Sayfa yolu
Zonguldak’ın maden işçileri beyazperdede: Mükellef Altın Portakal’dan ödülle döndü
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Özkan Öztaş
Yayın Tarihi: 01.11.2026 , 18:32 Güncelleme Tarihi: 01.11.2026 , 19:33
Zonguldak’ın 176 yıllık madencilik tarihini, zorunlu çalıştırma yasalarından bugünün maden işçilerine uzanan bir anlatıyla ele alan Arda Sarıgün’ün yönettiği “Mükellef” belgeseli, 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Belgesel Film Ödülü’nü kazandı.
Sarıgün, soL’a yaptığı açıklamada ödülün işçi sınıfının hikayesinin geniş kitlelere ulaşması bakımından önemini vurguladı.
Zonguldak’ın kömür havzasında kuşaklar boyunca süren emek mücadelesini, madencilerin yaşamlarını ve kentin hafızasında biriken izleri anlatan “Mükellef”, 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda En İyi Belgesel Film Ödülü’nü aldı.
Yönetmenliğini Arda Sarıgün’ün üstlendiği, 2026 yapımı ve 66 dakika uzunluğundaki belgesel, Zonguldak’ın 176 yıllık madencilik tarihini bugünün çalışma koşullarıyla birlikte ele alıyor. Film, zorunlu çalıştırma yasalarından 1991 Büyük Madenci Yürüyüşü’ne, terk edilmiş işçi kasabalarından yeraltında çalışan madencilere uzanan bir anlatı kuruyor.
Sarıgün, ödülün ardından yaptığı değerlendirmede, işçi sınıfının hikayesinin böylesi geniş bir sinema platformunda karşılık bulmasının önemine dikkat çekti. Sarıgün, Altın Portakal gibi geniş kitlelere ulaşan bir festivalde uzun zaman sonra işçi sınıfının konuşulmasının kendisi açısından en değerli sonuçlardan biri olduğunu söyledi.
Zonguldaklı bir yönetmenin madencilik hikayesi
Arda Sarıgün, 1981 yılında Karadeniz Ereğli, Zonguldak’ta doğdu. Ege Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden 2005 yılında mezun oldu. 2006’dan bu yana film ve televizyon alanında çalışıyor. Uzun yıllar yardımcı yönetmenlik yaptıktan sonra Çarpışma ve Babil dizilerinde ikinci yönetmen olarak görev aldı.
2021’de Maraşlı ile birinci yönetmenliğe geçti. Ardından Misafir, Kasaba Doktoru ve Sakıncalı dizilerini yönetti. Zonguldak’ın madencilik tarihine ve maden işçilerinin yaşamına odaklanan Mükellef (The Conscript), televizyon çalışmaları dışındaki ilk uzun metraj filmidir.
“Mükellef” ise yönetmenin Zonguldak'ın madencilik tarihine ve işçi sınıfının yaşamına odaklandığı belgesel çalışması oldu.
Filmin çıkış noktasında Sarıgün’ün Zonguldaklı olması ve maden facialarına duyduğu hassasiyet bulunuyor. Özellikle Soma Maden Faciası'nın ardından yaşadığı duygusal sarsıntı, onu çocukluğundan ve memleketinden tanıdığı madencilik gerçekliğini sinemaya taşımaya yöneltmiş.
Sarıgün, önce kurmaca bir film hazırlamak amacıyla Zonguldak'a giderek araştırmalar yaptığını, sendikalarla ve meslek odalarıyla görüştüğünü, zamanla bu araştırmaların belgesel çalışmasına dönüştüğünü anlatıyor.
'Bu travmayla baş etmenin yolu madencileri anlatmaktı'
soL'a konuşan Arda Sarıgün, belgeselin ortaya çıkış sürecini şöyle anlattı:
Son faciada çok üzüldük tabii. Ben Zonguldaklı olduğum için maden kazalarına zaten çok hassasım. Grup Yorum'dan madencilerle ilgili parçaları açıp kendi kendime yüzleştiğim bir anda baktım, yan komşumdan da aynı ses geliyor. Sonra muhabbet ettik. Baktım ki aynı dertler ve sorunlar var hepimizde.
Dedim ki, bu travmayla baş etmenin yolu, şu anda yapabileceğimiz şey maden filmi çekmek. Madencileri anlatmak. Ben de Zonguldaklıyım, bunu perdede göstermek lazım diye düşündüm. Mehmet diye bir sınıf arkadaşım vardı birlikte Zonguldak'a gittik. Biraz araştırma yapalım dedik. Odalar, sendikalar... Kurmaca film için veri toplamak istedim. Ufak ufak çekimler yapmaya başladım. Sonra röportajlar arttı, çekimler çoğaldı.”
Araştırmalar sırasında kaçak ve özel bir madene de girdiklerini anlatan Sarıgün, başlangıçta kurmaca film için topladığı görüntü ve anlatıların giderek başka bir hikayeye dönüştüğünü söyledi.
Oradaki bir tanıdığımız bizi kaçak, özel madene soktu. Sonra hep kafamı kurcaladı bu durum. Sonra aklımda hep Albert Camus'nün 'Sisifos'u mutlu hayal etmek gerekir' cümlesi tekrar etti. Madenin belgesel uyarlaması nasıl olur diye düşündüm. Her şeye rağmen direnmenin ve umudun belgeseli nasıl olur diye eldeki materyali toplamaya başladım. Kurguladım, eksikler çıktı, tekrar gittim geldim. Biraz kendi kendine üreyen bir belgesel oldu.”
