Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Toplumsal hafızaya sansür: Erişim engelleme, AYM kararına rağmen niye hâlâ iktidarın büyük silahı?

AYM 11 Ekim 2023 tarihinde 5651 Sayılı Kanun'un 9. maddesini iptal etti. Etti ama yürürlüğe girmesi bile 9 ayı bulan bu kararla hak ihlallerinin tamamen ortadan kalkmasının önünde iktidar var.

Fotoğraf: Gazeteci Dayanışma Ağı

İrem Yıldırım

Yayın Tarihi: 02.10.2025 , 00:02 Güncelleme Tarihi: 02.10.2025 , 17:45

Haber bültenlerinde, sosyal medyada kaydırılan ekranlarda, gazete küpürlerinde en çok karşımıza çıkan o başlıklardan biri: “(…) erişime engellendi”

Yalnızca iki kelimeye sığdırmak haksızlık olur, “Erişim engeli haberine de erişim engeli”, “Erişim engeli haberine erişim engelini duyuran habere de erişim engeli” gibi dipsiz bir kuyuya dönüştü artık bu başlıklar.

Suya yazılan yazılar gibi yapılan haberler. Belleksiz bir toplum yaratmak için iktidarın en keskin kılıçlarından biri, erişim engeli.

Kimin kimi dolandırdığı, kimin hangi ihalede usulsüzlük yaptığı, asgari ücretlinin kuramadığı sofranın hakkının kimlerin kursağından aktığı, halka kimin yalan söylediği… 5651 Sayılı Kanun ve onun 4 maddesiyle işte tüm bu gerçeklerden kaçmak mümkün. Gerçi artık 3 maddesi, zira AYM birini iptal etti.

“Kişilik hakları”, “unutulma hakkı”, “aile değerleri”, “kamu düzeni” gibi muğlak gerekçeler, gücü elinde tutanlar için birer silaha dönüştü. Halkın haber alma hakkı, basın ve ifade özgürlüğü, kamu yararı da tıpkı bu kimselerin suçları gibi toplumun hafızasından silinmeye çalışılıyor.

Son on yılda en az 35 bin haber erişime engellendi, en az 30 bin haber silindi ya da kaldırıldı. En fazla engelleme 6 bin 500 haberle 2022'de oldu, 5 bin 300 haber de arşivden, internetten kaldırıldı.

“Siyasilerin ve kamuya mal olmuş kişilerin rahatsızlık duyduğu haberleri kaldırmak için erişim engellemesi kararları adeta bir sansür silahına dönüşmüştür.”

soL'un hukuk müşaviri Avukat Mustafa Mert Doğan, konuyu anlatırken ilk buradan başlıyor, yani hem kararı alanlardan hem de aldıranlardan.

5651 Sayılı Kanun, internet ortamında işlenebilecek suçlarla ve hak ihlalleriyle mücadele için 2007’de yürürlüğe girdi ancak işler pek de söylendiği gibi ilerlemedi. O sebeple de “hak ihlalleriyle mücadelenin” neye evrildiği bu haberin konusu.

Düşünce tekelini, akıl üzerindeki hegemonyayı elinde tutmak isteyen bir iktidar neler yapabilir? Anayasal güvencesi olan basın ifade özgürlüğünü mahkemeler koruyor mu? BTK her ne kadar veri paylaşmaktan kaçsa da en çok erişim engeli verilen maddenin AYM tarafından iptal edilmesi nasıl yorumlanmalı?

Unutulmasın diye hatırlatma: Basın Özgürlüğü Hakkı nedir?

Türkiye Anayasası'nda, basın özgürlüğünün, özgürlük ve insan haklarının güvence altına alınması açısından önemi vurgulanmıştır. Anayasamızın 26. maddesinde, “herkesin özgürce ifade ve baskı özgürlüğüne sahip olduğu” belirtilmektedir. Aynı yasanın 28. maddesine göreyse, “Herkes özgürce görüş ve düşüncelerini ifade etme, yayınlanma ve yayımlanma hakkına sahiptir.” Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, basının özgürlüğünü temel bir insan hakkı olarak kabul etmekte ve bu özgürlüğü korumaktadır.

