Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yusuf Tekin’in önlüğü; dincilik ve piyasacılık!

AKP’li yıllar boyunca yapboza dönen ve artık temel niteliklerinden yoksun eğitim alanında bir tür rıza ve meşruiyet arayışı olarak öğretmenler odasına gitmeyi AKP açısından zorunlu kılıyor. 

Hasan Ali Tonguç

Yayın Tarihi: 02.09.2023 , 08:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Atanmış Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ‘’Öğretmenler Odası Buluşmaları’’ başlığı altında Temmuz ve Ağustos ayları boyunca katılımcı öğretmenlerle toplantılar yaptı. Bu toplantılarda Tekin, "ders çizelgelerinin güncellenmesi, seçmeli ders seçeneklerinin genişletilmesi, özel öğretim kurumlarıyla ilgili ihtiyaçlar, deprem bölgesindeki öğretmenlerin yer değiştirme hakkı, depremzede öğrenciler için LGS'de ilave kontenjan, öğretmenevlerin konaklamayla ilgili talebi, zorunlu hizmet affı, yer değiştirme sürecinde yaşanan tıkanıklıklar" gibi başlıkları ele alıp çözüme kavuşturduklarını iddia etti. Öğretmenlerin özlük hakları ile öğrencileri ve ailelerini de ilgilendiren akademik başarı, okula devam durumları, kayıt ücretleri, okula başlama maliyetlerini içeren kırtasiye, kıyafet, servis ve beslenme gibi kritik meselelereyse pek yer vermedi.

Anayasal olarak yasak olduğu halde neredeyse tüm devlet okullarında bağış adı altında para toplanmaya devam ediyor. Devlet okulları "iyi okullar" ve "kötü okullar" olmak üzere ikiye ayrılmış durumda. Örneğin İstanbul Ataşehir’de bulunan TEB Ataşehir bağış ücreti olarak velilerden 70 bin TL istiyor. Ayrıca devlet okulları içinde öğretmenleri de iyi ve kötü olarak kategorize eden kayıt paraları mevcut. Bu durum Yusuf Tekin’in müsteşarlık döneminde de gündem olan ve yeniden dile getirdiği öğretmenlerin performans değerlendirmesine tabii tutulmasıyla paralellik taşıyor.  

Yusuf Tekin’in değinmeye gerek duymadığı bir diğer mesele okula başlama maliyetleri. Yüksek enflasyonla birlikte okula başlama maliyetlerini içeren kırtasiye, kitap, kıyafet ve servis gibi okul masrafları geçen yıla kıyasla ikiye katlandı. Eğitim İş’in Bursa’da yaptığı araştırmaya göre Okul öncesinde eğitime başlama maliyeti bu yıl 17 bin 234 TL, İlkokulda 28 bin 295 TL, Ortaokulda ise 30 bin 6 TL’ye, lisede 31 bin TL’ye ulaşmış durumda.  Eğitimin paralı hale gelmesi en çok da yoksul aileleri etkiliyor. Fiilen çocuklarının eğitim hakkından mahrum kalmasını istemeyen aileler, son çare olarak merdiven altı sıbyan mekteplerine ya da imam hatip okullarına kayıt yapıyorlar. Eğitime bütçe ayıramayan MEB ise staj ve MESEM’e yapılan kayıtlar üzerinden patronlara teşvik ödemeye devam ediyor.

Toplantılarda kendine yer edinemeyen bir diğer konu ise okula devam oranları. MEB, geçen yıl okula devam etmeme oranının yüksekliği nedeniyle devamsızlık affı çıkarmıştı. Bu sayede okula hiç uğramayan öğrenci, sorumluluk sınavlarına girerek sınıf geçme ya da mezuniyet hakkı elde etmişti. Pandemi ile birlikte başlayan uzaktan eğitimin sonuçlarından biri de imkânı kısıtlı yoksul çocukların, çalışmak için fiilen eğitimden kopması anlamına geldi. Yapılan af bu durumu meşru hale getirdi.

Eğitim öğretimin niteliği düştükçe uzaktan eğitimde online yapılan sınavlar diploma sahibi olmayı da kolaylaştırdı. Artan gericileşme ve bilim düşmanlığı ise fiilen okumayı değersiz hale getirdi.  Bu aynı zamanda akademik başarıyı da etkiledi. Akademik başarısı düşenler çareyi açık liselere geçip online sınavlarda buldular.

