Sayfa yolu
Yasalaşmasından 10 yıl sonra: Sendikalar ve Toplu ve İş Sözleşmesi Kanunu
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Fırat Bektaş*
Yayın Tarihi: 17.10.2022 , 09:49 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu ve İş Sözleşmesi Kanunu’nun TBMM tarafından kabul edilmesi üzerinden tam 10 yıl geçti.
6356 öncesinde 2821 ve 2822 sayılı kanunlar olmak üzere toplu iş ilişkilerini düzenleyen iki yasa yürürlükteydi.
2821 sayılı Sendikalar Kanunu, adı üzerinde sendikaların hukuki ve tüzel kişiliği düzenliyordu.
2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu ise toplu iş sözleşmelerinin nasıl yapılacağını, grev hakkının kullanımını vb. düzenlemeleri içeriyordu.
O dönemde iktidar yeni kanunu tasarlarken “12 Eylülcülerin çıkardığı kanunları değiştiriyoruz” sözüyle meydana çıktı. Yeni kanunun daha demokratik olacağı da vurgulanırken ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) normlarına da uygun olacağı belirtiliyordu.
Yeni kanunun, kabul tarihinden birkaç hafta sonra yürürlüğe girmesiyle birlikte eski kanunlar belli zaman dilimleriyle yürürlükten kaldırıldı ve en sonunda ikisi de ilga edilerek tarihin tozlu raflarında yerini aldı.
Yeni 6356 sayılı kanun ile birlikte eskiye göre bazı değişiklikler bulunuyordu.
Bunlar;
- Sendikaların hukuki ve tüzel yapısının esaslarını ve toplu iş sözleşmeleri, grev hakkı ve lokavtın uygulanmasını düzenleyen iki ayrı kanun yerine tek bir kanunda düzenlenmesi,
- İşkolu sayısının 28’den 20’ye düşürülmesi,
- Sendikalı olan işçilerin iş güvencesinin bazı şartlara bağlanması,
- İşçilerin sendikaya üye olma yöntemi gibi bazı değişikliklerdi.
Öncelikle, eski kanunlarda sendikaların yapısı ve toplu iş sözleşmesi (TİS) süreçleri ayrı kanunlarda düzenlenirken yeni kanunda hepsi bir arada düzenlenmiştir.
Eski kanundaki bazı işkolları şu şekilde birleştirilerek değişikliğe uğradı:

Eski kanunda işkolu barajı, tarım ve ormancılık haricinde yüzde 10 olarak uygulanıyordu. Yeni kanun yapılırken yüzde 1 işkolu barajı ibaresi eklendi ancak bu geçici süreliydi.
Yüzde 1’lik işkolu barajı 2016 yılına kadar sürdü.
2016’dan 2018 yılına kadar yüzde 2, 2018’den sonra ise yüzde 3 oranında sabitlenen işkolu barajı öngörülüyordu.
Ancak 2014 yılında işkolu barajı, yasayı çıkaran iktidar tarafından yüzde 1’e sabitlendi.
Bununla birlikte tarım ve ormancılık işkolundaki baraj muafiyeti ortadan kaldırılmış oldu. Halbuki ILO’ya göre işkolu barajının hukuka aykırı olduğu bilinen bir gerçektir.
Bir başka değişiklik grev hakkının hangi işlerde sınırlandırılacağıyla ilgiliydi.
Unutulmamalı ki grev hakkı işçilerin en önemli haklarından biridir. İşçinin en büyük yaptırımı olan “üretimden gelen gücün” kullanılmasıdır.
Eski kanun ile yeni kanun grev ve lokavt yapılamayacak iş yerlerini şöyle düzenliyor:

