serileri ile Challenger'lar tenis sporu için kritik eşiklerdir. Bu turnuvalara katılan oyuncular, puan ve para ödülü kazanır.
Türkiye'de 1900'lü yıllarda İngiliz diplomatlar aracılığıyla tanıtılan ve 1915’ten sonra Amerikan kolejlerinde oynanmaya başlanan tenis, kulüpler düzeyinde de ilk kez Fenerbahçe'nin el attığı bir spor dalı oldu. Bundan da anlaşılıyor ki (yapısal duruşu sermaye ağırlıklı kulüp olması dolayısıyla) tenis, gerçekten bir zengin sporu…

Halen iki kademede oynanan Türkiye Deplasmanlı Tenis Ligi karşılaşmalarını hangi yapılardaki kulüplerin gerçekleştirebildiğine bakmak bile yeterli…

O kulüpler içerisinde amatör ruha sahip olan, kapılarını halk çocuklarına açık tutabilen ve herkesin bu sporu yapmasına olanak yaratabilen bir tarz, anlayış ya da yaklaşım var mı?

Olamaz, işte federasyon başkanının belki de anlayamadığı ya da anlasa da ustalıkla gizlemeye çalıştığı gerçek bu…

İşin özü, teniste hedef, sermayeye hizmet…

Barbaros Tantan

soL-Spor