Sayfa yolu
Trump açıkça ilan etti: İsrail’in Lübnan savaşında yeni taşeron Suriye
Yayın Tarihi: 17.06.2026 , 16:38
Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.
ABD Başkanı Donald Trump, Washington’un yeni Suriye planını açıkça dile getirdi.
Trump, İsrail’e Hizbullah’la mücadeleyi Suriye’ye bırakmasını önerdiğini söyledi. Böylece ABD’nin yıllardır savaş, yaptırım, cihatçı örgütler ve bölgesel müttefikleri eliyle şekillendirdiği Suriye’ye biçtiği yeni rol de netleşti: İsrail’in Lübnan’daki savaşına alan açmak.
Fransa’daki G7 Zirvesi kapsamında Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamid El Sani ile görüşmesi öncesinde konuşan Trump, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarından “rahatsız” olduğunu söyledi. Ancak bu rahatsızlık, Lübnan’daki saldırganlığın durdurulmasına değil, operasyonun başka bir aktör üzerinden sürdürülmesine bağlandı.
Trump, “İsrail’e, Hizbullah meselesini Suriye’nin halletmesine izin vermesini söyledim. Açık konuşmak gerekirse, bence bunu daha iyi yaparlar” dedi.
ABD Başkanı’nın sözleri, İsrail’in Lübnan’daki saldırılarının hedefini değil, yöntemini tartışmaya açıyor. Washington, Hizbullah’ın tasfiyesi ve İran’ın bölgedeki müttefiklerinin kuşatılması hedefinden vazgeçmiş değil. Trump’ın önerisi, İsrail’in doğrudan saldırılarının yarattığı siyasal maliyeti azaltmak ve aynı hedefi HTŞ lideri Ahmed Şara yönetimindeki Suriye üzerinden sürdürmek anlamına geliyor.
‘İsrail yapamıyorsa Suriye yapsın’
Trump’ın açıklaması bu açıdan bir itiraf niteliğinde. ABD Başkanı, İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını eleştirirken, Lübnan halkının egemenliğini ya da bölgesel barışı savunmadı. Tersine, Hizbullah’a karşı operasyonun Suriye’deki HTŞ rejimine devredilebileceğini söyledi.
Bu, İsrail’in savaşının bitirilmesi değil, taşeronlaştırılması anlamına geliyor.
Trump’ın “Suriye bunu daha iyi yapar” sözleri, ABD’nin yeni Suriye yönetimine bakışını da ortaya koyuyor. Washington açısından Şara yönetiminin değeri, İsrail’in güvenliği ve İran’ın yalnızlaştırılması için üstlenebileceği rolle ölçülüyor.
Cihatçı yönetim ‘normalleşme’ adı altında sahaya sürülüyor
Trump’ın işaret ettiği Suriye, yıllarca El Kaide bağlantılı El Nusra çizgisinden gelen, ardından Heyet Tahrir’uş Şam adıyla yeniden örgütlenen cihatçı hareketin iktidarındaki Suriye.
HTŞ lideri Ahmed Şara, Batı başkentlerinde ve Körfez’de “yeni Suriye’nin lideri” olarak parlatılırken, örgütün cihatçı geçmişi ve İslamcı karakteri bilinçli biçimde geri plana itiliyor. Şara yönetimi, “ılımlılaşma”, “istikrar” ve “normalleşme” başlıkları altında meşrulaştırılıyor.
Oysa bugün Trump’ın sözleri, bu meşrulaştırma sürecinin gerçek hedefini bir kez daha gösterdi. Yeni Suriye, egemen ve bağımsız bir ülke olarak değil, ABD-İsrail düzeninin bölgedeki ihtiyaçlarına yanıt verecek bir aparat olarak kurgulanıyor.
Şara’nın İslamcı yönetiminin Hizbullah’a karşı kullanılabileceğinin bu kadar açık biçimde söylenmesi, Suriye’nin nasıl bir bölgesel göreve hazırlandığını ortaya koyuyor.
Erdoğan ve Şara’ya övgü: Ankara bu tablonun neresinde?
Trump’ın açıklamasında dikkat çeken bir başka unsur da AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a dönük övgüydü.
ABD Başkanı, Şara’nın “iyi iş çıkardığını” söylerken Erdoğan’ı da aynı cümlenin içine yerleştirdi. Trump, Suriye’yi yöneten kişinin Erdoğan’la birlikte ülkeyi “yeniden bir araya getirdiğini” ileri sürdü.
