Sayfa yolu
'Yenidoğan Çetesi' soruşturmasında adı geçen hastane satışa çıkarıldı, bebeklerin ölümündeki ihmaller kesinleşti
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 10.07.2026 , 14:53
Yaklaşık 2 yıl önce Türkiye "Yenidoğan Çetesi" skandalıyla sarsıldı. Bebek hastaların önceden anlaşılan özel hastanelerin yoğun bakımlarına sevk edilerek SGK'dan haksız kazanç sağlandığı ve ihmallerin bebek ölümlerine yol açtığı anlaşıldı. Piyasacı sağlık sisteminin ve ticarileşmenin bir sonucu olan bu suç şebekesinin siyasi bağlantıları, hastanelerle bağı da ortaya çıktı. Ancak söz konusu hastanelerin pek çoğu için yeterli adım atılmadı, ismi geçen hastanelerin zincirlerindeki şubeleri kontrol edilmedi, özel hastane yöneticileri ve patronlarının çoğu suçlanmadı. Kamu görevlilerin yeterli denetleme yapmaması da konunun ayrı bir boyutuydu.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesinde bulunan ve bu kapsamda kapatılan hastaneler arasında yer alan "Birinci Hastanesi Ticari ve İktisadi Bütünlüğü" kapalı zarf ve açık artırma usullerini birlikte uygulanarak satışa çıkarıldı.
TMSF'nin satışa ilişkin ihale ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.
Muhammen bedelinin 546 milyon 500 bin lira olarak belirlenen ihaleye katılabilmek için 54 milyon 650 bin lira teminat ücreti yatırılması ve 28 Temmuz saat 16.00'ya kadar kapalı ve üzeri imzalı zarf içinde teklif verilmesi gerekiyor. Söz konusu ihaleye ilişkin açık artırma ise 29 Temmuz saat 11.00'de TMSF'nin İstanbul Esentepe'deki binasında gerçekleştirilecek.
Birinci Hastanesi'ndeki ihmal ve suçlar..
Özel Birinci Hastanesi'nin adı, "Yenidoğan Çetesi" davasının bin 399 sayfalık iddianamesinde, örgütün yenidoğan yoğun bakım ünitesini kiralayarak işletmesini adeta devralması ve doğrudan bebek ölümleri ile usulsüz kazanç sağlaması üzerinden geçiyordu. Gündem olan hastanelerden biriydi.
Hastanenin adının geçtiği en somut ve trajik olaylardan biri Nijerya uyruklu Michelle Nwando Opara adlı bebeğin ölümüydü. Bebek, başka bir hastaneden günlük 7 bin TL ücret karşılığında iyileşeceği vaadiyle ambulansla Özel Birinci Hastanesi'ne sevk edildi. Ailenin ifadelerine göre hastanede bebek entübe edilmiş, aileye "durumu iyi" denilmesine rağmen kısa süre sonra ölüm haberi verildi. Aile hastaneye gittiğinde cihazların hâlâ çalıştığını ve bebeğin ihmal sonucu öldüğünü iddia etmişti.
Adli Tıp Kurumu raporlarında da bu ünitelerde uygun bakım, takip ve tedavi yapılmaması ile bebek ölümleri arasında illiyet bağı kuruldu.
Soruşturmada "etkin pişmanlık" hükümlerinden yararlanan sanık hemşire Hakan Doğukan Taşçı'nın itirafları, Birinci Hastanesi'ndeki işleyişi açıkça ortaya koydu. Taşçı ifadesinde "Birinci Hastanesi'nde çalıştığım dönemde Doktor Şeyhmus Çelik'in yerine epikriz (hasta raporu) yazdım ve düzenlemeler yaptım. Bunu bana Fırat Sarı söyledi, Doktor Şeyhmus Çelik'in de durumdan haberi vardı" diye konuşmuştu. Bebeklerin durumları SGK'dan daha fazla para alabilmek adına sahte raporlarla sisteme işlendi.
