'Tek seçenek, emekçi örgütlenmesi'

Bu yıl "Geçmişten Geleceğe Türkiye" başlığıyla düzenlenen Ütopyalar Toplantıları'nda Türkiye'nin içinde bulunduğu güncel krizlerin teorik ve pratik temelleri tartışıldı.
Perşembe, 17 Temmuz 2008 06:57

soL (HABER MERKEZİ) 30 Haziran-6 Temmuz tarihleri arasında İzmir Karaburun'da gerçekleştirilen 15.Ütopyalar Toplantısı'nda ülkenin temel sorunlarına teorik ve güncel yaklaşımlar, sorunların temelleri ve çözüm önerileri tartışıldı. Toplantıları düzenleyen Bilim ve Gelecek Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ender Helvacıoğlu, soL'un sorularını yanıtlayarak Ütopyalar'ı değerlendirdi.

soL: Ütopyalar Toplantıları'nı, bu yılın teması "Geçmişten Geleceğe Türkiye" çerçevesi açısından değerlendirebilir misiniz?
Bu yılki Ütopyalar Toplantısı'nın çerçeve konusu, geçmiş yıllara oranla çok daha somut ve politikti. Dahası, ülke politik gündeminin oldukça yoğun olduğu bir döneme de rast geldi toplantı. İster istemez güncel ve sıcak konulara girdik ve oradan genele gitmeye çalıştık.

Bu toplantıların hedefi somut sonuçlar çıkarmak ve kararlar almak değil. Konulara farklı açılardan bakan ve farklı boyutlarıyla ele alan sunuşlar yapmak, fikirleri ortaya koymak, tartışmak, zihin jimnastiği yapmak, kendi bakış açısını derinleştirmek, öğretmek ve öğrenmek. Bu açılardan verimli tartışmalar yaptığımızı söyleyebilirim.

Hangi başlıklar öne çıktı?
Bağımsızlık, laiklik, ulusalcılık, demokrasi, liberalizm, küreselleşme, Kürt sorunu gibi konular, AKP'nin kapatılma davası ve Ergenekon operasyonu sıcaklığı içinde tartışıldı. Güncel krizlerin altındaki yapısal kriz analiz edilmeye çalışıldı. Öne çıkan ülke sorunlarının hangi birikimlerin sonucu oluştuğu konuşuldu. Türkiye'nin geleceğine ilişkin olası senaryolar değerlendirildi tabii sınıf ilişkileri bağlamında. Hem düzeyli uzman sunuşları hem de daha politik konuşmalar oldu.

Özellikle sizin sunum yaptığınız günün tartışma başlıklarına ilişkin neler söyleyebilirsiniz?
Benim sunuş yaptığım gün, aynı zamanda DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün'ün, TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'ın ve İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Semih Koray'ın da sunuşları vardı. Toplantının en yoğun ve en politik, dolayısıyla en çok ilgi çeken günüydü. Görgün, doğal olarak, sendikacılık ve işçi sınıfının sorunlarına yoğunlaştı. Bir sendika konfederasyonu olarak DİSK'in ülke politika arenasındaki ve sınıf mücadelesindeki konumu sorgulandı. Görgün, AB'ye bakış, 1 Mayıs gibi konularda yoğunlaşan sorularla karşılaştı ve politik konularda esas olarak topu politikacılara attı.

Okuyan, Türkiye'nin geleceğinde solun rolü konusunu tartışmaya açtı. Gerek politik gerekse örgütsel anlamda, sosyalist solun hangi stratejileri izlerse ülke geleceğinde bir şansı olabileceği sorusuna yanıt aradı. Okuyan, TKP'nin laiklik, milliyetçilik gibi kavramlara ve Ergenekon operasyonu, AKP'nin kapatılma davası gibi daha güncel konulara yaklaşımının ne olduğu gibi sorulara yanıt verdi.

Koray'ın konuşmasında, emperyalizmin küreselleşme saldırısına karşı ulus-devletin savunusunun öne çıktığı vurgusu başattı. Doğal olarak, Ergenekon operasyonu, orduya yaklaşım, Koray'ın sunuşunun temel tartışma konuları idi.

Benim sunuşumdaki temel vurgu, gerek emperyalist saldırılara karşı mücadelede gerekse ülkenin öne çıkan sorunlarının çözümünde burjuvazinin ilerici bir potansiyelinin kalmadığı ve ancak örgütlü bir emekçi gücüne yaslanmanın çıkış yolu oluşturabileceğiydi. Cumhuriyet mitinglerinin değerlendirilmesi yoğun olarak tartışıldı.

Sonuç olarak, gerek bu yoğun günde gerekse bir gün sonra toplu tartışma yaptığımız forumda tartışmanın ana ekseni, Sosyalist Sol'un ülkenin geleceğinde rol sahibi olabilmesi için yaslanacağı esas maddi gücün ne olduğuydu. Ordu ve devletin içindeki ulusal kuvvetler mi, yoksa örgütlü emekçi halk hareketi mi? Bir sürü tartışmanın altındaki esas soru aslında buydu ve ayrışma bu soruya verilen yanıtlarda yaşandı.

Türkiye'nin içinde bulunduğu güncel duruma bakarsak sizce nereye doğru gidiyoruz?
Çok kısa yanıt vereyim. Türkiye'nin emekçi karakterli bir devrimden başka hiçbir şansı yok. Bu çok uzak bir olasılık, bir ütopya gibi görünebilir ama bence hızla gündeme girecek. Türkiye ya bir sömürge olacak ya da bir emekçi cumhuriyeti. Ordu ve devlet içindeki bazı olumlu kesimleri ancak bir emekçi gücü yaratabilirseniz değerlendirebilirsiniz.

Bugün artık AKP ve Ergenekon değil, AKP ve Ergenekon sonrası Türkiye tartışılıyor. Küresel sermaye tarafından, birileri kullanıldıktan sonra deliğe süpürülüyor, birileri de yine kullanıldıktan sonra feda ediliyor. Ergenekon operasyonu, bazılarının lanse ettiği gibi derin devlete karşı bir demokrasi atağı değil, bizzat ABD tarafından yürütülen günün koşullarına uygun yeni bir derin devletin ve daha işbirlikçi bir ordunun oluşturulması operasyonudur. AKP davası ile de yıpranmamış bir işbirlikçi iktidar hedefleniyor. Küresel sermaye bu yönde bir toplum mühendisliğine girişmiş durumda. Başarılı olabilirler mi? Uzun vadede olanak yok kısa ve orta vadede ise bize bağlı.

Emekçilerin, onların önderlerinin ve sosyalist aydınların gönül rahatlığıyla akabileceği bir devrimci havuzun yaratılması bugün en önemli mesele. Bunu becerebilecek esnekliği gösteren bir örgüt, ülkenin geleceğinde de rol sahibi olacaktır. Ve ancak böyle bir örgüt, başka sınıflar içinde de yandaşlar bulabilir. Öncekilere oranla çok daha politik olan bu yılki Ütopyalar Toplantısı'ndan benim çıkardığım esas sonuç budur.