“Sızlanmayı bırakıp, kolları sıvayalım…Seçimlere 6 ay kaldı…”

Alevi çocuklarına zorunlu din dersi verilirken, psikolojik baskı uygulanırken "türban zulmünden" bahsedilmesine tepki gösteren Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Birsen Temir: "Siyasal İslam o kadar büyüdü ki, bu büyümeden anlaşılan o ki CHP’nin de bazı yöneticileri etkileniyor."
Salı, 21 Aralık 2010 10:12

Birsen Temir, ODTÜ Tarih Bölümü mezunu, öğretmen. Aynı zamanda Şubat ayında kurulan Alevi Kadınlar Birliği’nin Başkanı. Temir ile son dönem sık sık gündeme gelen AKP’nin Alevi açılımını, Alevi kadınların önümüzde ki dönem neler yapacağını ve genel olarak Türkiye siyasetini konuştuk...

Öncelikle Alevi Kadınlar Birliği’nin kuruluş öyküsünü öğrenmek isteriz sizden, bildiğimiz kadarıyla yeni bir derneksiniz...

Alevi Kadınlar Birliği yeni bir dernek. Bu yılın Şubat ayında kuruldu. Aleviler kadın erkek eşitliğini peşinen kabullenseler de, günlük yaşamda bu böyle değil. Biz buna müdahale ettik. 20’ye kadın bir araya geldik, Alevi Kadınlar Birliği’ni kurduk. 8-9 aylık süreye binlerce kadının katıldığı bir çok etkinlik sığdırdık. “İktidar, Şiddet ve Kadın” başlığıyla 3 Nisan’da Ankara’da yaptığımız panele 500 civarında kadın katıldı. AKP, CHP ve BDP dahil farklı siyasi eğilimlerden kadınların katıldığı panel de, “İktidarın çoğunluğu kadınlarda olsa ne değişirdi?” konusu tartışıldı. O günlerde Ankara’da Tekel işçilerinin direnişi vardı. Paneli yöneten sendikacı ve yazar Yaşar Seyman’ın 'İktidarın çoğunluğu kadınlarda olsaydı, 1 Nisan'da Ankara'ya gelen Tekel işçileri çiçeklerle karşılanırdı” sözü çok anlamlıydı. Sonra ilk kez “Alevi Kadınlar” pankartı ile 1 Mayıs’a katıldık. 400 kadınla birlikte Anneler Günü’nü kutladık. Yine Alevi Kadınlar Birliği’nin girişimi ile Ankara’da 15 kadın kuruluşu Siirt’te patlak veren ancak bütün ülkede, çocuklara ve kadınlara yönelik yapılan taciz, tecavüz ve şiddet olaylarını kınayarak, "Çocukların ve kadınların şiddetsiz, tacize ve tecavüze uğramadan ülkemizin sokaklarında rahatça dolaşmasını sağlayana kadar bu sürecin takipçisi ve müdahili olacağız" diye basın açıklaması yaptık. Temmuz’da Edremit’te “Anayasa’ya Hayır” paneli yaptık. YARSAV Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, sendikacı yazar Yaşar Seyman, Doç. Dr. Atilla Erden ve Doç. Dr. Gülen Elmas’ın katıldığı paneli 2 bin kişi izledi. Abdal Musa Anma Etkinliği, Burdur Niyazlar Festivali, Bodrum Güllük, Burhaniye Cemal Süreyya Etkinliği, Yozgat Bahadın Festivali, Nazilli Festivali, Madran Dağları Demircidere Kozaklar Festivali, Adıyaman Festivali gibi bir çok etkinliğe katıldık. Ekim ayında Çamcı Köyü’nde “Türkiye Nereye Gidiyor?” başlıklı paneli yaklaşık 1500 kişi izledi. Geçtiğimiz ay Ankara’da yaptığımız “Güz etkinliği”nde yaklaşık 500 kadın vardı. Yüzlerce kadın, “Yolumuzu Öğreniyoruz” başlığıyla yaptığımız eğitim çalışmalarına katıldı… Şimdi Ankara’da “Kadınlar için Edebiyat Kahvesi” açma projemizi hayata geçirmeye çalışıyoruz. İstanbul, Balıkesir, Adıyaman, Urfa gibi birçok yerde şube açma aşamasına geldik.