Nedir bu engelleme şartları?

Erişim engelleme kararları, 5651 sayılı Kanun'un farklı maddelerine dayanmakta. Doğan, kararların siyasilerin ve kamuya mal olmuş kişilerin kendileri hakkındaki rahatsız edici haberleri internet ortamından kaldırmak için kullandıkları bir “sansür silahına” dönüştüğünü sık sık vurgularken, nasıl olması gerektiğine de işaret etmeden geçmiyor.

Basın faaliyeti eylemleri yayının görünürde gerçek olması, güncel olması ve kamu yararı bulunması şartlarını taşıyorsa ifade özgürlüğünün koruma alanından yararlanır ve ceza yargılamasına konu edilemez. Ancak erişim engelleri hukuki amacından saparak baskı aracı haline gelmiş vaziyette.

Söz konusu yasadaki, sansür aracına dönen dört madde şöyle:

  • Madde 8: Kanunda sayılan katalog suçların (müstehcenlik, intihara yönlendirme, vb.) önlenmesi amacıyla verilen kararlar.
  • Madde 8/A: Yaşam hakkı, kişilerin can ve mal güvenliğinin korunması, milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi gibi durumlarda verilen kararlar.
  • Madde 9: Kişilik haklarının ihlali durumunda içeriğin yayından çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararları (AYM tarafından iptal edilmeden önce en sık kullanılan sansür maddesi).
  • Madde 9/A: Özel hayatın gizliliğinin ihlali nedeniyle verilen kararlar. 

AYM’nin iptal kararı sansür keyfiliğine takılsa da yürürlükte: Gerekçesi neydi?

AYM 11 Ekim 2023 tarihinde 5651 Sayılı Kanun'un 9. maddesini iptal etti. Ancak kararın Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giriş tarihi 10 Ocak 2024 oldu.

İptal kararının yürürlüğe girmesi için Meclis'e yeni bir düzenleme yapma fırsatı tanındı ve 9 aylık bir süre verildi.

Av. Mert Doğan, bu sürenin “saçmalık” olduğunun ve mahkemelerin bu süreçte dahi hak ihlali yaratan maddeden karar vermeye devam ettiğinin altını çiziyor.

İptal kararının arkasındaki gerekçelere odaklanalım.

AYM, bu pilot kararda, yerel hakimliklerin, kişilik hakkı ile basın özgürlüğü arasındaki çatışmada adil bir denge kurmadığını tespit etti.

Mahkeme, kamuoyunu ilgilendiren konularda yapılan sert eleştirilerin dahi basın özgürlüğü kapsamında korunması gerektiğini vurguladı. Orantısız müdahale nedeniyle hak ihlali kararı verildi.

Çünkü madde uygulanırken yalnızca başvurucunun kişilik hakkı ihlaline odaklanılıyordu.

Haberi yayımlayan gazetecinin basın özgürlüğü hiç değerlendirilmiyor veya yüzeysel ele alınıyordu. Ki, kişilik haklarının ihlali dediğimiz, çok geniş kapsamlı, sınırı olmayan ve muğlak bir alan.

Örneğin bir siyasetçinin ihale sürecindeki usulsüzlüklerini veya mal varlığındaki şüpheli artışı konu alan bir haber yayınlansın. Siyasetçi, haberin “kişilik haklarına saldırı” olduğunu iddia ederek mahkeme yoluna gitsin. Yerel mahkeme 9. madde yürürlükteyken, “yargıya taşınmış olsa dahi şüpheli bir konu hakkında yayın yapmak bile kişilik haklarını zedeleyebilir” yaklaşımıyla hareket ediyordu.

