Sayfa yolu
Zam çığırtkanlığı sürerken: Zorunda mıyız?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Turgut Yıldız
Yayın Tarihi: 28.05.2022 , 17:24 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Yurttaşlar ardı arkası kesilmeyen akaryakıt zamları, elektriğe ve doğalgaza gelen zamlar ile boğuşurken düzen muhalefetinin kalemleri, milletvekilleri, enerji uzmanları ve iktisatçılar arasından zam söylemleri yükselmeye başladı.
Yapılacak zamların enerji patronları dışında kimseye hayrı dokunmayacağı ortadayken zamları meşrulaştıracak her türlü açıklamaya dikkatle yaklaşmak gerekiyor. Mart ayından adeta “zam loto” oynayan uzmanların tahminlerinde yüzde 20’ler 30’lardan başlayıp yüzde 100’lere 150’lere varan rakamlar görmek mümkün. Bu zamlar niye konuşuluyor? Zam dışında bir çözüm yok mu?
En büyük sorun: Özelleştirme ve piyasalaşma
Elektrik fiyatlarının kontrolden çıkmasındaki en büyük etken kamu işletmeciliğinin terk edilmesi ve elektrik sektöründe AKP’li yıllarda üretim, dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin ayrı ayrı özelleştirilmesi. Özelleştirmeleri takiben elektrik sektörünün tamamen piyasalaşması ile elektrik borsada alınıp satılan aracılar tarafından pazarlanan bir varlığa dönüştü. Bu durum evlerimize gelen faturalarda en az üç şirketin kârının bulunmasına yol açtı.
Önce üreten şirket, sonra dağıtan şirket en son da perakende satıştan kâr elde ediliyor. Arada sayaç okuma ve bakım gibi hizmetlerin taşerona verilmesinden dolayı bazen kâr eden şirket sayısı 5’i geçiyor. Hükümet devletin elinde kalan büyük hidrolik santraller ile fiyat manipülasyonu yapmak dışında elektrik sektörünü tamamen plansızlığa ve piyasa anarşisine terk etmiş durumda.
Patronlar tanıdık
Sabancı, Cengiz, Limak, İçtaş gibi halkın yakından tanıdığı bir avuç şirket ülkenin elektrik üretim tesisleri ve altyapısını yok fiyatına hatta alım garantileri ile büyük kârlar elde ederek ele geçirdi. Bu şirketlerin elinde enerji talebi plansızca kısa vadeli ve sadece kâr odaklı yatırımlarla karşılanmaya çalışıldı. Böylelikle bugünkü enerji kıtlığı çeken, kaynakların neredeyse tamamında dışa bağımlı ve döviz karşısında aşırı kırılgan bir Türkiye yaratıldı. Bugün artık yapılan her zam ve sübvansiyon aslında bu şirketlerin kârlarını garanti etmekten başka bir işe yaramıyor.
Elektrik faturasındaki kalemler
Patronların ithal ettiği (veya devletten ucuza kapattığı) kaynaklar ile, patronlara ait santrallerde üretilen, patronlara ait dağıtım şebekesinde seyahat edip, evimize patronlara ait sayaçlardan giren elektrik artık bir lükse dönüşmüş durumda.
Elektrik faturamızda tükettiğimiz elektriğin bedelinden elektrik üretim şirketleri, dağıtım bedelinden dağıtım ve tedarik şirketleri gelir elde ediyor. KDV ve belediye tüketim vergisi gibi vergilerle de devlete kaynak aktarılıyor. Özetle faturalarda aslında tükettiğimiz elektriğin maliyeti ödediğimiz faturaların yarısından az.
Döviz ve kaynak fiyatları nasıl etkiliyor?
Şüphesiz doğalgaz ve kömür gibi elektrik üretiminde kullanılan kaynakların dünya genelinde fiyatlarının yükselmesi enerji maliyetlerini artırıyor ancak bu faturamızdaki enerji maliyetinin yüzdesini değiştirmiyor. Her koşulda patronların kârları ve patronları fonlamak için kullanılan vergiler olmasa faturalarımız yarısından daha azına inebilir.
Hatta biraz daha ileri gidersek kamu kaynakları patronları sübvanse etmek için değil olağanüstü durumlarda halkın kaynaklara makul bedeller ile erişebilmesini temin etmek için kullanılsa faturamızdaki artışlar çok daha düşük seviyelerde kalabilir. Ancak bugün patronların bir gün bile zarar etmemesi için türlü önlemler alınırken faturaların ödenemez miktarlara ulaşması nedeniyle yurttaşların karanlıkta veya soğukta kalmasını kimse umursamıyor.
Yenilenebilir enerji çare mi?
Bu noktada bir pencere açıp muhalefetten yükselen başka bir sese de kulak vermekte fayda var. Her fırsatta dile getirilen yenilenebilir enerjinin payının artırılması talebi zamlarla ilişkilendirilmeye başlandı. “Yenilenebilir kaynakların payı artarsa faturalar düşer” ne yazık ki doğru bir argüman değil. Faturalarımız hangi kaynakların kullanıldığına bağlı olarak değil piyasadaki kâr oranlarına bağlı olarak yükseliyor.
Dolayısıyla santrallerin hangi yakıtı veya kaynağı kullandığı değil, santrallerin sahibinin kim olduğu ve ne için işletildiği belirleyici. Kâr güdüsüyle işletilen özel sektörün elindeki santraller ancak toplumsal fayda amacıyla kamu tarafından işletildiği takdirde halkın daha makul bedeller karşılığında enerjiden faydalanması mümkün olabilir.
Zamlar hiçbir koşulda meşru değildir
Özelleştirme ve piyasalaşmasının beraberinde getirdiği plansızlık nedeniyle yönetilemez hale gelen enerji sektöründe her fiyat dalgalanmasında kamu kaynakları patronların azalan kârlarını yerine koymak için seferber ediliyor. Bu zam yoluyla doğrudan veya sübvansiyon yoluyla dolaylı olarak halkın cebinden karşılanıyor.
Elini cebimizden çekmeyen AKP iktidarı sarsılırken yerine geçmeye çalışan diğer düzen partilerinin de aynı taktiği benimseyeceğine dair emareler görünüyor. Bu noktada hatırlatmakta fayda var; AKP’ye yandaş patronların gidip başkalarının yandaşlarının enerji sektörüne çöreklenmesi çözüm değil. Enerjideki verili kriz durumunun tek çaresi, uzun zamandır dile getirdiğimiz gibi, devletleştirme.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