Peki bir kadın örgütü kurdunuz, nasıl bir ihtiyaca denk düştü bu örgütlenme ?
Kadına bakış Alevilerde önemli. Kadının her türlü sosyal yaşamdan bile alıkonulduğu yıllarda Alevi inançlı kadınlar, inanç önderi sıfatıyla posta oturup Cem ibadeti yönetmişlerdir. İşin doğrusu Kadın Erkek eşitliğinde Alevi öğretisini bugün bile kılavuz alsak o bile yeter… Ancak, öğreti eşitliği öne çıkarsa da, “aslanın dişisi de aslandır, erkeği de aslandır” dese de, günlük hayat böyle demiyor. Toplumsal gerilemeden herkes gibi Aleviler de etkileniyor ve eşitlik tam karşılığını bulmuyor. Bugün Alevi kadınların, hem Alevi olmaktan kaynaklanan sorunları, hem de kadın olmaktan kaynaklanan sorunları var. Bu nedenle Alevi Kadınlar Birliği var. Biz her iki sorunu da bir arada gündeme getiriyor, çözümü için çalışıyoruz.

akb_panel.jpg

Genel olarak Türkiye’de kadınların siyasete katılımının, siyasi partilerde, derneklerde vs neredeyse “ihmal edilebilir” düzeyde olduğunu biliyoruz. Pek çok Alevi derneği var faaliyet yürüten, oralarda kadın katılımı ne durumdadır ?

Alevi örgütlerinde de kadının katılımı, gözlemleyebildiğim kadarıyla hem üyelik, hem de yöneticilik düzeyinde oldukça düşük. Yöneticiler, en azından isim düzeyinde kamuoyunda da bilindiği için, Alevilerin çatı örgütlenmelerinde kadın yönetici sayısı birkaç kadını geçmiyor. Şubeler de bu sayı bazı istisnalar hariç çok yüksek değil. Bu konuda mutlaka kota uygulamak, kadına pozitif ayrımcılık uygulamak gerekiyor. Yoksa kadın yönetici sayısı artmaz.

Aleviler Türkiye’de iktidara karşı önemli bir direnç unsurunu teşkil ediyorlar, geçtiğimiz yıl son yılların en kitlesel mitinglerinden birine öncülük ettiler. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce mevcut sağ iktidar için Alevilerin varlığı ne ifade ediyor ?

Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Avrupa Alevi Konfederasyonu gibi yüzlerce derneği olan büyük çatı örgütlenmeleri var. Geçtiğimiz yıllarda Ankara’da ve İstanbul’da yapılan mitingler mevcut Alevi örgütlerinin başarısı. Aleviler ilk kez taleplerini herkese ezberlettiler. Alevilerin özgüveni oluştu. Siyasi iktidar da, siyasi partilerin tümü de artık Alevileri görmezden gelemiyor. AKP için Alevi açılımı aslında referandumla bitti. Referandumda Alevilerin yüzde 97’si “Hayır” deyince AKP, Alevileri gözden çıkardı. Sağcılar, İslamcılar için Aleviler hep potansiyel tehlike olmaya devam ediyor. İşte Maraş katliamını anma mitinginde bu bir kere daha görüldü. Yeryüzünün en vahşi katliamlarından biri olan Maraş katliamını anan insanlara saldırmaya çalışmak bunu gösteriyor.

Peki AKP’nin bu açılımını Alevi tabanı samimi buluyor mu?

Yukarıda da söyledim. AKP’nin Alevi açılımı referandumla bitti. Şimdi seçime kadar durumu idare etmeye çalışıyorlar. AKP, kendi Alevisini yaratmaya çalıştı ama bu tutmadı. AKP, Aleviler konusunda asla samimi değil. Asimilasyona karşı olduğunu söyleyen Başbakan, Alevi çocuklarına zorla öğretilen Sünni Din Dersi’ni görmek istemiyor. Bu asimilasyon değil de nedir? AKP, artık bütün Alevi örgütlerinin ortak talebine dönüşmüş talepleri karşılamak yerine, Diyanetin belirlediği Alevi çözümlerini dayatıyor. Aleviler, “Madımak Müze olsun” diyor, AKP orayı kütüphane yada sosyal tesis yapmaya çalışıyor. Aleviler, “zorunlu din dersini kaldırın” diyor, AKP neredeyse ilkokula bile din dersi koymaya çalışıyor. AKP’de, bütün sağ partiler de, en iyi Aleviyi Sünnileşmiş Alevi olarak görmek istiyor…

Peki CHP ile devam edelim, Alevi tabanı CHP’nin “müzmin seçmen kitlesi” olarak bilinir, ancak son sönemde CHP’nin açılım tercihi sol tabandan ziyade “türban mağdurları” olmuştu. Bu durumu nasıl değerlendiriyor Aleviler ve özellikle de gericilikten en çok yara alan Alevi kadınlar ?

