Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Trump, Güney Afrika’da neyin peşinde?

Trump, Afrika’daki en önemli ticaret ortağının yakasına yapışmış durumda. Bu süreçte Güney Afrika Cumhuriyeti'nin bağımsızlık tarihini de kendince yeniden yazıyor. Öte yandan ırkçı rejimin devrilmesinden sonra en Amerikancı, en piyasacı, en patron yanlısı siyahi iktidar ise ABD’den takdir beklerken, payına fırça düşmüş oldu.

Ogün Eratalay

Yayın Tarihi: 03.12.2025 , 11:08 Güncelleme Tarihi: 03.12.2025 , 11:10

Artık Beyaz Saray kaynaklı olarak gördüğümüz veya işittiğimiz hiçbir gelişmeye şaşırmıyoruz. Geçtiğimiz hafta da bunlardan birisi yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump daha önce Beyaz Saray’da gazetecilerin önünde yalan yanlış videolar göstererek kamuoyu önünde küçük düşürmeye çalıştığı Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa’nın G20 Zirvesine katılamayacağını açıkladı. G20 Sekreterliği görevini ABD Elçisine teslim etmeyen Güney Afrika’nın önümüzdeki yıl yapılacak zirveye çağrılmayacağını ilan etti. Trump, Güney Afrika’da düzenlenen zirveye katılmamış, buna gerekçe olarak da ülkedeki beyazların ayrımcılığa ve soykırıma uğradığını, topraklarının gasp edildiğini öne sürmüştü.

Trump’ın bugünkü ırkçılık, ayrımcılık ve soykırım söylemine gelmeden önce ülkenin geçmişine kısa bir bakış iyi olacak.

Güney Afrika nasıl kuruldu?

Portekizli kaşifler, zengin doğal kaynakları ve Hindistan ile yapılan ticaret yolunda önemli bir uğrak konumunda olması sebebiyle bölgeye ilgi göstermiş, sonrasında Hollandalılar ve İngilizler yağmaya dahil olmuştur. Bölgede altın bulunmasıyla beraber yaşanan göçle beraber Avrupalı sömürgecilerle yerli halklar arasında sonu gelmeyecek savaşlar dönemi başladı. Önce Zuluları mağlup eden İngilizler daha sonra Hollanda kökenli yerleşimciler olan Boerleri yenerek hakimiyetlerini pekiştirdi. 1910 yılında kurulan Güney Afrika Birliği, Britanya İmparatorluğuna bağlı bir koloni haline geldi.

Birliğin bayrağında İngiliz bayrağı belirleyici bir yerde görülüyor.

Birlik, bugün Namibya olarak bilinen Güneybatı Afrika bölgesinin de idaresini fiilen elinde tutuyordu. Resmi olarak manda rejimi altında da olsa İngilizler, sömürgeleri eliyle başka bölgeleri de denetlemekteydi aslında. 1931 yılında Britanya’da kabul edilen kanunla Güney Afrika Birleşik Krallık ile aynı hukuki seviyede oluyor, fiilen bağımsızlığını kazanıyordu.

Ülkede İngiltere ile daha yakın ilişkiler kurulmasını savunan İngilizce konuşan beyazlarla, İngiltere karşıtı Hollandalı yerleşimcilerin geleneğinden gelen Afrikanerler 2. Dünya Savaşı sonrasında bir kriz dinamiği haline geldi. Her iki cenah tarafından da sömürülen ülkedeki yerlilerin hiçbir söz hakkı olmadığı referandum süreci sonrasında ırkçı bir apartheid rejimini savunan Afrikaner teklifi kabul edildi. Zaten 1909 yılından bu yana yürürlükte olan ırk ayrımına dayalı rejim anayasaya girdi.

Emperyalizmin sahte gözyaşları

Irkçı bir rejimde ısrar edilmesi kağıt üzerinde büyük tepki aldı, 1961 yılında ilan edilen Güney Afrika Cumhuriyeti İngiliz Milletler Topluluğundan atıldı, pek çok ülke göstermelik yaptırım ve boykot kararı aldı.