*Eski kanunda grev yapılamayacak işlerden sayılan Havacılık Hizmetleri, 2012 yılında AKP’nin THY grevini kırması amacıyla apar topar getirtilmiştir.
**Yeni kanunda grev yapılamayacak işlerden sayılan bankacılık hizmetleri ile kamu kuruluşları tarafından yürütülen şehir içi toplu taşıma işleri Anayasa Mahkemesi’nin 2015 yılındaki kararıyla iptal edilmiştir.
Yeni Kanun ilk yürürlüğe girdiği zaman işyerinde 30 işçiden daha az işçi bulunması halinde sendikal nedenle işten atılan işçilere iş güvencesi vermeyerek sendikalaşmayı fiilen imkansız hale getiriyordu.
Eskiden DİSK’te ve bağlı sendikalarda yönetici olarak görev alan ancak o dönem milletvekilliği yapan İzzet Çetin, Süleyman Çelebi ve Musa Çam Anayasa Mahkemesi’ne açtığı iptal davasının 2014 tarihli kararında bu hüküm iptal edilmiştir. (İzzet Çetin Türk-İş ve Türk Harb-İş Sendikası’nda yöneticilik yapmıştır.)
Yeni Kanun, sendika üyeliğini noter aracılığıyla değil de e-devlet sistemi üzerinden yapılmasına olanak sağlayarak örgütlenmenin gizli ve hızlı bir şekilde yapılmasını sağladı.
Ancak bazı görüşlere göre bu uygulamanın işçilerin sendika üyeliklerini işveren tarafından kontrol edilebilir olduğu yönündedir. Kaldı ki e-Devlet şifreleri kişisel verilerdir, hiçbir kişi, kurum ve makam tarafından istenemez, istenmesi ve ele geçirilmesi KVKK’ya göre suç teşkil eder.

(Kaynak: ÇSGB Temmuz-2022 dönemi sendikal istatistikler)
Yeni Kanun hayatımıza girmeden önce “12 Eylül Kanunlarını değiştiriyoruz” diyerek çıkılan bu yolda sendikalaşmaya ve grev özgürlüğüne “darbe” vurulmuştur. ÇSGB verilerini incelediğimizde en son yayımlanan 2022-Temmuz istatistiklerinde sendikalaşma oranı yüzde 14,26’dır. Türkiye sendikalaşma oranında OECD ülkeleri arasında sonuncu sıradadır.

(Kaynak: OECD Trade Union Dataset)
Ülkemizde toplu sözleşme kapsam oranı her zaman düşük olmakla beraber AKP ile birlikte bu oran OECD ülkelerine göre çok düşmüştür.
Türkiye’de toplu sözleşme kapsamı 2000 yılında yüzde 12,5 iken 2002 yılında hızla düşerek 2013 yılında dibi görüp yüzde 5,9 olarak gerçekleşmiştir. Yakın geçmişe baktığımızda bu oran yüzde 9,9 oranında gerçekleşmiştir. AKP iktidara geldiğinden beri toplu sözleşme kapsamı daralmaktadır.
Sonuç olarak AKP ve Erdoğan o dönem “12 eylülcülerin kanunlarını değiştiriyoruz” diyerek halkın karşısına çıkmıştır. 12 eylülcülere faşist ve darbeci deyip de onların faşizanlığını işçi ve emekçilere karşı devam ettirmiştir.
İşçilerin temel hakkı olan sendikalaşmanın, grev hakkı ve toplu iş sözleşmesine erişmenin önünü açmadığı gibi çıkardığı kanunla “yenilik” yapıyoruz diyerek işçi haklarını gasp etmektedir.
AKP iktidara geleli 1 yıl dolmadan ilk grev yasağını ilan etmiş ve devamında onlarca grevi yasaklamıştır.
Millî güvenlik ve genel sağlık gibi tutarsız ve alakasız gerekçelerle nice büyük grevler yasaklanmıştır.
AKP döneminde millî güvenlik tehdit altında diyerek binlerce Şişecam cam işçisinin grevleri yasaklanmıştır.
Yine aynı gerekçelerle binlerce lastik işçisinin grevleri yasaklanmıştır.
AKP ile birlikte 12 eylülün sendikalara karşı olan vahşi ve acımasız tutumu daha da körüklenmiş, AKP adeta kendini patronlara siper eder hale gelmiştir.
Yıllardır AKP’nin işçilere karşı sürdürdüğü faşist politikaların 12 eylülcülerden hiçbir farkı yoktur.
Bugün Türkiye’de çalışma ve endüstri ilişkilerini düzenleyen kanunlar işçilerin ihtiyaçlarına cevap veremiyor. Daha da kötüsü hak ve özgürlüklerin önünü kesiyor!
Bu düzenin değişmesiyle birlikte işçilerin temel hak ve özgürlüklerine son derece saygılı, insan onuruna yaraşır, işçilerin hak ve menfaatlerini sonuna kadar savunan düzenlemeler mutlaka çıkacaktır!
* Anadolu Üniversitesi İİBF Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümü
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.