Sarıgün, filmin başlangıçta endüstriyel kalıntılar, kömür ve küçük maden kasabaları gibi daha soyut başlıklar üzerinden ilerlediğini, ancak araştırma ve çekim süreci uzadıkça madencilerin yaşamlarının anlatının merkezine yerleştiğini belirtti.
İlk başta biraz daha soyut bir yerdeydim: endüstriyel kalıntılar, küçük maden şehirleri, kömür gibi... Gittikçe o yolculukla madenin içine ben de çekildim. Belgeseli izleyenler anımsayacaktır, izlerken farkedeceksiniz soyut başlıyor, gittikçe madencinin kendi kendine anlattığı bir anlatıya bürünüyor.”

1860'lardan bugüne uzanan zorunlu emek tartışması
Belgeselin adının da filmin tarihsel ve politik tartışmasının önemli bir parçası olduğunu vurgulayan Sarıgün, “Mükellef” kavramının Zonguldak'ın madencilik tarihinde bıraktığı izlere dikkat çekti.
Zonguldak'ta 1860'lı yıllardan itibaren uygulanan ve özellikle II. Dünya Savaşı yıllarında yeniden gündeme gelen zorunlu çalıştırma düzenlemeleri, bölgedeki madenciliğin tarihsel arka planını oluşturuyor. Maden işçiliğinin yalnızca bir meslek değil, bölge halkının yaşamını ve gelecek olanaklarını belirleyen tarihsel bir zorunluluğa dönüşmesi, filmin temel tartışmalarından birini oluşturuyor.
Sarıgün, filmin bu yönünü şöyle anlattı:
'Mükellef' ismi de filmin başındaki bir yazıyla, zorunlu çalıştırma yasalarının Zonguldak'a bıraktığı miras tartışmasıyla başlıyor. Hem 1940'larda hem 1860'larda silah altında çalıştırılan Zonguldak maden köylüsünün topraksızlaştırılıp bugüne kadar madenden başka bir olanağının olmayışı sorusunu politik olarak tartışıyor.”
Belgesel, bu tarihsel arka planı yalnızca geçmişte kalmış bir uygulama olarak ele almıyor. Madencilik faaliyetinin kuşaklar boyunca bölgenin ekonomik ve toplumsal yaşamını nasıl biçimlendirdiğine, işçilerin yaşamları üzerindeki etkilerine ve emeğin kuşaktan kuşağa taşınan yüküne odaklanıyor.
Emeğin, işçi sınıfının ve gerçeğin sesi olan soL’a abone ol, bu sese güç ver. Reklamsız, sermayeden bağımsız habercilik için sesimizi birlikte büyütelim!
'Altın Portakal'da işçi sınıfı lafını geçirebilmek önemliydi'
“Mükellef”in Altın Portakal'da En İyi Belgesel Film Ödülü'nü kazanmasını beklemediğini söyleyen Sarıgün, ödülün kendisinde yarattığı duyguyu ve jüri üyelerinin filme yaklaşımını da anlattı.
Ben şahsen bir maden belgeselinin ödül alacağını çok beklemiyordum. Altın Portakal'da filmleri izledim. Jüriyi bilmiyordum, konuya bakış açılarını falan da öyle. Şansımız çok olmaz diye düşünüyordum. Ama ödülü duyunca çok duygulandık.”
Ödülün kendileri açısından en önemli tarafının filmin duygusal ve politik anlatısının karşılık bulması olduğunu belirten Sarıgün, jüri üyelerinin de filmden etkilendiğini söyledi.
Öncelikle filmin duygusal etkisinin birilerine geçmiş olması bizi çok duygulandırdı. Jüri alanında deneyimli isimlerden oluşuyordu. Filmden çok etkilenmişler, çok sevmişler, gözleri hâlâ doluydu bizlerle konuşurken. İzleyenlerde böyle bir duygusal karşılığının olması önemli.”
Filmin ilk gösteriminin İstanbul'da Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde kapalı gösterim olarak gerçekleştirildiğini hatırlatan Sarıgün, Altın Portakal ödülünün ise çok daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşma olanağı yarattığını ifade etti.
Sarıgün'e göre Altın Portakal'ın önemi, yalnızca bir belgeselin ödüllendirilmesinden ibaret değil. Türkiye sinemasının en görünür platformlarından birinde işçi sınıfının hikayesinin anlatılması, madencilerin yaşamlarının ve mücadelelerinin gündeme taşınması da başlı başına önemli.
Benim için jürinin emek dostu olması çok güzel, ama asıl önemsediğim şu: Altın Portakal, diğer ödüllerden farklı olarak daha çok 'Türkiye'nin Oscar'ı' gibi, daha selebriti, bir vitrin olma gayesi taşıyan bir yer. Orada uzun zaman sonra 'işçi sınıfı' lafını geçirebilmek benim için en önemli şey. Oradaki binlerce insana ulaşabilmek... O yüzden çok mutluyum. Ödülün böyle bir imkanı var.”
Sarıgün, işçi sınıfının hikâyesini anlatan bir belgeselin böylesi büyük bir festivalde ödül almasının, benzer çalışmaların önünü açması bakımından da önemli bir motivasyon kaynağı olduğunu belirtti. Bu ödülün, sinemada çoğu zaman arka planda bırakılan emekçilerin yaşamlarını, mücadelelerini ve hikâyelerini anlatmaya devam etmek için kendilerine güç verdiğini ifade etti.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.