Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Trump şovunu bozan İsrailli komünist soL'a anlattı: 'Bu barış planı değil, klasik bir sömürgeci girişim'

İsrail Parlamentosu'ndaki eylemle Trump'ın sözünü kesen komünist milletvekillerinden biri olan Ofer Cassif'le gerçekleştirdikleri protestonun yanı sıra İsrail siyasetini ve ülkedeki eşitlik mücadelesini konuşma fırsatını yakaladık.

Can Kuyumcuoğlu

Yayın Tarihi: 16.10.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 16.10.2025 , 15:54

Önceki gün tüm dünya, katlanılması zor sahnelere maruz kaldı. Gazze’deki soykırımın mimarları, İsrail parlamentosu Knesset’te “barış şovu” yapmak üzere buluştu. 

Sahnedeki isim Gazze’deki yıkımın başmimarı ABD Başkanı Donald Trump’tı. “Barış” adı altında Gazze’yi tamamen boşaltarak sermaye cenneti yapmaya soyunan ABD Başkanı’nı iktidarıyla ana muhalefetiyle tüm İsrailli düzen siyasetçileri alkışlara boğdu.

Trump’ın Knesset’teki gösterisi kendisi açısından çok iyi gidiyordu. Ta ki iki İsrailli komünist “coşkulu” konuşmasını kaldırdıkları dövizle bölene kadar...

Hadaş blokundan milletvekilleri Aymen Odeh ve Ofer Cassif, "Filistin'i tanıyın" yazılı dövizleri kaldırmaları üzerine güvenlik görevlileri tarafından hemen meclisten çıkarıldı. Ancak protestoları güne çoktan damgasını vurmuştu.

Protesto eden milletvekillerinden Cassif, İsrail Komünist Partisi bünyesinde uzun yıllardır ülkede eşitlik mücadelesi veriyor. soL Haber'in yıllardır dostu. 2021 yılında soL TV'de konuk olmuştu

Cassif'le tüm dünyanın konuştuğu protestonun yanı sıra İsrail siyasetini ve ülkedeki eşitlik mücadelesini masaya yatırdık.

‘Meclis bir bütün olarak bu sirk gösterisine katıldı’

Cassif’e ilk sorumuz o gün Knesset’te yaşananlar oldu. Cassif, Trump’ın Netanyahu’yla birlikte yaptığı ziyareti kısa ve net tanımladı: “İki megalomanın mide bulandırıcı gösterisi.

Cassif, devamında şunları aktardı: 

Muhalefetin çoğunluğu da dahil olmak üzere, meclis de bir bütün olarak bu sirk gösterisine katıldı. İğrençti, çünkü bu bir megalomanlık gösterisi ve kişilik kültüne tapınmaydı.

İkilinin barıştan söz etmelerinin “çileden çıkartıcı” olduğunu ifade eden Cassif, iki liderin de hem Gazze'deki soykırımdan hem de İsrailli rehinelerin ve askerlerin ölümlerinden sorumlu olduğunu vurguladı.

İsrail’in Mart ayında halihazırda var olan ateşkes anlaşmasını bozduğunu ve Trump’ın da buna ön ayak olduğunu anımsatan Cassif, şunları kaydetti:

Trump'ın ayrıca sadece İsrail'i desteklemekle kalmadığını, aynı zamanda Gazze'yi temizlediklerini açıkça dile getirdiğini de unutmamalıyız. Onun dediğine göre, Gazze'de kimse kalmayacak ve kimsenin geri dönmesine izin verilmeyecek. Yani barış iddiaları boş sözler.

