Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Volkan Uçak vakası: Bizi hipnoz eden sahte diploma mı, başka bir şey mi?

Kamu kurumlarının sistemlerine yetkisiz erişim sağlayarak menfaat temin eden şüphelilere yapılan operasyon “mind renew” ya da “hipnoz” seanslarıyla bilinen sahte doktor Volkan Uçak’ın ipliğini pazara çıkardı. Peki bu ipliğin ucunu kimler tutuyor?

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 27.05.2025 , 15:48 Güncelleme Tarihi: 27.05.2025 , 15:49

Geçtiğimiz gün Ankara merkezli bir operasyon düzenlendi. Operasyonun odağında kamu kurumlarının sistemlerine yetkisiz erişim sağlamak, menfaat temin etmek gibi suçlamalar yer alıyordu. 

Yakalanan 58 kişi arasında televizyonlarda gördüğümüz, bilirkişi olarak sık sık konuşan, “hipnoz” seansları yapan “doktor” Volkan Uçak da vardı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, operasyonla ilgili yaptığı açıklamada, “Resmi Belgede Sahtecilik“, “Nitelikli Dolandırıcılık” ve “ÖSYM Kanununa Muhalefet” suçlarından 71 şüpheli hakkında işlem yapıldığını duyurdu. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından yetkilendirilmiş bayi ve ofisler üzerinden 33 kamu görevlisi adına ikiz e-imza çıkarıldığı, bu e-imzalarla kurum sistemlerine yetkisiz erişim sağlanarak sahte diploma ve sürücü belgesi düzenlendiği belirtildi. Operasyonda iki şüphelinin yurtdışında olduğu, 58 kişinin ise gözaltına alındığı bildirildi.

Fahiş seans ücretleriyle bilinen, bu kariyeri yaparken sık sık televizyonlarda boy göstererek güvenilirlik tesis eden Uçak’ın diplomasının olmadığı ortaya çıktı.

Uçak, yıllardır Ege Üniversitesi Psikoloji bölümünden lisans, Klinik Psikoloji dalında da Yüksek Lisans diplomasına sahip olduğunu söylüyordu.

Ekol TV’den İlker Turak’ın haberine göre; Uçak, ifadesinde, Türkiye’den lisans ve yüksek lisans diplomasının olmadığını itiraf ederken, Dublin Üniversitesi'nden mezun olduğunu öne sürdü.

Yükseköğretim Kurumu’ndan alınan bilgiler kapsamında, Uçak’ın sınav kaydının ve diploma kaydının olmadığı, para karşılığı Ege Üniversitesi'nden diploma aldığı yapılan tespitler arasında yer aldı. Yani Uçak, kamu kurumlarının sistemlerine giren bu siber çete vasıtasıyla diploma sahibi olmuştu.

Uçak’ın sahte doktor haberi basit bir dolandırıcılık gibi görünse de öyle değil. Bozuk düzen Volkan Uçakları yaratıyor.

Nasıl mı?

Kurup kurup unuttukları siber güvenlik kurumları

"Siber güvenlik", "milli güvenliğin ayrılmaz bir parçası" ilan edilirken, “Verilerimiz çalındı” haberlerini sık sık okuyoruz. Bu meselede de olduğu gibi kamu kurumlarının sistemlerine sızanların arkasında ne yatıyor?

Siber güvenlik ağırlıklı olarak Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın sorumluluk alanında. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, MİT ve Emniyet’in de bu konuda etkili olduğuna değinerek, “Müstakil bir siber güvenlik teşkilatının kurulmasıyla ilgili konu hükümetimizin de gündemine getirildi” demişti.

Yakın geçmiş siber güvenlik alanında kurulan ve varlığı dahi unutulan kurumlarla dolu.

Siber güvenlik için merkezi anlamda ilk adım 2012'de atıldı ve Siber Güvenlik Strateji Çalıştayı’nda "Siber Güvenlik Kurulu" oluşturulması kararı alındı.

Daha sonra siber saldırılara müdahale için kamu kurumları içerisinde Siber Olaylara Müdahale Ekipleri (SOME) oluşturuldu. Bakanlığın verilerine göre 2 bin 300’e yakın SOME var. Bu SOME’lerin koordinasyonunu sağlaması için de Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi (USOM) kuruldu.

Siber Güvenlik Kurulu, 2013’ten sonra bir daha bir araya gelmedi ama kaldırılmadı da. Son olarak 2014’te çıkarılan bir torba yasada kurul, siber güvenlik üzerine politikaların onaylanmasıyla görevlendirildi. Bir daha adı duyulmadı.

Ta ki Anadolu Ajansı onu “yeniden" kurana kadar. Ajans, 2016’da yayınladığı bir habere “Siber Güvenlik Kurulu ve KamuNet kuruldu” başlığını attı.

Verileri çaldırıp yardım istediler

Milyonlarca yurttaşın tüm kişisel verilerinin çalındığı ortaya çıktığında Ulaştırma Bakanı “olay 2018’de yaşanmıştı” diyerek olayı doğrulamış, sonra da sözlerinin çarpıtıldığını söylemişti. Bunun üzerine Free Web Turkey, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun bilgilerin çalınması nedeniyle Google'dan yardım talep ettiği belgeleri yayımladı.

29 Temmuz, 3 Eylül ve 6 Eylül tarihlerini taşıyan bu belgelerde talep eden taraf USOM’du. Siber saldırıları önlenmesi için kurulan USOM’un, milyonlarca yurttaşın verileri çalındıktan sonra yardım isteyen kurum olduğu görüldü.

