Sayfa yolu
Yaşar Kemal'in gözünden Diyarbakır: Tezatlıklar şehri
Yayın Tarihi: 12.11.2023 , 09:44 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Yaşar Kemal öykü, şiir ve romanlarının yanı sıra aynı zamanda gazeteci olduğu yıllarda kaleme aldığı röportajlarıyla da hafızalarda yer alıyor. 1951 yılında başladığı gazetecilik yılları, 1963 yılında kendisiyle birlikte işine son verilen meslektaşlarıyla beraber sona erer.
Pek heveslidir kendisi muhabirlik ve röportajlar üzerine yaptığı mesaiye. 1963 yılında işine son verildiğinde "Yahu sen bir zamanlar iyice röportajlar yapardın, benim gazetemde de yapar mısın diye soran olmadı" diye anlatıyor o yılları. Kıt kanaat geçinerek bir yolunu bularak yaptığı röportajlarında hep emekçilerin hikayelerine ve memleketin insan manzaralarına odaklanmış Kemal. Kaçakçıların hikayelerini derlemek için 45 gün sırtında çuval da taşımış Antep'te. Sahaflar çarşısında kitaplar arasında kaybolduğu da olmuş.
12 yıl sürmüş gazetecilik yılları. Bu süre zarfında bir heybe dolusu röportaj ve insan hikayesi çıkmış ortaya. Bunlardan birisi de Diyarbakır'daki mesaisinin ürünü.

'Tezatlar şehri'
Yaşar Kemal, Diyarbakır'ı anlatırken hep aynı noktaya dem vuruyor. Tezatlıklar. "Tezatlar şehiridir Diyarbakır" diyor. Bir yanda koca bir yoksulluk diğer yanda zevk sefa içinde halkı sömüren ağalar, beyler, patronlar. Bir yanda verimli araziler, bereketli topraklar diğer yanda ekmeğini zor kazanan emekçiler.
"Atom bombası düşmüş de her yer harabeye dönmüş sanki" diye giriyor röportajlarına. Tam iki ay sürmüş buradaki yazıları. Köylerine gitmiş, tarlalarındaki ırgatlarlarla konuşmuş Kemal. Bir yanda turistleri cezbeden tarihi güzelliklerden ve hükümetin yapacağı yaratım olasılıklarda söz ederken, Diyarbakır'ın bir süre sonra oteller şehrine dönüşebileceğinden söz ediyor. Haksız da sayılmaz bugünden bakınca.
Ama diğer yandan halkın içinde olduğu yoksulluğu da tek tek anlatmış Yaşar Kemal, sebebini göstererek. Traktörler ve iş makinaları ağalara, beylere giderken kara saban köylüye kalmış. Köylüler buğdaya arpa karıştırıp ekmek yapıyorlar karınlarını doyurmak için. Sırtını hükümete dayayan zenginlerinse keyfi yerinde.
İki Diyarbakır: Surun içinde ve dışında, zenginiyle yoksuluyla
Yaşar Kemal Diyarbakır'ı önce fiziki olarak ikiye ayırmış. Bir yanda Sur içi, bugün Dağ Kapı'dan içeri Nebi Cami'ne doğru yürürken sokaklar ve at arabaları önü sıra uzayan mahalleler diğer yanda surun dışında yeni gelişmekte olan valilik ve çevresi. Tabi bugün daha ötesi var. 75 Cadde diye uzanan yolun çevresini ve Urfa yoluna doğru genişleyen şehri şimdi görseydi yazar tezatlıklara tezatlık eklerdi.
Yaşar Kemal Avrupalı yazarların çok sık tekrar ettiği oryantalist imgelere de yer veriyor röportajlarında. "Hangi kapıyı çalsan buyur ederler, cahil ve yoksul köylüler" imgeleri bugün klasik sayılsa da o dönem için kıymetli veriler. "Batı'ya fabrika yol, Doğu'ya karakol" sloganları henüz icat edilmemiş ve Kürt sorunun adı telaffuz edilememişti. Kürtlere en çok "Doğulu" olmak düşüyordu. Zaman zaman da şaki.
Sokaktaki dilenciler ve yeni evlerle genişleyen bir şehir. Bir yanda lüks otomobiller diğer yanda eşekler, katırlar ve "çekçekçi" abilerin elleriyle ittirdiği arabaları. Ofis ve istasyon civarında o dönemin modern şehri ama Sur'da derin yoksulluk ve harabe evler.
Ve kahvehaneler
İşsizlerin, iş arayanların, işsiz müşterilerine bel bağlayan çaycıların mekanı. "Her yanı güldür buranın. Yabancı bildikleri çay isteyince yanına bir top da gül bırakıyorlar" diyor Yaşar Kemal.
Köyden kente göç ve işsizlik: 'Ekmek yoktur'
Yaşar Kemal önce Diyarbakır'daki emekçilerle söyleşir. Sonrasında da yolunu köylere düşürecek şekilde ilerler. Şimdiki gibi düşünmemekte fayda var. Diyarbakır'ın yanı başındaki Çınar ilçesi o zamanlar bir dünya yol mesafesi. Araçlar yaygın değil yakın sayılabilecek hemen hemen her yere eşeklerle ya da katırlarla gidiliyor. Yaşar Kemal'in işsizlikle ilgili en çok tekrar ettiği kelime "Ekmek yoktur" belki de. Röportaj yaptığı kişilere neden bu kadar ucuza ya da kötü şartlarda çalıştıklarını sorduğunda aldığı cevap aynıdır: "Ekmek yoktur". Yevmiyelik çalışan işçilere "Peki sonra?" diye sorar ve yine belirsizlikler yumağı cevaplar alır kapı yine aynı yere çıkar: "Ekmek yoktur."
Aşiretler arası kan davaları ve kavga dövüş, ağaların köylünün elindekilere el koyması köylüleri yerinden etmiş. Buna bir de işsizlik eklenince Diyarbakır'da ortalık şehri kendine gurbet edinmiş yoksullardan geçilmiyor. Bingöl'den Diyarbakır'a sebzecilik yapmaya gelen işçiler de giriyor Yaşar Kemal'in kadrajına.
Hükümetin zenginlere arka çıkan politikalarına dikkat çeken Yaşar Kemal, "Diyarbakır'da büyük bir göç var" diyor. Marshall yardımları ile alınan paralar köylülere değil ağalara teslim edilince, ağalar da traktörler sayesinde kırk günlük işi iki günde bitirince gurbet yolu görünmüş. 1950'lilerin başında Diyarbakır, okuma yazma oranının çok düşük olduğu, okur yazarların okumayı askerde öğrendiği, köylerde okulun olmadığı, şehir merkezinde su şebekesinin olmadığı ve insanların üniversite hayali kurdukları bir şehir. İşte köylerden öbek öbek insanlar böyle bir Diyarbakır'a geliyorlar yaşayabilmek ve barınabilmek için. Haliyle de çelişkiler katmerleniyor ve mayalanıyor.
Yaşar Kemal'in röportajlarındaki Diyarbakır elbette anlattığı yerde değil bugün. Değişen bir sürü şey var. Ortada ekonomik ilişkileri ciddi veriler sunan iki milyon civarında insanın yaşadığı bir kent var. Ancak değişmeyen şeyler de içinde bu kentin. Çelişkiler büyüdü ve tezatlar şehri olduğu gibi koruyor tezatlıklarını. Mayalanmaya da devam ediyor bu tezatlıklar. Sınıf kavgalarına gebe her biri.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