Ofer Cassif

‘Bu barış planı değil, klasik bir sömürgeci girişim’

Cassif, "Filistin'i Tanıyın" döviziyle iki şeye dikkat çekmek istediklerini belirtti: 

Birincisi, Trump'ın Beyaz Saray'da Netanyahu ile ve Mısır'da Şarm El Şeyh'de sunduğu teklif, Filistin halkının kendi kaderini tayin ve devlet olma hakkını tamamen göz ardı ediyor. 20. Madde'de Filistin devleti konusu çok belirsiz. Çok bulanık ve hiçbir taahhüt yok. Oraya nasıl ulaşılacağına dair bir açıklama yok. Belirtilen koşullar, sömürgeci emperyalist efendilerin karar vereceği koşullar. Yani bu işe yaramaz. Bu bir plan değil. Kesinlikle bir barış planı değil. Çok klasik bir emperyalist ve sömürgeci öneri. 
Diğeri ise Filistinliler özgür olmadığı sürece barış olmayacağını anlamak. Barış adalet gerektirir. Adalet, Filistin halkının kurtuluşunu gerektirir. İsrail devleti yanında kendi devletlerinin kurulmasını. Başka bir şey değil.

‘Halklar arasında düşmanlık, sömürenlerin işini kolaylaştırır’

Cassif’e soykırımcıların bu gösterisine neden yalnızca komünistlerin tepki gösterdiğini sorduk.

Komünist milletvekili bu konunun karmaşık ve çok katmanlı olduğuna işaret etti:

İktidardakiler ve parlamentodaki temsilciler, çatışma ve düşmanlık durumunu, en çok sömürülen sınıfları kendi taraflarına çekmek için kullanıyorlar. Lenin bu konuda temel olarak şunu söylüyordu: Halklar veya uluslar arasında bir düşmanlık yaratıldığı sürece, sömüren siyasetçilerin sömürülenlerden destek alması çok daha kolay olur.

Cassif, İsrail özelinde ise bu konuda Mizrahi Yahudilerini örnek verdi:

Bu, bugün için de çok geçerli, çünkü İsrail'deki en çok sömürülen kesimlerin çoğunluğu, yalnızca ekonomik olarak değil, aynı zamanda kimliksel ayrım açısından da olabilecek en kötü durumdalar. Özellikle ve esas olarak Mizrahi Yahudilerinden bahsediyorum. Birçoğu sağcı partilere oy veriyor ve birçoğu Netanyahu'ya hayran. Sağcı liderler, kişisel olarak bu kesimlere zarar vermek için ellerinden geleni yaptılar. Ancak bu kesimler yine de onları destekliyorlar.

Bunu Marksist sosyolog Perry Anderson, ‘psikolojik telafi’ terimiyle açıklıyor. Buna göre, en çok sömürülenler, savaşta kendi ait oldukları sınıf yerine sömürücüleriyle işbirliği yapmayı tercih ediyor.

Bu durum burada da aynı, onlarca yıldır böyle. Bir zamanlar İran gibi Körfez ülkelerinden ve özellikle Irak'tan, Kuzey Afrika’dan, Yemen'den gelen büyük Mizrahi Yahudiler dalgası vardı. Bu yüzden buraya geldiler. Sömürüldüler, ötekileştirildiler, alay edildiler, ezildiler ve dışlandılar. Ama onlara sürekli, özellikle de son birkaç on yılda, egemen ulusun bir parçası oldukları ve Araplara karşı olmaları gerektiği söylendi. Ve bu böyle devam ediyor.

Cassif, 8 Eylül 2023'te Doğu Kudüs'teki Şeyh Cerrah mahallesinde Yahudi evlerinden Arap ailelerin tahliye edilmesine karşı düzenlenen protesto sırasında Filistin bayrağıyla.

‘Biz insanlara ulaşamadıkça bu sesler çoğalmaz’

Cassif, komünistler dışında kimsenin ses çıkarmamasını da bu duruma bağlıyor ve örgütlenmenin önemine dikkat çekiyor:

Bence bu, bu topluluklara ulaşamamızın nedenlerinden biri. Elbette bizi destekleyen birçok kişi var, ancak ihtiyacımız olandan daha az, istediğimizden daha az ve olması gerekenden daha az. Ama devam etmeye çalışıyoruz, daha fazla destek kazanma çabalarımıza devam ediyoruz, ancak bu kolay olmaktan çok uzak.

