Edebiyat Günleri'nin İzmir oturumları sona erdi

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nce düzenlenen "Çürüme edebiyatının anatomisi" konulu Edebiyat Günleri'nin son oturumlarında "#şiirsokakta mı tükeniyor?" ve "Şişirilmiş benlik çağında sanal alem ve edebiyat" konuları ele alındı.
soL-İzmir
Pazartesi, 27 Şubat 2017 14:36

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nin ilkini İzmir'de "Çürüme edebiyatının anatomisi" genel başlığıyla düzenlediği Edebiyat Günleri sona erdi. Dört gün ve dokuz oturumdan oluşan etkinlikler dizisinin son gününde Şair-Yazar Onur Akyıl "#şiirsokakta mı tükeniyor?" konulu bir sunum yaparken, Psikiyatrist Tolga Binbay ve Psikiyatrist Endam Köybaşı "Şişirilmiş benlik çağında sanal alem ve edebiyat" konusunu ele aldılar.

ONU AKYIL: ŞİİRİ, BİRİSİNİN KENDİNİ İFADE ETMESİ ÜZERİNDEN TARİFLEMEK YETERSİZ

#şiirsokakta hareketinin dört yıl önce Kadıköy'de dört arkadaşın harekete geçmesiyle yola çıktığını hatırlatan Onur Akyıl, "İnsanlara şiiri ulaştırmak dışında ortak bir gayesi yoktu. Daha fazla bir beklentimiz yoktu ama süreç içerisinde farklı uçlar vermeye başladı. Bir yıl sonra gidebileceği uçları az çok kestirmeye başladık" dedi. 

Türkiye'de herkesin çok iyi bildiği işlerin başında şiirin geldiğini vurgulayan Akyıl şöyle konuştu:

"Şiiri, birisinin kendisini ifade etmesi üzerinden tariflemenin yetersiz kaldığı açık. Biraz da bunu tartışmamız gerekiyor. Herkes her istediğini, istediği biçimde söyleyebilecekse, 'güzel' kavramına ne ihtiyaç var? Belki de bu vesileyle güzel olanı tanımlamak zorundayız. Bize sunulan tercihlerde, çoktan seçmeli listelist ve onedio testlerinde en güzel olan seçenekleri tercih ediyor olmak, güzel olanı mı güçlendiriyor, soran veya cevaplayanı mı güçlendiriyor? Bireyler arası iletişimin sözcüklerle sağlandığı insanda, bireyin ifadesi içgüdüsel duygu tonunun ifadesi olmaktan kurtulmak zorundadır. Bu da benzer algı dünyaları olduğu varsayımı üzerinden olur. Bu sayede biz de 'diğerlerini' bazı değerler ve değersizlikler üzerinden tanımlarız. Estetik alımlama, gerçek dışı olanı sürüye aktarır. Estetik olmayanın nasıl örgütlendiğine ilişkin ideolojik ayrışmalar da bu noktada başlar. Basit olanı söylediğimizde, yani söylemlerimizi küçülttüğümüzde bu daha anlaşılır hale geliyor. #şiirsokakta da bugünkü şeklini, söylemi küçültme üzerinden yaymıştır."

"İNSANI GELİŞTİREN DEĞİL TÜKETİLEBİLİR OLAN DAHA ÇOK OKUNMAKTA"

Estetik değerlerden yoksun olan metinlerin artma nedeninin, daha çok deneyim isteğinin artması ile ilişkili olduğunu ifade edeb Akyıl, "Bu nedenle insanın gelişebilirliğinden çok, tüketilebilir olan daha çok okunmaktadır. Paranın ve gücün tahakkümünün olduğu bir toplumda değersizlik, umutsuzluk ve yalnızlıktan bunalmış bireyin kendine pencere açma isteğinin görüntüsüdür, kolay tüketilebilen ve kolay okunan şiir. Hayatta ve ayakta kalmamızı sağlayan şeyler, hayatta ve ayakta kalmış şeyleri anlamamızı güçleştirir. Yaşamak ve anlamak iç içe geçmiştir. Yaşamak zorlaştıkça, sunulanın arka planını görebilmemiz zorlaşmaktadır" dedi. 