CHP’de Alevi sorunlarının çözümünde çok cesaretli davranmıyor. Madımak’la ilgili, zorunlu din dersi ile ilgili, cemevleri ile ilgili mecliste verilen önergeler doğru adımlar ama ısrar yok. Oysa kararlı bir ısrar yoksa çözüm de olmaz. CHP’nin tam anlamıyla bir Türkiye partisi olması için Alevilerin de, Kürtlerin de sorunlarını görmesi ve çözüm önermesi gerekiyor. Diyanetin gölgesinde ne Alevilerin sorunu, ne de diğer inançsal ve kültürel sorunlar çözülür. Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı bu ülkede laiklik karşıtı bir kurum olduğu gibi, bir fetva makamı gibi de çalışıyor. Bu ülkede Alevilere yapılan iftiraların kaynağında sıradan cahiller yok. Yüzlerce yıldır yayınlanan Şeyhülislam fetvaları var. Yüzlerce yıl, bunlar mum söndü yaptı diye söyleyeceksin, kestikleri yenmez, kapılarının önünden geçilmez diyeceksin, sonra da hakaret ettiğin, iftira ettiğin, aşağıladığın, “katli vaciptir” dediğin toplumun sorunlarına çözüm bulacaksın. Bu mümkün mü? Türban da böyle bir “sorun”. Hadi bırakın geçmişi son 28 yıldır Alevi çocuklarına zorunlu din dersi vererek asimile edeceksin, psikolojik baskı uygulayacaksın, bunu hiç görmeyeceksin, sonra da çıkıp “türban zulmü” diyeceksin. İnsan utanır. Siyasal İslam o kadar büyüdü ki, bu büyümeden anlaşılan o ki CHP’nin de bazı yöneticileri etkileniyor. Bu sorunların bir tek çözümü var: Devlet bütün inançlar karşısında eşit mesafede durmalı, Diyanet İşleri Başkanlığı devlet yapısı dışına çıkartılmalıdır.

Alevilerin CHP’ye yönelmelerine gelince Bu son derece normal. Bu yönelme Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olmasıyla daha da artmış durumda. Aleviler, Kılıçdaroğlu’nda kendilerini görmek istiyorlar. Artık bir dönemin kapanmasını istiyorlar. Kararlarda etkili olmak istiyorlar. Bu ülkede siyasal bir iklim değişikliğine ihtiyaç var. Eğer AKP bir dönem daha iktidar olursa, asimilasyon da, etkilenme de daha artacak. Bunun için yalnızca fiziki zor gerekmez. Psikolojik ortam buna yetiyor. Eskiden türban bu kadar fazla mıydı? İslam bu kadar referans olarak kabul ediliyor muydu? Farklı olanlara karşı, “mahalle baskısı” denen ama esas itibariyle devlet baskısı olan baskı bu kadar güçlü müydü? Tabi ki değildi.

Ankara’da özellikle Dikmen’de Sivas’ta yüreğini bırakan pek çok kişi vardır bilirsiniz, neredeyse her evde, 93’te yaşanan trajedinin birinci dereceden muhataplarıyla karşılaşırsınız öte yandan memlekette her şey çok çabuk unutuluyor, işin çok önemli “memleketli” yanı bir tarafa, bu unutuş en çok da orada evlatlarını yitiren anneleri acıtıyor, bu konuda bir mücadele ağı örülemez mi sizce geride kalanlarla, var mı bu konuda atılan adımlar ?

Türkiye’de kadın hareketi güçlü değil. Cumartesi Anneleri’nin ısrarı bütün Türkiye’ye yayılamıyor. Kadın hareketi olmadan, toplumsal vicdan da gelişmiyor. Solun olmadığı, kadınların olmadığı, annelerin olmadığı alanlarda toplumsal vicdan da olmuyor. Sivas katliamı karşısında yıllardır yürütülen mücadelenin başarılı olması için belirttiğiniz gibi annelerin, kimliklerinden, kültürlerinden, inançlarından bağımsız olarak, yalnızca anne olarak bir adım öne çıkmaları gerekir.

