Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tevfik Sönmez Küçük: ‘Olayın yargısal aktivizmle uzaktan yakından alakası yok’

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tevfik Sönmez Küçük, Yargıtay krizini soL için değerlendirdi.

Serkan Düz

Yayın Tarihi: 10.11.2023 , 13:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Gezi davası tutuklusu TİP Hatay Milletvekili Can Atalay'ın “seçilme hakkı” ve “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiği ve “Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar” ifadesinin çok geniş olduğuna işaret ederek tahliye edilmesi yönünde verdiği karar, Yargıtay tarafından tanınmadı.

3. Daire, TBMM'ye de Atalay'ın milletvekilliğinin düşürülmesi için bildirimde bulunurken karar Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi’ne savaş açtığı yönünde yorumlandı.

soL, Yargıtay’ın AYM’ye yönelttiği suçlamaların yer aldığı mütalaasında yüksek mahkemenin ihlal kararının siyasi olduğu tartışmalarına neden olan “yargısal aktivizm” kavramı ve kuvvetler ayrılığı ilkesi üzerine hukukçuların değerlendirmelerini içeren bir röportaj dizisi hazırladı.

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tevfik Sönmez Küçük, soL’a yaptığı değerlendirmede ortada yargısal aktivizmle ilgili bir konu olmadığını, bireysel başvuru çerçevesinde anayasal bir denetimin söz konusu olduğunu ve yetkisini kullandığını belirttiği AYM’nin verdiği hak ihlali kararına ilişkin yapılması gerekenlerin kanunda açıkça ifade edildiğine işaret ediyor.

Yargısal aktivizm aslında yargı organlarının, idari organların yani yürütmenin ya da yasama organının yani meclisin yerine geçerek siyasi nitelikli kararlar vermesi anlamına geliyor.

Anayasa bunu açıkça yasaklamıştır. Yani başta AYM olmak üzere yargı organları, idarenin ya da yasama organının yerine geçerek siyasi kararlar veremez, sadece hukukilik denetimi yapabilir. Bu anlamda kuvvetler ayrılığı da bunu gerektirir çünkü yargı erki idarenin ve yasama organının eylem ve işlemlerini sadece hukuki açıdan denetleme yetkisine sahiptir. 

Kuvvetler ayrılığı bunun bir sonucudur. Burada Can Atalay kararı bakımından şunu söylemek gerekir, burada yargısal aktivizmle ilgili bir konu yok.

Yargısal aktivizm aslında idari organların yani yürütmenin ya da yasama organının yani meclisin yerine geçerek siyasi nitelikli kararlar vermesi anlamına geliyor. Bu yasaktır, Anayasa bunu açıkça yasaklamıştır. Yani başta Anayasa Mahkemeleri olmak üzere yargı organları idarenin ya da yasama organının yerine geçerek siyasi kararlar veremez. Sadece hukukilik denetimi yapabilir.

Bu anlamda kuvvetler ayrılığı da bunu gerektirir çünkü yargı erki idarenin ve yasama organının eylem ve işlemlerini sadece hukuki açıdan denetleme yetkisine sahiptir. Dediğim gibi kuvvetler ayrılığı bunun bir sonucudur.

Şimdi burada Can Atalay kararı bakımından şunu söylemek gerekir burada yargısal aktivizm ile ilgili bir konu yok. Bakın altını özellikle çiziyorum. Neden? Yargısal aktivizm, yani yargı organlarının siyasi nitelikli kararlar vermesi durumu idare ve yasama organının yaptığı işlemler ve eylemler bakımından geçerlidir. Oysa burada bir yargı organının verdiği, hangi yargı organı bu, İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi ve akabinde Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Can Atalay'la ilgili verdiği bir kararın bireysel başvuru çerçevesinde anayasal denetimi söz konusudur.

Yani yargı organının bu anlamdaki denetimi yargısal aktivizm kapsamına girmez. Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 148’inci maddesinin 3. fıkrası ve Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu’nun 50’nci maddesini dikkate alarak bir denetim gerçekleştirmiştir. Bu denetim çerçevesinde Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru çerçevesinde hak ihlali olduğuna karar verirse, bu takdirde yapılması gerekenlere de hükmeder. Bu açıkça kanunda yazmaktadır.

Anayasa Mahkemesi Can Atalay kararıyla ilgili olarak Anayasa’dan ve kanundan kaynaklanan yetkisini kullanmıştır. Bu bir hukukilik denetimidir. Yargısal aktivizm ile uzaktan yakından alakası yoktur. Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcı ve üstündür ve hukuk devleti olmanın da en önemli şartlarından birini teşkil eder. Bu anlamda Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararın yargısal aktivizm olduğunu söylemesi hukuken isabetli değildir, gerçeği yansıtmamaktadır. 

Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay ile ilgili verdiği kararlar Anayasanın 153’üncü Maddesi uyarınca gerçek kişileri, tüzel kişileri, yargı organlarını ve pek tabii Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ni de bağlayacaktır. Bu karara uymak mecburidir. Hukuk devleti ilkesinin amir hükmünün bir gereğidir.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.