Bu senenin başında, Dışişleri Bakanı Hakan Fidanın duyurduğu “müstakil” siber güvenlik teşkilatı, 3 ay sonra Resmi Gazete'de yayımlanan kararnameye göre “Siber Güvenlik Başkanlığı” adıyla kuruldu. Artık müstakil olarak kurulan yeni Siber Güvenlik Başkanlığı'nın omurgasını da USOM oluşturacak.

Oysa Türkiye’nin teknoloji konusundaki dışa bağımlılığı dikkat çekici. Elektrik Mühendisleri Odası riski şöyle vurguluyor:

“İletişim ve elektronik sanayi alanında yıllardır sürdürülen serbestleşme ve özelleştirme politikaları, ulusal elektronik sanayimizi tahrip etmiş, dışa bağımlılığı tetiklemiş ve ülkemizin teknoloji sahipliğinde ve üretiminde geri kalmasına neden olmuştur.”

Çözümse "devletleştirme"den ve "tümüyle planlı üretim"den geçiyor.

Bilimi saf dışı bırakmaya çalışan akıl: 'Geleneksel' tıp kurumsallaştırıldı, şarlatanlık moda oldu

Sağlık sistemini uzun yıllar içerisinde bugün bulunduğu noktaya getiren sorumlular arasında AKP hükümetlerinin yanı sıra Erdoğan ve eşi de başta geliyor.

AKP'li Erdoğan iktidarları boyunca patronları aynı zamanda da özel hastane patronlarını korudu, kolladı. Artık sıradan hale gelen patron bakanlar arasında sağlık bakanları da yerini aldı. İktidara gelir gelmez sağlıkta piyasacı anlayışı yerleştirdi. Özel hastaneler daha çok kazansın diye adım atmaktan geri durmadı.

Recep Tayyip Erdoğan da eşi Emine Erdoğan da sağlık sistemiyle "özel olarak" ilgilendi. Tayyip Erdoğan, dinci gerici ideolojisinin zaman kaybetmeden sağlığın her alanına nüfuz etmesi için pek çok adım attı.

2018'de Emine Erdoğan himayesinde Sağlık Bakanlığı'nın ev sahipliğinde 1. Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi düzenlendi. Kongredeki oturumlarda ele alınacak konulardan bazıları "Tıbbı nebevi/Peygamber tıbbı, Osmanlı tababeti, çocuklarda kupa uygulamaları, spor hekimliğinde kupa, kanserin ateşle tedavisi, kireçlenmeye karşı çınar yaprağı, cerrahide hipnoz kullanımı, sağlık turizmi, kaplıca tıbbı, homeopati uygulamaları" olarak duyuruldu. Bu çalışmalar bir şeylerin habercisi oldu, bir süre sonra hacamat, sülükle tedavi, kupa çekme devlet hastanelerine sokuldu. 

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları yani GETAT, Sağlık Bakanlığı tarafından “önleyici,” “tamamlayıcı” veya “geleneksel” olarak tanımlanarak meşrulaştırılmaya çalışıldı. Bilimsel yöntem süreçlerinden uzak bir “çözüm” pazarlandı. 

GETAT, “geleneksel” sözcüğüyle daha çok “muhafazakarlara” hitap ederken, “tamamlayıcı” sözcüğüyle liberal solcular da dahil, liberal kesimlere hitap ediyordu.

Bu eğilimler yalnızca Türkiye'de değil dünyada da revaçta.

Bilimdışı eğilimlerde geleneksel tıp savunularının yanısıra orta sınıfa hitap eden yeni formlara da sahip. Özellikle sosyal medya platformları üzerinden bir dayatma mevcut. "Kendinin en iyi versiyonunu keşfetmek, içsel potansiyel keşfi, telkin gücüyle kilo vermek, dişil enerjiyi yükseltmek" gibi. Uçak da müşterilerine bunları vadediyordu.

İlkelerini yok sayan medya menfaat peşinde: Televizyonlarda bu insanların ne işi var?

Özellikle gündüz kuşağı olarak adlandırılan programlara çıkarılan "uzmanlar"; beslenme yöntemleri, spor, psikoloji gibi alanlarda kanaat bildiriyor, reklamlarını yapıyor.

Sağlıkla ilgili “uzman” kişiler kendi reklamlarını yaparak para kazanırken, kanallarsa ekrana çıkardıkları kişilerin güvenilirliği, uzmanlığını teyit etmek ve içeriğinin ne olduğuna bakmak yerine yayın başına alacakları parayı gözetiyor. Yani tamamen para ilişkisinin içerisine saplanan televizyon dünyası da yayıncılık ilkelerini sahte uzmanlardan aldıkları parayla değiş tokuş ediyor.

"Sağlıkta neden reklam olmamalı" sorusuna yanıt veren bu örnek, sağlık sisteminin devletleştirilmesi tezine de güç kazandırıyor. Çünkü piyasalaşmanın sonucunda “müşteri”, “tüketim-tüketici”, “pazarlama”, “kâr”, “reklam”, “promosyon”, “prim” gibi sağlık alanında yeri olmaması gereken ticari kavramlar ortaya çıkıyor.

Bozuk düzen “sahte doktor”a diploma verilmesini engelleyemiyor, sağlık sistemini özelleştiren ve gericileştiren iktidar böyle bir sektörün doğmasına neden oluyor, yayıncılık ilkelerini çiğneyen televizyonlar, kâr amacıyla sahte doktorun yanlış bilgilerini halka pazarlamasını sağlıyor; tüm bu çürümüşlüğe maruz kalansa halk oluyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.