"IPHONE'LER, GÖKDELENLER, CANON'LAR OLMADAN BİR TARİH KURULMALIDIR"

Klasik iktidarın bedenler üzerinde bir tahakkümde bulunduğunu, modern iktidarların ise içkin olarak ruhlar üzerinde tahakküme giriştiğini söyleyen Akyıl, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu çağın edebiyatı yalnızlık ve başarısızlığı yazmaktadır. Üstelik bu duyguyu besleyerek... Yıkıcı olanın estetiğidir bu. Bizi kendi öznemize küçük düşürecek şeyler sanat olduğunda bilincimiz daha da hapsolur. Modern iktidar ruhumuza girmişken, yeni tüketim alanlarını daha fazla kurar. Kendimize içkin yaşam enerjimizi ve bizi ayakta tutanı yıkar. Ne yapmalı? İnsan değiştiren ve dönüştürendir. Tarih aynı anda hem ayaktadır, hem de değildir. Efes, Selçuk'ta bunu daha çok hissederiz. Estetiğin yargısı güzel ve çirkindir. Ama buna rağmen güzel ve çirkini görmeden yaratmak ve üretmek gerekir. Çünkü biz yaratmadıkça bu popüler tarz üstümüze gelecektir. Kendi müstakil hayatlarımızdan çıkıp, birbirimize temas etmemiz gerekiyor. Çünkü etkileşim doğru sanatı kurar. Doğru sanat da doğru toplumu... Iphone'lar, gökdelenler ve Canon'lar olmadan bir tarih kurulmalıdır. Tarihi nesnelerin güdümünden kurtarmamız gerekiyor. Sermaye, sanatı bir sürü bilinci olarak bize sunuyor. 'Facebook'ta beğen yeter' diyor. 'Sevgiline yolla' yeter diyor. Şiirin inandığımız değerleri üretmesine izin vermeliyiz."

"ŞİŞİRİLMİŞ BENLİKLERİN EN FAZLA GÖRÜNDÜĞÜ ALANDIR SOSYAL MEDYA"

Psikiyatrist Tolga Binbay ve Psikiyatrist Endam Köybaşı "Şişirilmiş benlik çağında sanal alem ve edebiyat" konusunu ele aldılar. 

Bu bölümde özetle şunlar ifade edildi:

"Bugün yeni bir fenomenle karşı karşıyayız. Bir fotoğraf karesi dolaşımda: Bir fincan kahve ile birlikte bir ktap... İnsana huzuru çağrıştıran bir kare... Bu kare kitap okuma alışkanlığı ile anılmaya başlandı. Bu kareye en sık giren kitap 'Kürk Mantolu Madonna' idi. Bir programda sunucunun sürçmesi ile bu kare ve okurun bu kitapla kurduğu ilişki ifşa olmuş oldu. Bu kare neyi açığa çıkarıyordu? Yani benliğin edebi nesnelerle kurduğu ilişki neydi?

Türkiye son 20 yılda büyük bir değişimden geçti. Edebiyat da bu değişimden nasibini aldı. Küçük kitapçıların yerini büyük tekeller ve kitap marketleri aldı. 1996 yılında Orhan Pamuk'un Yeni Hayat kitabı Türkiye'de ilk kitlesel reklamı yapılan romandı. Belki de ilk edebi meta...

Edebiyatın değişim değerinden çok, kullanım değeri ön plandadır. Bugünse farklı bir tablo söz konusu.  2005 yılında 'Dua et, gerisini Allah'a bırak' adlı kitap 1.5 milyon TL kazandı.

Başa dönersek; malum fotoğraf karesi bize keyif, doyum, huzur vermeyi vaat etmektedir.

Yaklaşık 200-300 yıldır gerçekliğin kurgulanır, inşa edilebilir olduğunu biliyoruz. Freud ise gerçekliğin salt bilinçte değil, bilinç dışında da kurgulanabilir olduğunu söylemektedir.

Benliğin inşa süreci bir çok faktörden etkilenir. Bunlar genetik yüklülüğümüz, erken çocukluk travmalarımız ve içinde yetiştiğimiz kültürel ortamdır.