Bu sözler, Ankara’nın yeni Suriye yönetiminin inşasında oynadığı rolün Washington tarafından açıkça görüldüğünü gösteriyor. AKP iktidarı, yıllardır Suriye politikasını “güvenlik”, “istikrar” ve “normalleşme” başlıklarıyla gerekçelendirdi. Gelinen noktada ise bu hattın İsrail’in güvenliği, Hizbullah’ın kuşatılması ve İran’ın bölgedeki etkisinin kırılmasıyla aynı düzleme oturduğu görülüyor.
Türkiye’nin desteklediği ve Batı’yla koordinasyon içinde meşrulaştırılan yeni Suriye yönetimi, bugün Trump’ın ağzından İsrail’in Lübnan savaşında devreye sokulacak aktör olarak tarif ediliyor.
Bu tablo, AKP’nin Suriye politikasının “İsrail’e karşı zafer” diye sunulmasının ne kadar temelsiz olduğunu da ortaya koyuyor. Suriye’nin mevcut hali, en çok İsrail’in elini rahatlattı.
Suriye’nin mevcut hali İsrail’e nasıl alan açtı?
Esad yönetiminin devrilmesi ve HTŞ’nin iktidara taşınması sonrasında Suriye, İsrail açısından büyük bir stratejik boşluğa dönüştü.
İsrail, Suriye’de askeri ve bilimsel altyapıyı defalarca hedef aldı. Golan’daki işgalini genişletti. Suriye hava sahası İsrail’in bölgesel operasyonları için daha elverişli hale geldi. Filistinli direniş gruplarının yıllarca ilişki kurabildiği Suriye, HTŞ iktidarıyla birlikte bambaşka bir hatta yerleştirildi.
Şara yönetimi ise İsrail’in saldırganlığı karşısında krizi büyütmekten kaçınan, hatta Batı’yla ilişkilerinde İsrail’le normalleşme başlığını tümüyle dışlamayan bir çizgi izledi.
Daha önce ABD’li ve İsrailli yetkililerin Suriye ile İsrail arasında normalleşme ihtimalini gündeme getirmesi boşuna değildi. Şara’nın İsrail’le ilişkilere açık olduğu, İbrahim Anlaşmaları modelinin Suriye ve Lübnan’a genişletilmesinin tartışıldığı haberleri, bugünkü Trump açıklamasının zeminini oluşturuyordu.
İbrahim Anlaşmaları’nın yeni halkası mı?
Trump’ın sözleri, yalnızca Lübnan ya da Suriye sınırıyla sınırlı bir askeri başlık olarak görülemez. Bu açıklama, ABD ve İsrail’in bölgede kurmaya çalıştığı yeni normalleşme düzeninin parçası.
İbrahim Anlaşmaları, İsrail’in Filistin’i ezmeye devam ettiği koşullarda Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirmesinin aracı oldu. Bu anlaşmalar “barış” diye sunuldu, ancak esas işlevi İsrail’in bölgesel meşruiyetini artırmak, İran’ı çevrelemek ve Filistin meselesini tasfiye etmekti.
Bugün Suriye ve Lübnan’ın bu hatta eklenmesi konuşuluyor. Trump’ın “Hizbullah’la Suriye ilgilensin” sözleri de aynı stratejinin devamı: İran’ın bölgedeki müttefikleri yalnızlaştırılacak, İsrail’in güvenliği bölge ülkelerinin iç politikalarına ve sınır düzenlemelerine bağlanacak, yeni Suriye yönetimi de bu düzenin parçası haline getirilecek.
Bu nedenle Trump’ın açıklaması, yalnızca İsrail’in Lübnan saldırılarına dair bir taktik öneri değil. ABD’nin İran’ı yalnızlaştırma, Hizbullah’ı kuşatma, Suriye’yi İsrail’le uyumlu bir güvenlik düzenine yerleştirme planının açık ifadesi.
Lübnan için yeni tehlike: Savaşın Suriyeleştirilmesi
Suriye’nin Hizbullah’a karşı devreye sokulması, Lübnan açısından da büyük bir tehlike anlamına geliyor.
Lübnan’ın iç dengeleri, Suriye-Lübnan sınırı, Hizbullah’ın askeri ve siyasi varlığı, İsrail saldırıları ve İran’la ilişkiler zaten kırılgan bir hatta ilerliyor. Böyle bir tabloda Şara yönetimindeki Suriye’nin Hizbullah’a karşı sahaya sürülmesi, Lübnan’daki savaşı bölgesel bir hesaplaşmanın yeni aşamasına taşıyabilir.