Bölgede doğal kaynakların sömürüsü, yerli halkların ve siyahilerin hiçbir hakkının olmadığı bir ekonomik sistem varlıklı sınıfların servetlerinin artmasını sağladı.

Irkçı rejim, haklarını arayan emekçilere, topraklarından atılan yerlilere, komünistlere, yurtseverlere doğrudan öldürücü silahlarla müdahale etti, sayısız katliamlar gerçekleştirdi. Bunlar arasında 1960 yılında kentlere giriş için pasaport uygulamasına karşı protestolara silahla cevap verilmesi sonrasında yaşanan Sharpeville Katliamı, okullarda zorla Afrikaner dili öğretilmesini protesto eden öğrencilere karşı yapılan 1976 Soweto Katliamı, Sharpeville Katliamının 25. yıldönümünde 1985 yılında yapılan eylemlere karşı saldırı sonrasında yaşanan Langa Katliamı gibi çok sayıda olayda yüzlerce kişi öldürüldü, binlerce kişi tutuklandı ve insanlık dışı işkencelere maruz bırakıldı.

Bunun da ötesinde günümüzde İsrail örneğinde olduğu gibi, başta ABD ve İngiltere olmak üzere emperyalizm Güney Afrika Silahlı Birliklerinin “kazandığı deneyimi” paylaşmak adına sürekli askeri işbirliği halinde olmuş, silah desteği sunmuş ve bölgede “hizaya getirilmesi” gereken Afrika ülkelerine ırkçı rejim eliyle müdahale etmiştir. Bu örneklerden birisi de Angola’dır.

Castro ve Neto


Angola 

Angola, 1961-1974 arasında Portekiz’deki Salazar rejimine karşı bağımsızlık savaşı vermiş, bu ülkede gerçekleşen devrim sonrasında ise bağımsızlığına ulaşmıştır. Olağanüstü doğal kaynaklara sahip olan ülkenin Soğuk Savaş döneminde yurtsever ve devrimci MPLA örgütü iktidarında olması emperyalist planları bozar. Bunun üzerine devreye sokulan muhalif UNITA örgütü iç savaş başlatır. Çin Halk Cumhuriyeti'nin silah ve ırkçı Güney Afrika rejiminin doğrudan desteğini alan “muhalifler” ülkeyi yeniden sömürge konumuna sokmanın arifesine gelir.

Bu aşamada Angola Devlet Başkanı Agostinho Neto sosyalist Küba’dan resmî yardım ve destek talebinde bulunur. Kıtaya gelen tüm diğer ülke ordularından farklı olarak hiçbir maddi çıkar beklemeden emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı savaşan Kübalılar, o döneme kadar yenilmez denilen Güney Afrika Ordusunu en son 1988 Cuito Cuanavale Muharebinde mağlup etmiştir. Soğuk Savaşın son dönem kirli pazarlıklarının döndüğü bir uluslararası siyasi atmosferde askeri olarak mağlup olmuş, ekonomik sürdürülebilirliği kalmamış ırkçı rejim bu yenilgiyle açılan süreçte tasfiye edilir. Mandela liderliğindeki Afrika Ulusal Kongresi iktidarı alır ve yeni bir cumhuriyet ilan edilir.

Gerçekleşmeyen devrim ve kapitalist siyah Güney Afrika 

ANC iktidarının başa gelişi bir toplumsal alt üst oluş sonrasında gerçekleşse de yaşananlar klasik anlamda iktidarın sınıfsal yapısının değiştiği bir “toplumsal devrim” olmadı. Kurulan “Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu” eliyle siyahilere artık iktidarda oldukları için affetmeleri gerektiği söylenirken, teskin edici kimi önlemler sus payı olarak verildi. Ancak sömürülen emekçilerin sahip olması gereken madenler, limanlar, fabrikalar, şirketler halihazırdaki patronların elinde kaldı. Dolayısıyla ırkçı rejimin tasfiyesi ile ortaya çıkan enerji, toplumsal eşitsizliğe değmeyecek şekilde saptırıldı.

Süreç içinde beyaz patronların yerine onların siyahi ortakları alırken, belki de yeni dönem iktidarın sınıfsal yapısına dair en öğretici olay bizzat siyahi rejim eliyle yapılan bir katliamla tescillenmiş oldu.