Tekin’in, önümüzdeki dönem sınıf tekrarının olacağı ve açık liselere geçişin zorlaştırılacağı beyanında bulunması bu yıl yaşanabileceklere bir tür ön alma olarak görmek gerekiyor. AKP’li yıllar boyunca istatistiklere takla attıranların bundan vazgeçmesi pek mümkün görünmüyor. 

Medya temsilcileri yapılan toplantıda Tekin, deprem bölgesinde görev yapacak olan 192 bin öğretmenin tek tek arandığını ve barınma ve diğer konudaki ihtiyaçlarının giderildiğini iddia etti. Ayrıca deprem bölgesinde 11 bin dersliğin kullanılmaz halde olduğunu ancak onun yerine çelik yapılarla 60 günde inşa edilmiş 400 derslik yapıldığını 4 bin yapının da Eylül Şubat aylarına kadar yapılacağını ekledi. Aradaki fark göze çarparken bakanın hazır olduğuna iddia etmesi şaşırtıcı.

Eylül ayında da devam edecek bu toplantıların amacının, paydaşları karar süreçlerine katmak olduğunu belirten Tekin, "Gücümüzü öğretmenlerden alıyoruz" sloganını kullanıyor. Bu toplantılarda öğretmenlere "erdemli ve iyi insanlar" olmayı öneren bakan, AKP’li yıllarca boyunca dinci kimliği sayesinde yükseldiğini ve rektör olabilmek için kendisine özel geçici kanun çıkarıldığını unutmuşa benziyor. 

Öğretmenlerin yeni dönemde önlük giymelerini teşvik etmek gibi dâhiyane kararların alındığı bu toplantılara katılan öğretmenlerin bilgileri önden alınarak bir tür propaganda çalışması yürütülüyor. MEB’den servis edilen haberlerde sık sık öğretmenlerin yaşadıkları sorunları dinleyen, ortaklaşmayı hedefleyen, güleç ve çocuklarla verilen pozlarla babacan bir bakan izlenimi yaratılmaya çalışılıyor. 

Seleflerinde Ziya Selçuk piyasacılığını gizlemek için yapay zeka, teknoloji vb. bolca tumturaklı laflar ederken, Mahmut Özer ise gericiliğine matematik projeleri ekliyordu. Ancak Yusuf Tekin’in gericiliğinin hakkını verelim. ÇEDES projesini ilkokullara yayarak çocukları din istismarcısı tarikatların hedefi haline getiren ve karma eğitime karşı yaptığı açıklamalarla gerici yüzünü gizlemeye gerek duymadı. Geçmişte de Cumhuriyetin kuruluş yılları olan 30’lar için bir daha yaşanmasın derken İmam Hatipleri demokrasi serüveni olarak nitelemişti.

21 yıldır iktidar olanaklarını kullanan ve devletin bütün imkânlarıyla donatılmış bakanlığına bağlı okul müdürleri ve yetkili yandaş sendikasına rağmen bizzat bakanın katıldığı bu toplantılar genel teamüllerin dışında bir anlama geliyor. 

AKP’li yıllarda yaygınlaşan dinselleşme ve piyasacılık, cumhuriyet değerleri üzerine kurulu eğitim sisteminin temel görevlerini yerine getiremez hale getirdi. Camiayla tanışma ve akıl ortaklığından çok AKP’li yıllar boyunca yapboza dönen ve artık temel niteliklerinden yoksun eğitim alanında bir tür rıza ve meşruiyet arayışı olarak öğretmenler odasına gitmeyi AKP açısından zorunlu kılıyor. 

Ancak AKP’nin yerinde elde etmeye çalıştığı meşruiyet kaygısı eğitim emekçilerinin mücadelesi içinde çürütücü bir etkiye dönüşmüş durumda. Sosyal medyada öğretmenler sayfası olarak bilinen kullanıcının sendika kurması, üyelerine hediyeler vadetmesi, dinselleşmeden ve piyasacılıktan bağımsız soyut ekonomik vaatlerde bulunması ve elde ettiği üye sayısı sadece bir örnek olarak verilebilir.

Ortak bir mücadele kültüründen uzak, dinselleşmeye ve piyasacılığa ses çıkarmayan, bizzat bakan tarafından muhatap alınma, ricacı olma, sosyal medyadan kamuoyu baskısı oluşturarak hak elde etme bir tür sadaka kültürüdür. İşbirlikçiliği barındıran bu teslimiyetçiliğe karşı mücadele etmek gerekiyor.

Kısacası, Yusuf Tekin'in giydirmeye çalıştığı dinci ve piyasacı önlüğün yırtılıp atılması gerekiyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.