Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tarikatların ipleri kimin elinde? Yurtlarda yeni 'münferit' olaylar kapıda

Piyasa şartlarında çaresiz kalan öğrencileri, tarikatlar yurt olanağı sunarak kuşatıyor. Gençleri bekleyen zorluklar, deprem nedeniyle şimdi bir kat daha arttı.

Ecem Küçükdere

Yayın Tarihi: 07.03.2023 , 11:07 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

2023 yılına, tarikat ve cemaatlerin gençliğin ve çocukların hayatına her gün nasıl da kastettiğini yüzümüze vuran haberlerle başlamıştık. İsmailağa cemaatine bağlı Hiranur Vakfı’nda 6 Yaşındaki bir kız çocuğunun yıllarca sistematik istismara maruz kalması ve "evlendirilmesine" ilişkin davanın ilk duruşması 30 Ocak günü görüldü.  Çocuğa cinsel istismarı savunmak için Kartal Adliyesi önünde toplanan cemaat üyeleri, polis setlerinin korumasında şeriat sloganları attı.

Takvimler bundan yalnızca 1 yıl 20 gün öncesini gösterdiğinde ise, 20 yaşındaki Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara, zorla kaldığı Nur Cemaati’ne bağlı yurtta yaşadığı dini baskıya dayanamayarak yaşamına son vermişti. Tarikat ve cemaatlerin karanlığının kuşattığı hayatlara ilişkin haberler akıllarımıza bir çorap söküğü gibi birbiri ardına geliyor. 4 Mart 2016 tarihinde Ensar Vakfı’na ait kaçak evlerde kalan 45 çocuğun defalarca cinsel istismara maruz bırakılmasını, dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu “Bir kere rastlanmış bir olay.”, olarak değerlendirmiş, “Ensar Vakfı’nı karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı’nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz.” demişti. Ramazanoğlu’nun Ensar Vakfı özelinde, mensubu olduğu AKP iktidarının ve kendisini muhalefet olarak niteleyen kimi partilerinse söz konusu cemaatlerin kendilerine yakınlığına göre “münferit” olarak nitelendirdiği cinsel istismar ve şiddet olayları ise saymakla bitmiyor.

Peki öğrenciler tarikat ve cemaatlerin kucağına nasıl itiliyor? “Münferit” sayamayacağız olayların yaşanmasına neden olan bu bataklık nasıl büyüyor?

Cemaat-devlet el ele: Ülkenin geleceği cemaatlere emanet!

SODEV’in hazırladığı Yükseköğretimde Yurt Sorunu başlıklı rapora göre, 2020 yılında ülkemizdeki üniversite öğrenci yurtlarının yalnızca yüzde 34’ü Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı. Yurtların yüzde 31’i özelken, yüzde 18’i derneklere, yüzde 17’si ise vakıflara bağlı. Yalnızca resmi kayıtlı yurtların verilerinden yola çıkarak dahi yurtların yetersizliğinden öğrencilerin tüccarlara mecbur edildiğini, özel yurtları karşılamaya gücü yetmeyen öğrencilerin ise devlet eliyle tarikat ve cemaat yurtlarının kucağına itildiğini görmek mümkün.

İlköğretim yıllarından üniversite dönemine dek Süleymancılara bağlı bir cemaat yurdunda kaldığını söyleyen bir öğrencinin soL’a aktardıklarına göre cemaatin kayıtlı yurtları buzdağının yalnızca görünen kısmı. Kayıtsız cemaat yurtları ülkenin dört bir yanında yoksul emekçi çocuklarını kuşatmış durumda.

Tarikat ve cemaatlerin yoksul emekçi çocuklarını hedef aldığı verilerle sabitken, hedeflenen yaş grubu üniversitelerden çok daha öncesine, kreş çağındaki çocuklara kadar iniyor. Yasalara göre kamu kurum ve kuruluşlarında, emekçilerin 0-6 yaş aralığında en az 50 çocuğu bulunduğu takdirde kreş açılması gerekirken; özel kurumlarda da en az 150 kadın işçinin olması durumunda patronların kreş açarak veya yetkili bir kreşle anlaşma sağlayarak bu hakkı ücretsiz olarak karşılaması gerekiyor.