İtirafçı hemşirelerin beyanlarına göre, Birinci Hastanesi'nde bebeklerin tedavisi için devlet tarafından karşılanan pahalı solunum ilaçları bebeklere tamamen enjekte edilmemiş gibi gösterildi ya da hiç kullanılmadı. Bu şekilde artırılan ve usulsüzce el konulan ilaçlarsa dışarıya satılarak örgüt üyeleri arasında pay edilen haksız bir kazanç kapısına dönüştürüldü.
Dava sürecinde Mahkeme Başkanı, Özel Birinci Hastanesi'nde usulsüz faturalar kesilmesi ve SGK'nın zarara uğratılmasına yönelik ayrı bir iddianame hazırlandığını ve bu suçlamaların ana dava dosyasıyla birleştirildiğini açıkladı. Hastanenin başhekim ve yöneticileri de süreci denetlememek, "organizasyon hatası" yapmak ve örgütün usulsüzlüklerine göz yummakla suçlandı.
Soruşturmadaki bu ağır iddialar, ihmaller ve resmi belgede sahtecilik suçları sonucunda da Sağlık Bakanlığı hastanenin ruhsatını iptal etti. Ardından yönetimi TMSF kontrolüne geçirildi.
ATK raporu dava dosyasında: 'İhmallerle bazı bebeklerin ölümleri arasında illiyet bağı var'
Öte yandan çetenin 10'u tutuklu 62 sanığının yargılandığı davanın 43. duruşması bugün görüldü.
Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nin talebinin ardından Adli Tıp Kurumu (ATK) Üçüncü Üst Kurulu tarafından 10 maktul bebek için ölüm sebepleri, tanı ve teşhisler ile uygulanan işlemlerin doğruluğu, tıbbi uygulama hataları ve dosyadaki sanıkların ölümlerde kusurlarının olup olmadığına ilişkin rapor hazırlandı.
"Roua Kadan", "Ayaz Karaduman", "Melek Süleymanoğlu", "Michelle Nwando Opara", "Halime Alkari", "Kerem Muhammet Tokluoğlu", "Havvanur Karakoç", "Öykü Helvacı" ve "Serdarova" ile henüz ismi koyulmamış Kaya ailesinin bebekleri için hazırlanan raporlar Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.
Raporlarda bebekler Roua Kadan, Ayaz Karaduman, Melek Süleymanoğlu, Michelle Nwando Opara, Halime Alkari, Kerem Muhammet Tokluoğlu ve henüz ismi koyulmamış Kaya ailesinin bebekleri için, yapılan ihmallerle bebeklerin ölümleri arasında illiyet bağı bulunduğu, bebeklere zamanında uygun tanı ve tedavi yapılması durumunda da kurtulmalarının kesin olmadığı kaydedildi.
'Zamanında tanı ve tedavi yapılsaydı kurtulma ihtimali yüksekti'
Havvanur Karakoç bebeğe ilişkin raporda, bebeğin uygun bakım, takip ve tedavisinin sağlanmamış olması nedeniyle primer bakımından sorumlu olan Dr. Dursun Eryılmaz ile yapılan sözleşmeyle yenidoğan yoğun bakım sorumluluğunu üstlenen ancak bebeği görmeden, klinik durumunu bilmeden hemşirelere direktif vererek takip ve tedavi sürecini yöneten Dr. İlker Gönen'in, bebeğin yakın takibini yapmaması ve "arrest" durumunu zamanında tespit edememesi nedeniyle sorumlu hemşire Çağla Durmuş'un eylemlerinin tıp kurallarına uygun olmadığı ifade edildi.
Söz konusu eylemlerle ve/veya ihmallerle bebeğin ölümü arasında illiyet bağının bulunduğu, bebeğe zamanında tanı, tedavi uygulanması ve beslenmesinin yapılmış olması durumunda kurtulma ihtimalinin yüksek olduğu belirtilen raporda, ihmallerle bebeğin ölümü arasında illiyet bağının bulunduğu, bebeğe zamanında tanı, tedavi uygulanması ve beslenmesinin yapılmış olması durumunda kurtulma ihtimalinin yüksek olduğu vurgulandı.