‘Bizi takdir eden binlerce kişi var’

Soykırıma tepki gösteren siyasi grupların bu kadar az olması bir ülke için ne olursa olsun alışılmadık bir durum. Bu bağlamda, Cassif’e ülkenin siyaset arenasında harekete geçemeyen ancak kendilerini takdirle karşılayan grupların olup olmadığını sorduk.

Soruya “Kesinlikle var” yanıtını veren Cassif, şöyle devam etti:

Yaklaşık bir, bir buçuk yıl önce, daha önce bahsettiğim solcu Mizrahi Yahudilerin yanı sıra birçok kuruluş ve dernek de dahil olmak üzere en az 70 kurumla birlikte bir barış ortaklığı kurmayı başardık. Toplumsal adalet için işgale karşı soykırıma karşı birlikte hareket ediyoruz. Elbette çalışmalarımızı takdir eden binlerce kişi var, çünkü parlamentoda sosyal fraksiyonlar hakkında en çok konuşan biziz. Halka hitaplarımız, gündem maddeleri ve madencilere yönelik soru önergeleri ve yasa tasarıları gibi... Parlamentoda sosyal çalışma ve mücadele yürütüyoruz. Bir yandan birçok insan da bunlardan habersiz. Bazıları biliyor ama umursamıyor, bazıları da biliyor ve bu yüzden bizi destekliyor. Yani, çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bunu öylece terk edemeyiz.

‘Bugün yalnızca komünistler değil, birçok İsrailli tehlikede’

Cassif’e ayrıca İsrail’de komünist olmanın günlük hayatta zorluk getirip getirmediğini sorduk. Cassif, bunun eskiden geçerli olduğunu, ancak günümüzde zorluk çekenlerin yalnızca komünistler olmadığına işaret etti:

Yaklaşık 50-40 yıl önce komünist olmak zordu. Ama İsrail'de bugün fiziksel tehdit altında olmak için ya Arap olmak ya da tanınmış bir solcu olmak yeterli, illa komünist olmak zorunda değil. Örneğin, son yıllarda insanlar Netanyahu hükümetine karşı mücadeleyle ilişkilendirildi. Rehinelerin terk edilmesini ve kurban edilmesini protesto etmek için sokaklara çıkan insanlar vardı. Bildiğiniz gibi, polis ve faşist hareket tarafından vahşice saldırıya uğradılar ve dövüldüler. Bu yüzden, Aymen (Odeh) ve ben, birkaç ay önce soykırıma karşı konuşmam için davet edildiğim, çoğunluğu Yahudi olan bir gösteride neredeyse linç ediliyorduk. Polisin önünde neredeyse faşist bir kalabalık tarafından sıkıştırılıyorduk, polis hiçbir şey yapmadı. Yani komünist olmak başlı başına tehlikeli değil, Arap, solcu veya ilerici, hatta liberal olarak anılmak bile oldukça tehlikeli hale geliyor.

‘Filistinlilerin kurtuluşu olmadan barış olmaz’

Son olarak Cassif, bölgede gerçek anlamda barışın nasıl gelebileceğini anlattı:

Daha dün Mısır'da bile Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını reddettiler ve Filistinlilerin kendi devletlerine sahip olacağı bir çözümü desteklediğini söylemeyi reddettiler. Öyleyse bu nasıl bir barış? Filistinlilerin kurtuluşu olmadan barış olmayacak. Filistinlilerin vahşi ve ölümcül işgalden tamamen kurtulmaları ve İsrail'in Haziran 1967'de işgal ettiği tüm topraklarda kendi bağımsız devletlerine sahip olmaları olmazsa olmaz bir koşuldur. Bu, mülteci sorununa Birleşmiş Milletler'in önerdiği adil çözümün tek yoludur. Bu, hem Filistinliler hem de İsrailliler için barış ve adalete ulaşmanın tek yoludur. Başka yolu yok. Ve biz de oraya ulaşmak için elimizden gelenin en iyisini yapmaya devam ediyoruz.

 

 

 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.