Marikana Katliamı 16 Ağustos 2012 tarihinde Güney Afrika Cumhuriyeti'nde Rustenburg Marikana'daki Lonmin şirketine ait platinyum madeninde sürmekte olan grev sırasında yaşandı. Sürmekte olan eyleme silahla müdahale eden polisler 34 işçiyi öldürerek apartheid rejiminin devrilmesinden sonra sivillere karşı yapılan ilk katliama imza attı. Katliamın ilginç bir yanı daha var. Bugün Trump’tan azar yiyen Afrika Ulusal Kongresinin önde gelen isimlerinden, sendikacı ve aynı zamanda madenin sahibi Lonmin şirketinin yönetim kurulu üyesi Cyril Ramaphosa'nın işçilerin taleplerini dikkate almaması ve katliama olanak sağlaması olduğunu belirtelim.

Trump, siyahi patrondan neden memnun değil?

Aslında iki ülke arasındaki ilişkiler çok iyi. Irkçı rejim sırasında Amerikan silah sanayisinin ihtiyaç duyduğu krom, mangan, vanadyum gibi değerli elementleri sağlarken, örneğin Kore savaşı gibi emperyalizmin önem verdiği askeri harekâta da fiilen katıldığını hatırlatalım. Ancak ilişkiler sadece ırkçı rejim dönemiyle sınırlı değil. Afrika Ulusal Kongresi'nin iktidarında da önce USAID ve Peace Corps gibi sivil toplum kuruluşlarıyla ülkeye yeniden giriş yapan ABD Güney Afrika’dan değerli madenler, elmas, altın gibi hammadde alırken, bu ülkeye makina, otomotiv, taşımacılık ve yazılım alanında ihracat gerçekleştiriyor. Güney Afrika, ABD’nin Afrika kıtasında en geniş ticaret yaptığı ülke konumunda.

Trump’ın beyazlara karşı soykırım uygulanıyor diye bahsettiği olay 2024 yılında çıkarılan yasaya dayanıyor. Expropriation Act 13-2024 olarak bilinen yasaya göre 1975 yılında ırkçı rejim tarafından yürürlüğe konan el koyma yasası iptal ediliyor, bu kapsamda toprak reformu başta olmak üzere toplumsal eşitsizliklerin azaltılmasına yönelik önlemler hiçbir şekilde tazminat ödenmeksizin gerçekleştiriliyor. Bu açıdan bakıldığında dönüşüm geçiren ve emekçilerin partisinden patronların partisine dönüşen ANC yükselen memnuniyetsizliğe bir nebze de olsa çare üretme peşinde olduğu çok açık. Bu kapsamda siyahilere şirin gözükürken, birkaç beyaz ailenin mülküne el konulmuş olması kabul edilebilir bir bedel anlaşılan.

Ancak bu durum, Trump’ın kendi ülkesinde de beyazları modern dönemin “kurbanları” olarak gören beyaz üstünlükçü söylemine yarıyor. Popülist söylemlerle gerçekleri çarpıtarak siyasi çıkar peşinde koşmakta uzmanlaşan Trump, bir diğer yandan Afrika’da yoğunlaşan Çin sermaye yatırımlarına ve Çin etkisine karşı en önemli ticari ortağına da ayar veriyor.

Elbette bu tutumda son güncel siyasi gelişmelerin de payı var. Son olarak 7 Ekim sonrasında İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı başlattığı soykırıma görece en güçlü yanıt, Güney Afrika Cumhuriyeti öncülüğünde İsrail’in Uluslararası Adalet Divanına dava açması olmuştu. Bu hukuki sürece karşı ABD yetkilileri İsrail’den yana tutum alırken, suçlamaların asılsız olduğunu savunduklarını hatırlatmış olalım. Ukrayna-Rusya Savaşında ise Güney Afrika Cumhuriyeti'nin ABD’nin talepleri aksine Rusya’ya karşı yaptırımlara katılmaması, olaya tarafsız yaklaşmasının da tepki çektiğini hatırlatalım.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.