Öykü Helvacı bebeğe ilişkin raporda, bebeğin yeniden canlandırma işlemine katılmayan primer bakımından sorumlu Dr. Dursun Eryılmaz'ın, bebeği görmeden, klinik durumunu bilmeden hemşirelere direktif vermesi nedeniyle Dr. İlker Gönen'in ve doktorları yeniden canlandırma işlemine çağırmaması nedeniyle hemşire Çağla Durmuş'un yaklaşımlarının tıbben uygun olmadığı kaydedilen raporda, tıp kurallarına uygun olmayan eylemler ve/veya ihmallerle bebeğin ölümü arasında illiyet bağının bulunduğu, zamanında uygun tanı ve tedavi yapılması durumunda bebeğin kurtulma ihtimalinin olduğu aktarıldı.
Bebek Serdarova'ya ilişkin raporda, bebeğin ölümünün tıp kurallarına uygun yürütülmeyen tanı, takip, tedavi süreci ve resüsitasyon ile ölümü arasında illiyet bağı bulunduğu, tanı, takip ve tedavi sürecinin tıp kurallarına uygun olarak yürütülmesi halinde doğum sonrasında kalp anomalisi tespit edilen bebeğin kurtulma ihtimalinin çok yüksek olduğu belirtildi.
Usulsüz davranışlar, ihmal, uygun olmayan koşullarda tedavi...
Ayrıca raporda, tape kayıtları, iddianame ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Raporu dikkate alındığında, bebeklerin 112 sevk sistemini baypas ederek uygun olmayan koşullarda takip ve tedavi süreci yürütülen hastanelere sevkini organize eden kişi/kişiler ile hastane yenidoğan yoğun bakım servislerinin işletilmesi amacıyla devredilmesinin, doktorların bilgisi olmadan yenidoğan bebeklerin orderlarının hemşireler tarafından düzenlenmesinin, doktorların günlük hastanelere gelerek vizit yapmamasının, epikrizlerin hastane dışında doktor olmayan kişiler tarafından yazılmasının, bebekler adına çekilmiş grafilerin başka bebeklere çekilen grafilerle yer değiştirilmesinin, kan gazlarının şablonlara göre epikrize uygun olacak şekilde çıkarılmasının, laboratuvar değerleriyle oynanmasının, yoğun bakımda çalışma yetkisi olmayan kişilerin yoğun bakımlarda çalıştırılmasının, yoğun bakım şartlarının 3. düzey yoğun bakım şartlarını taşımadığı halde 3. düzey yoğun bakım gibi gösterilerek yenidoğan bebeklerin yatırılmasını sağlayıp uygun olmayan koşullarda yürütülen takip ve tedavi sürecini organize eden Uzm. Dr. Fırat Sarı'nın da tıbben sorumlu olduğu belirtildi.
Davada neler yaşandı?
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan bin 399 sayfalık iddianamede, sanık doktor Fırat Sarı'nın elebaşı olduğu suç örgütünün sevk ve idaresini sanık doktor İlker Gönen ile 112 Acil Çağrı Merkezi ambulans şoförü Gıyasettin Mert Özdemir'in yaptığı belirtiliyor.
İddianamede, sanıklar Fırat Sarı ve İlker Gönen için 10 bebeğin ölümü nedeniyle "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi", "nitelikli dolandırıcılık" ve "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak" suçlarından 10 kez, "resmi belgede sahtecilik" suçundan da 11 kez uygulanmak üzere toplam 177 yıl altışar aydan 582 yıl dokuzar aya kadar hapis cezası talep ediliyor.
Sanık Gıyasettin Mert Özdemir'in ise "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi", "kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" ve "resmi belgede sahtecilik" suçlarından 180 yıldan 589 yıl 9 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
Davanın sanıklarından İlker Gönen, Antalya'da tutuklu bulunduğu cezaevinde 1 Şubat'ta intihar etmişti.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.