En son Mehmet Ali Erbil’in bir ekran faciası olmuştu,bu konuda kendisi yalnız da değil, aynı malzemeyle saçmalayan çok oldu. Öte yandan en çok da kadınları aşağılayan gerici hatta lümpen bir aklın yarattığı “eğlence biçimi” diyebiliriz buna, siz nasıl yorumluyorsunuz bu durumu?

Türkiye’de kadına yönelik aşağılama yeni değil. Kadın bir eğlence aracı olarak görülüyor, gösteriliyor. Mevcut sistem de bunu medya üzerinden körüklüyor. Kadınları ama özel olarak Alevi kadınları “mum söndü” iftirası ile aşağılamak da bu ülkede yeni değil. Yüzlerce yıldır bu aşağılık iftira sürüyor. Mehmet Ali Erbil yalnızca bir sonuç. “Bilmeden kullandım” diyor, yalan söylüyor. Bunların hepsinin bilinç altında bu var. Bu iftiralarla mücadele için ayrımcılığa karşı yasal ve cezai yaptırımlar olmalı, toplumsal bilinç yükseltilmeli. Devlet, pratikte, uygulamada Sünnileri “birinci sınıf” diğerlerini de “ikinci sınıf” yapınca sorunlar çözülmüyor. Aleviler, Kürtler, solcular, Romanlar, Ermeniler niçin yalnızca sorunlarıyla gündeme geliyor, durup düşünmek gerekir…

Bitirirken soralım, neler yapmayı planlıyor Alevi Kadınlar Birliği neler yazıp çizeceksiniz, nerelerde örgütleneceksiniz, nedir hedefleriniz...

Alevi Kadınlar Birliği, bu ülkede insanların inançlarından dolayı ortadaki sorunların bitmesini istiyor. AKB, bu ülkede kadının artık töre ya da namus cinayetlerinin kurbanı olmasını istemiyor. AKB, bu ülkede toplumsal vicdanın yeniden güçlenmesi için kadın duyarlılığının artmasını istiyor. AKB, bütün kadın örgütlerinin kadın sorunları için bir araya gelmesini ve mücadele etmesini istiyor. AKB, bu ülkede iş, ekmek ve özgürlük talepleri hayat bulsun istiyor.

Son olarak sormadan geçmeyelim,TKP bir cepheleşme çağrısı yayınladı ve cumhuriyetin bittiği bu “yeni Türkiye”ye alışmayanları, direnecek tüm unsurları bir arada durmaya çağırdı. TKP’li Kadınlar da aynı sürecin aktif bir parçası olacaklar, birlikte bir mücadele örgütlenebilir mi, siz nasıl bakıyorsunuz bu çağrıya?

Alevi Kadınlar Birliği, Türkiye’nin eşitlik, adalet ve demokrasi lehine yeni bir siyasal iklime ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle referandum sonrası yaptığımız değerlendirmenin arkasında olmaya devam ediyoruz. Referandum sonrası şöyle demiştik: “Birincisi, Alevi toplumu ve onun örgütlü güçleri, ayrılıkları-gayrlılıkları, kişisel sürtüşmeleri aşarak Alevi toplumunun asgari demokratik talepleri doğrultusunda bir araya gelmelidir. Kimsenin kimseyi sevmesine gerek yoktur, bu ortak payda da biraraya gelmenin önünde engel değildir. Kendisi bir araya gelmeyen bir topluluğun başkalarına söz söyleme hakkı da kalmaz.

İkincisi, bu biraraya gelişi gerçek anlamda laiklik ve demokrasi isteyen diğer güçlerle büyütmek gerekir. Referandum kampanyalarında hem “evet” hem de “hayır” taraftarları meydanlarda fiili olarak bir araya geldiler: CHP’den TKP’ye, DİSK’ten Alevi Bektaşi Federasyonu’na kadar onlarca, hatta yerel dernekler de dikkate alınırsa yüzlerce sivil toplum örgütü. Yeni dönemde bu neden olmasın? Bu konuda biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Sızlanmayı bırakıp, kolları sıvayalım…” Seçimlere yalnızca 6 ay kaldı…

(soL-Kadın)