Oysa bu tür haberler, siyasetçilerin eylemlerini kamuoyu önünde tartışmaya açma, yani demokratik gözetim (gözcülük) işlevi görür. Mahkeme, haberin üstün kamu yararını göz ardı ederek siyasetçinin kişisel itibarını mutlak öncelikli kabul ettiğinde, dengeleme testini başarısız kılar. Kamu yararı yok sayılır, basın ifade özgürlüğü sakatlanır.

Kişilik haklarının tanımı muğlak olduğu için, binlerce haber sırf “rahatsız edici” olduğu gerekçesiyle engellendi.

Bir başka örnekle ele alalım, bir sosyal medya fenomeninin kısa sürede şirketleşmesi, eşine ultra lüks hediyeler almasıyla ilgili kamuoyunda ilgi uyandıran ve eleştiri içeren bir haber yapıldığını varsayalım.

Haber, doğrudan bir suç içermese de, kişinin toplumsal konumuna ve imajına dair bir eleştiri veya bilgi içerir. Erişim engeli talebinde bulunan kişi, haberi “itibarsızlaştırma" veya “özel hayatın gizliliğinin ihlali” olarak niteler. Mahkeme de haberi, “toplumsal bir değer” taşımadığı gerekçesiyle engeller.

Bu durumda mahkeme, haberin kamuoyunda bir tartışma başlatma ve ilgi çekme potansiyelini yani haber alma hakkını görmezden gelerek, yalnızca başvurucunun öznel rahatsızlığını, "kişilik hakkı"nı esas alır.

Bu örnekler, basın özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki terazide, yerel yargı mercilerinin uzun süre boyunca basın özgürlüğünü tamamen göz ardı ederek orantısız ve keyfi bir şekilde kişilik hakkının lehine karar verdiğini ortaya koyuyor.

AYM'nin 9. maddeyi iptal etmesinin temel nedeni de bu yapısal dengeleme hatasını ortadan kaldırılması.

Sansürün yeni yolları ne?

Peki, iptal kararının ardından yeni sansür yolları ne oldu?

Artık 8/A maddesi üzerinden bakanlıklar yoluyla bir sansür uygulanıyor. Madde, yaşam hakkı, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi gibi geniş ve muğlak ifadeler içermekte. Artık ilgili bakanlıklar ve kurumlar da bu maddeler ışığında erişim engelleme taleplerinde bulunuyor. Bu durum, 9. maddenin yerine geçen yeni “bakanlıkların sansür maddesi” olarak yorumlanabilir.

Bu yöntemi yakın zamanda Mabel Matiz’in şarkısına erişim engeli gelmesine yönelik bakanlığın devreye girmesinde ya da Manifest grubununun konser görüntülerinin erişime engellenmesinde gördük.

Peki bireyler ve kurumlar ne yapıyor? Bireyler ve kurumlar, erişim engeli için artık doğrudan 9. maddeye gidemiyor. Bunun yerine 9/A maddesini yani özel hayatın gizliliğini kullanarak ya da 8. madde kapsamındaki suçlar yani katalog suçlar üzerinden savcılığa suç duyurusunda bulunup tazminat davaları açarak mahkemeden içerik hakkında tedbir kararı aldırma girişiminde bulunuyorlar.

Özellikle 8. madde kapsamında verilen tedbir kararları, içeriğin suçlu olup olmadığı belli olmadan, kovuşturma süreci devam ederken önleyici bir müdahale olarak içeriğin kaldırılmasını zorunlu kılıyor.

Av. Doğan, erişim engeli kararlarına karşı yapılan itirazların genellikle incelenmeksizin ve gerekçesiz olarak reddedildiğini vurguluyor. Bu durumun itiraz yolunu bir formaliteye dönüştürdüğünü, kararlardaki keyfiliği de arttırdığını ekliyor.

‘Unutulma hakkı’ da sansüre alet ediliyor

Türkiye’de son yıllarda internet haberlerine getirilen erişim engellerinin yanında öne çıkan bir başka yöntem de “unutulma hakkı”.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Avrupa Birliği düzenlemelerinin bireylerin dijital geçmişteki bazı içeriklere karşı korunması amacıyla geliştirdiği bu kavram, Türkiye’de giderek daha çok iktidar ve sermaye çevrelerinin geçmişlerini temizleme aracına dönüşmüş durumda.

