Kadınlar 76 yıldır seçiyor, seçiliyor

5 Aralık 1934 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla Türkiye’de kadınlar milletvekili seçme ve seçilme hakkına kavuştu. Türkiye, birçok Avrupa ülkesinden önce kadınlara bu hakkı tanıyan bir ülke olmakla övünürken bugün Türkiye’li kadınların yaşadığı sorunlar nelerdir? Sorunun cevabı keyif kaçıracak cinsten.
Pazar, 05 Aralık 2010 15:20

Kadın hakları ve kadınların erkeklerle eşitliği konusu yüzyıllardır mücadele başlığı olarak gündemde. Kadınlar, yüzyıllardır emek sömürü düzeni içinde haklarını almak için yoğun mücadeleler veriyor. Ülkemizde ise cumhuriyetin başından beri bu süreç biraz farklı işliyor.

Uluslaşma ve modernleşme sürecindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında gerçekleştirilen pek çok değişimin içinde, kadınların sosyal ve kültürel alanlarda, eğitimde, hukukta, aile içinde, çalışma hayatında, toplumsal yaşamda ve siyasette, erkeklerle eşit haklara sahip olması hedefiyle yapılan değişiklikler de bulunur. Özellikle 1926 ve 1934 yılları arasında yapılan değişikliklerle, kadınların iktisadi ve siyasal yaşama katılmaları sağlanmaya çalışılır. 1926 yılında yürürlüğe giren Medeni Kanun ile birlikte, 1930′da belediye seçimlerinde seçme, 1933′te çıkarılan Köy Kanunu’yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, 5 Aralık 1934′ te yürürlüğe giren milletvekili seçme ve seçilme hakları tanınır kadınlara.

İslamiyetin etkisiyle uzun yıllar boyunca sosyal, kültürel ve siyasi haklardan mahrum olan, hatta nüfus sayımlarına dahil edilmeyen, peçelerinin ve pencerelerinin ardına gizlenmek zorunda bırakılan, evlenme, boşanma ve miras işlerinde hakları olmayan kadınlara cumhuriyetle beraber bir dizi hak sunulur. Amerika ve Avrupa’ da kadınların uzun, zorlu ve hatta kanlı mücadeleler sonucu elde ettikleri bu hakların, deyim yerindeyse, gümüş tepside sunulması ise, cumhuriyet tarihinin en gurur verici söylemleri arasındadır.

Oysa haklar, verilmekle işlerlik kazanmaz. Türk toplum yapısının din etkisinden kurtarılması için çıkarılan yasalar, yapılan düzenlemeler yeterli olmaz. Kemalizm, din odaklı toplumsal yapıyı değiştirmeye çalışırken, aile odaklı Türk toplumsal yapısına dokunmamayı tercih eder. Hatta Türk toplum yapısının temeli ailedir. Bugün anayasanın 41. maddesine “ ‘Aile Türk toplumunun temelidir’ ifadesinden sonra gelmek üzere ‘ve eşler arasında eşitliğe dayanır’ hükmü” eklenmesinin temelinde de değişmeyen bu bakış açısı yatar. Görüldüğü üzere eşitiz ama aile yapısına zarar vermeyecek ölçüde!

Böylelikle seksen yedi yıllık cumhuriyet tarihinde kadının yeri öncelikle toplumun ve günlük hayatın izin verdiği sınırlar içinde ve sonrasında da anayasada yapılan değişikliklerle ve eklemelerle şekillenir. Bugün Türkiye’ de kadın, üretim süreci içinde yer alsa da, birinci görevi, çocukların bakımı ve ev içi hayatın (yemek, bulaşık, ütü, temizlik vb…) düzenlenmesinden ibarettir. Kadınlara pozitif ayrımcılık, kadınlar için kota istemleri, her seçim öncesi vitrin malzemesi yapılan kadın milletvekilleri sayısı ve daha pek çok şey sistem içinde kadının konumunu sadece göstermelik olarak düzenlemeye yarıyor.

(soL - Kadın)