Kayıp kuşağın romanı: 1902 doğumlular

1902 Doğumlular, Erich Maria Remarque’ın "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok" adlı romanında kullandığı tabirle, mermilerden kurtulmuş olsalar da bir nesli fiziksel ve ruhsal olarak mahveden bir savaşın cephe gerisinden bir anlatımı, çocukluk ve ilkgençlik yıllarını 1914-1918 arasında yaşamak zorunda kalan gençlerin hikâyesi ve bir toplumun kendisini yönetenlerin hırsı ve açgözlülüğü yüzünden çöküşünün tanıklığıdır.
soL Kültür – Merve Tokmakçıoğlu
Cumartesi, 04 Kasım 2017 09:38

Ernst Glaeser’in otobiyografik romanı 1902 Doğumlular (Jahrgang 1902) ilk olarak 1928 yılında Almanya’da basıldı. Diğer tüm kitapları gibi bu roman da Naziler tarafından toplatılarak 1933’te yakıldı.

Romanın yazarı Ernst Glaeser (1902-1963) Almanya’da doğmuş ve tıpkı romanının karakterleri gibi çocukluk ve ilkgençlik dönemlerini Birinci Dünya Savaşı’nın zorlu yıllarında geçirmiştir. Savaş karşıtı görüşleri ve solculuğu nedeniyle Nazi yönetiminin her daim hedefinde olan yazarın her kitabı yasaklanmış, toplatılmış ve yakılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından az bir zaman önce İsviçre’ye yerleşen yazar 1963’te Almanya’da hayata gözlerini yummuştur.

1902 Doğumlular, Birinci Dünya Savaşı’nın arifesinde başlayan dört yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır. Bu zaman dilimi boyunca 12-16 yaş aralığını süren romanın başkarakteri ve anlatıcısı E. ve arkadaşları Ferd, Leo ile August romanın odağındadır. Savaşın içinde yer almayan ama cephe gerisinde kalarak savaşın Alman toplumuna nasıl etki ettiğini ve değiştirdiğini yaşayan bu karakterler savaş hakkındaki en yalın ve en doğru gözlemleri yaparlar:

Savaş iş olmuştu. Herkes savaşa alınmıştı. Kentimizdeki yaşam kendi çıkarlarını gözetiyor, sürüp gidiyordu. Cephedeki erkekler iş için uzak, tehlikesiz yolculuklara çıkan hısımlar gibi düşünülüyordu artık. Onlara kazançlarına göre değer biçiliyordu (...) Biz savaşı büyük bir kardeşlik olarak bilmiştik; şimdi birdenbire kazanç aracı olduğu bildiriliyordu. Savaş demek Almanya zengin olmalı, şu, şu kömür ocakları, şu ya da bu deniz yolları Almanya’nın olmalı demekti.[1]

Romandaki olaylar başladığında on iki yaşında olan E. savaşın ve romanın sonuna yaklaşıldığı dört yıllık dönemde babasının cepheye gidişine, arkadaşı Leo Silberstein’ın veremle mücadelesine, Kızıl Binbaşı’nın oğlu diye çağrılan arkadaşı Ferd’in babasının görüşleri nedeniyle dışlanmasına, arkadaşı August’un maden işçisi babasının grevbaşı olmasından dolayı tutuklanıp cepheye gönderilmesine tanık olmuş, hava saldırılarını, açlığı, kıtlığı ve salgınları bizzat yaşamıştır. Yazarın başarısı, çocuğun yalın bakış açısı, büyüme sancıları, cinsellikle ilgili merakları ve savaşın zorlu yıllarının son derece masumane ve etkileyici olarak aktarılmasıdır:

Babalarımız bizi nasıl bıraktılarsa öyle kalmaya ant içmiştik. Onları dönüşlerinde sınır boylarına uğurladığımız seslerimizle karşılamak istiyorduk. Duvardaki resimlerimiz gibi, son gecelerinde yatıp uyudukları yatakları gibi, değişmemek, öylece kalmak istiyorduk. (syf.156)

Savaşın yıkımına karşılık E. bir yandan da yaşamı yaratan, kendi deyimiyle, “gizemi” merak eder; cinselliğe duyduğu ilgi ile bu “gizemi” deneyimlemek ister. Ancak böyle bir tecrübe edinirse yaşamın amacının ne olduğunu anlayabileceğini düşünür:

Benim bildiğim kendini beğenmiş, gürültücü adamlar, (...) sert adamlar, belki yirmi kişinin üstü olan, karşılarında put gibi durulan subaylar; sınıflarında gözlerine girmek, aferinlerini alabilmek için can atılan öğretmenler; kendilerine selam vermediğimiz için bizi pataklayan son sınıf öğrencileri (...) bütün bu güçlü kişiler, belirli kadınların önünde değişiyorlardı. Hareketlerindeki sertlik yitiyor; seslerindeki buyurucu ton uçup gidiyordu. (...) Öylesine değişiyorlardı ki, arada bir onların gerçekten iyiliksever olduklarına inanıyordum. Ama yalnızca âşıktılar. (syf. 80)

Bu merakını her gidermek isteyişinde E.’yi savaş araya girerek engeller; cinselliği tecrübe etmesiyle yaşayacağı bu değişim her seferinde ertelenir. Hayatta kalma içgüdüsü öne çıkarak açlığa, kıtlığa ve salgın hastalıklara karşı mücadele etmeye başlar; bir yandan da okulun ve eğitim sisteminin böyle bir ortamda amacını sorgulamaya başlar:

Savaş bu okulu hiç etkilememişti. Burada savaş, yazılması bitirilmediği için henüz ders konusu olmayan bir tarih bölümü sayılıyordu. İkide bir babası vurulan öğrenciler oluyor, sıralarda kollarına kara şerit bağlayan gençlerin sayısı artıyordu ama bunlar kürsüde hiç söz konusu edilmiyordu(...) Biz açlık çeker, ders aralarında birbirimizin ekmeğini çalarken [profesörler] bizi Latinceden, Grekçeden değerlendiriyorlardı. (syf. 205)

1902 Doğumlular, Erich Maria Remarque’ın Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok adlı romanında kullandığı tabirle, mermilerden kurtulmuş olsalar da bir nesli fiziksel ve ruhsal olarak mahveden bir savaşın cephe gerisinden bir anlatımı, çocukluk ve ilkgençlik yıllarını 1914-1918 arasında yaşamak zorunda kalan gençlerin hikâyesi ve bir toplumun kendisini yönetenlerin hırsı ve açgözlülüğü yüzünden çöküşünün tanıklığıdır.


[1] Glaeser, Ernst. 1902 Doğumlular, çev. Öner Ünalan. Can Yayınları, 1981, s. 157.