“Unutulma hakkı” kararları genellikle şunları kapsıyor: haberin içerik olarak çıkarılması ya da medya arşivinden silinmesi, arama motorlarından bağlantı kaldırılması, içerik sağlayıcının erişime açmaması.

İFÖD raporlarında belirtilene göre, 2020–2022 arasında 224 farklı sulh ceza hakimliği, “unutulma hakkı” adı altında toplam 930 içerik için kararlar vermiş; yani şirketlerden “içeriği silme” talepleri sıkça mahkeme kararlarına dönüştürülmüş durumda.

soL'un deneyiminde, "unutulma hakkı"yla ilgili daha büyük bir sorun olduğunu gözlemledik: Hakkın sınırları muğlak olduğu için yalnızca şahıslar değil, şirketler de bu hak kapsamında erişim engeli başvurusunda bulunuyor. Kimi örneklerde, şirketlere unutulma hakkı bahşeden ve soL'un içeriklerine erişim engeli getiren mahkemeler dahi oldu.

BTK’nin gizlediği veriler bize ne anlatıyor?

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), kamuoyuna eskiden erişim engellenmesi kararlarının istatistiklerini yayınlamaktaydı ancak 2009 Mayıs’ından itibaren bu yayını durdurdu.

Hangi maddenin (8, 8/A, 9, 9/A) ne sıklıkla kullanıldığına dair ayrıntılı istatistikler, bilgi edinme hakkı taleplerine rağmen paylaşmıyor.

Taleplere “istatistiki verilerin çıkarılması ayrı ve özel bir çalışma gerektirir” gerekçesiyle olumsuz yanıt verirken sadece katalog suçlar yani Madde 8 kapsamındaki oransal dağılımı vermesi, sansürün gerçek boyutunun gizlenmesine yol açıyor.

Ne yapmalı?

Erişim engellerinin geldiği nokta yalnızca gazetecileri değil, toplumun tamamını ilgilendiren bir hak kaybı yarattı, yaratmaya da devam edecek gibi görünüyor.

Av. Doğan, çözüm için mevzuatın ifade özgürlüğü lehine daraltılması, idareye ölçüsüz ve ön görülemez yetkiler veren belirsizliklerin ortadan kaldırılması ve sulh ceza hakimliklerinin hali hazırdaki sorunlu yönleri nedeniyle verdikleri kararlarla karşı yargısal başvuru yollarının oluşturulması gerektiğini savunuyor.

Basın özgürlüğü ve haber alma hakkı, demokratik toplumun temel direkleri olduğundan, erişim engellerinin ancak istisnai, ölçülü ve şeffaf biçimde uygulanması gerektiğinin altını çiziyor.

Doğan, kanun koyucunun yani Meclis'in, AYM'nin iptal kararına rağmen ilgisiz kalmasına dikkat çekerken yeni düzenleme yapma konusunda isteksiz davranılmasını da eleştiriyor.

Son olarak şunları söylüyor:

“5651 sayılı kanundaki erişim engelleme kararlarına dair maddelerde ciddi sorunlar var. Bu maddelerde ne yazarsa yazsın, uygulamada sansür aracı olarak kullanmaya devam ediyorlar.”

Hatırlamak yalnızca bir nostalji değil, toplumsal bir görevdir. Silinmeye çalışılan her bir yazı, haber, cümle ya da kelimenin karşılığı bulanık zihinlerle dolu bir halk olarak bize döner.

Bertolt Brecht’in dizeleriyle neden hatırlamak gerektiğini bir kez daha hatırlayalım:

“(…)
Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı. 
Ama pişiren kimler zafer aşını? 
Her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam. 
Ama ödeyen kimler harcanan paraları?
(…)”

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.