Trump’ın önerisi, Lübnan’ın egemenliğini de Suriye’nin egemenliğini de tanımıyor. ABD Başkanı’nın cümlesinde Lübnan, İsrail ve Suriye arasında paylaştırılacak bir operasyon sahasına indirgeniyor. Suriye ise kendi geleceğine karar veren bir ülke değil, İsrail’in yapamadığı ya da yapmakta zorlandığı işi üstlenmesi beklenen bir aparat olarak tarif ediliyor.
Yeni Suriye’nin gerçeği
Batı başkentlerinde, Ankara’da ve Körfez’de “yeni Suriye” diye pazarlanan düzenin gerçeği Trump’ın sözlerinde özetlendi.
Bu Suriye; cihatçı kökleri unutturulmak istenen bir HTŞ yönetimi altında, Batı’yla ve Türkiye’yle koordinasyon içinde yeniden şekillendirildi. Bu Suriye; İsrail’in saldırılarına yanıt vermeyen, İsrail’le normalleşme kapısını açık tutan, İran’ın bölgesel bağlarını zayıflatmak için kullanılabilecek bir ülke haline getirildi. Bu Suriye; bugün Trump tarafından Hizbullah’a karşı göreve çağrılıyor.
Dolayısıyla Trump’ın açıklaması bir gaf değil. ABD’nin, İsrail’in ve bölgedeki müttefiklerinin Suriye’ye biçtiği rolün ilanı.
Başka bir dewyişle, İsrail’in Lübnan’daki savaşını durdurmak istemiyorlar. Savaşı başka araçlarla, başka aktörlerle, başka sınırlar üzerinden sürdürmek istiyorlar.
Bu planın adına da “normalleşme” değil, "emperyalist bölge düzeninin yeni aşaması" denebilir.
Bahçeli’nin ‘Lübnan’ önerisi de aynı hatta oturuyordu
Trump’ın “Hizbullah’la artık Suriye ilgilenecek” sözleri, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin daha önce gündeme getirdiği “Lübnan’ın Suriye’ye bağlanması” önerisini de yeniden hatırlattı.
soL’da Yiğit Günay'ın kaleme aldığı “Akıl tutulması: Bahçeli'nin ‘Lübnan’ önerisi, ABD ve İsrail'in ekmeğine nasıl yağ sürüyor?” başlıklı analizde, Bahçeli’nin önerisinin “devlet aklı” ya da “bölgesel çözüm” görünümü altında sunulsa da, gerçekte ABD ve İsrail’in Lübnan’ı yeniden dizayn etme, Hizbullah’ı tasfiye etme ve İsrail’in güvenlik kuşağını genişletme hedefleriyle örtüştüğü vurgulanmıştı.
Bu hattın devamında yine Yiğit Günay'ın yazdığı “ABD ve İsrail’in Suriye-Lübnan politikası farklılaşıyor, Bahçeli İsrail’in tarafını tutuyor” başlıklı analizde ise, İsrail’in HTŞ yönetimindeki Suriye’nin Lübnan’a dönük daha doğrudan bir rol üstlenmesini istediğine dikkat çekilmişti. ABD’nin o aşamada daha temkinli bir pozisyon aldığı, buna karşılık Bahçeli’nin çıkışının İsrail’in Suriye-Lübnan hattındaki beklentileriyle örtüştüğü belirtilmişti.
Trump’ın son açıklaması, bu tartışmayı yeniden güncel hale getirdi. ABD Başkanı’nın İsrail’e “Hizbullah meselesini Suriye’ye bırakın” dediğini açıklaması, Bahçeli’nin önerisinin yalnızca tuhaf bir çıkış olmadığını, bölgede ABD-İsrail ekseninde tartışılan daha geniş bir planla aynı zemine oturduğunu gösterdi.
Bu planın merkezinde Lübnan’ın egemenliği, Suriye’nin bağımsızlığı ya da bölge halklarının güvenliği yok. Merkezde İsrail’in güvenliği, Hizbullah’ın kuşatılması, İran’ın yalnızlaştırılması ve HTŞ yönetimindeki yeni Suriye’nin bu düzenin kullanışlı bir parçası haline getirilmesi var.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.