Bireyin metalarla kuşatılmadığı dönemlerde insan daha çok bastırma mekanizmasını kullanmaktaydı. Bunun sonucu olarak konversiyon, somatizasyon gibi hastalıklar daha fazla görülmekteydi. Ancak dört bir yanımızın metalarla kuşatıldığı bugüne geldiğimizde bastırma mekanizmasının etkisinin yitirildiğini görüyoruz. İnsanın bastırması değil, tersine talep etmesi gerekmektedir. Çünkü bu arzular aynı zamanda tüketimin temel motivasyonudur.

Beslenme arzumuz tüketim için kışkırtıldığında obezite kaçınılmazdır. Kendiliğimize dair porsiyonlar büyüdüğünde ise bu durum, şişirilmiş benlikler olarak karşımıza çıkıyor.

Sosyal medya aracılığıyla kurduğumuzda aldığımız anlık doyum, reel dünyada bir türlü alamadığımız doyumu telafi etmektedir.

Bugün şişirilmiş benlikler uyum sağlamamızı bir yönüyle olaylaştırıyor. Toplumsal karşılığı var.

Şişirilmiş benliklerin en fazla göründüğü alandır sosyal medya. Sosyal medya arzu edilen benin teşhir sahasıdır. Bir anlamda cennettir. Kendisine dair kötüyü içermeyen ve hep doyum sağlanan bir cennet...

Bireyin sistemle kurduğu ilişki bugün için kaçınılmaz olarak başarı üzerinden tanımlanmaktadır. Artık sistem bizi narsistik olana zorlamaktadır. Özbenliğimiz ortadan kalktığında, doyurulması mümkün olmayan bir arzu ortaya çıkıyor. Ve sistem bu arzunun sadece bu şekilde doyurulacağını ifade ettikçe yeni metalar üretiyor.

Neden kitap ve kahve mi? Neden huzur mu? Çünkü toplumun huzur ihtiyacı var. Kitap ve kahve fotoğrafı bu arzuyu doyurmayı bize vaat ediyor. İyi ve güzel olanı okumakla tanımlıyorsak bu tabloda olumlu bir şey vardır. Ancak bireylerin edebiyatla kurdukları ilişkinin bir meta üzerinden tanımlanması kadar sakıncalı olabilecek başka bir konu da var. Bireylerin doyurulamayan arzularını başka bireylere meta olarak yansıtmasıdır bu da..."

EDEBİYAT GÜNLERİ İSTANBUL VE ADANA'DA GERÇEKLEŞECEK 

KADIKÖY NHKM PROGRAMI

- 9 Mart Perşembe, Saat 20:00, Ruhi Su Salonu 
Metin Tülü sunumu: Yeni Nesil Edebiyatçılar Ne Anlatıyor

- 11 Mart Cumartesi, Saat  16:00, Ruhi Su Salonu
Nevzat Evrim Önal sunumu: Edebiyatta Lümpenleşme

- 16 Mart Perşembe, Saat 20:00, Yılmaz Güney Salonu
Suphi Varım sunumu: Polisiye ve Fantastik: Neden Şimdi?

- 18 Mart Cumartesi, Saat 16:00, Ruhi Su Salonu
Taylan Kara sunumu: Yeni Dergicilik ve Yeni Edebiyatın Soy Kütüğü

ADANA NHKM PROGRAMI

- 25 Mart Cumartesi, Saat 14:00 
Nevzat Evrim Önal sunumu: Edebiyatta Distopya

- 25 Mart Cumartesi,  Saat 16:30  
Taylan Kara sunumu: Yeni Dergicilik ve Edebiyatın Soy Kütüğü

- 26 Mart Pazar, Saat 14:00  
Deniz Sözüak sunumu: Yeni Nesil Edebiyatçılar Ne Anlatıyor

- 26 Mart Pazar, Saat 16:30  
Suphi Varım sunumu: Polisiye ve Fantastik: Neden Şimdi?

ANKARA VE ÇANAKKALE'DE DE DÜZENLENECEK

"Çürüme edebiyatının anatomisi" başlıklı etkinlikler dizisinin Nisan ayında Ankara NHKM ve Çanakkale'de de gerçekleştirilmesi planlanıyor.