Fakat yürürlükteki yasa, düzenin çıkarlarına uymuyor. Devlet kreşleri, yetersizlik bahanesiyle birbiri ardına kapanırken devletin patronların cebini düşünerek kestiği ceza miktarı, özel sektörde kreş açmak veya bir kreşle anlaşmaktansa ceza ödemeyi daha düşük maliyetli kılıyor. 0-5 yaş arası çocukların bakımının yüzde 90’ını kadınların üstlendiği ülkemizde, kreşlerin yokluğu kadınları işlerini bırakmaya mecbur ediyor. Aileler yoksulluk ve açlıkla burun buruna kaldığında, sahneye cemaat kreşleri ve sıbyan mektepleri giriyor.

Yıllarca yasa dışı faaliyet sürdüren ve tarikat-cemaatlerin örgütlenmede gözde araçlarından olan sıbyan mektepleri 2013’te yasallaştı. “Dindar ve kindar”, “vatana ve millete hayırlı” bir nesil yetiştirmek isteyen AKP iktidarı sıbyan mekteplerini yalnızca yasallaştırmakla kalmadı. Önce mektepler üzerindeki denetim yetkisini Milli Eğitim Bakanlığı’ndan alıp Diyanet İşleri’ne veren AKP, 4+4+4 sistemiyle birlikte 2013 yılında okula başlama yaşını 66 aya yükseltirken 4-6 yaş arasındaki çocukları okul öncesi eğitime yönlendirdi. Diyanet işleri’nin sıbyan mektepleri projesi tam da bu temeller üzerine kurulmuştu.

Cemaat karanlığında büyüyen çocuklar

İlköğretim çağından başlayarak, özellikle lise ve üniversite sıralarında cemaat yurtlarında kalan gençler, bu yurtlarda dini baskılara maruz bırakılıyor. İbadet pratiklerinin yapılması konusundaki psikolojik baskılar birçok durumda fiziksel şiddete evrilirken cemaatler öğrencilerin yaşam tarzlarına müdahale ve hakimiyetlerini yalnızca yurt sorumluları aracılığıyla sağlamıyor. Küçük yaşlardan itibaren karanlıklarında boğdukları, hurafelerle kuşattıkları gençleri birbirlerini “Hak yolunda” tutmaya ikna ediyor, onları birbirlerinin yurt dışındaki yaşamlarını denetlemeye ve cemaatin öğretilerine uymayan veya kişiyi cemaat yolundan uzaklaştıracak türde davranışlarını ihbar etmeye teşvik ediyor.

Niteliksiz ve öğrencileri birer yarış atı gibi sınavdan sınava süren eğitim sisteminde gücü özel okul ve dershanelere yetmeyen aileler için cemaat yurtları, etüt ve eğitim programlarıyla kuvvetli bir seçenek oluşturmayı hedefliyor. Bunca verilen emeğin karşılığını elbette mezun olana kadar kendi fikirlerini örgütleyerek ve mezun olduklarında geldikleri mevkilerle ödeyeceklerini garantiye almak isteyen cemaatler, öğrencilerin lise ve üniversite tercihlerine dahi yön veriyor; onlara cemaatin ihtiyaçlarıyla doğrultulu tercih listeleri hazırlıyor. Evci çıktıkları haftasonları ve bayramlar hariç yurttan okula, okuldan yurda hayatlarını sürdüren öğrenciler kimi durumlarda yurda gitmemek için kendilerini hasta ediyor, hatta sakatlıyor. Özellikle lise çağında aileden mazeret bildirilmeksizin devamsızlık yapılması olanaksızken birbiri ardına yapılan devamsızlıkların sıklaşması cemaatin gözünden kaçmıyor, aile ve öğrenciyle yapılan görüşme ve ziyaretlerle öğrencilerin yurtla bağının koparılmaması sağlanmaya çalışılıyor.

Yurttan tamamen ayrılmaksa başlı başına bir konu. Bu durumda hem ailelerinin hem cemaatin yoğun baskısına maruz kalan öğrenciler sosyal çevrelerinden dışlanmayla, akran zorbalığıyla ve hatta eğitim hayatlarının kesintiye uğramasıyla, okullarında “barındırılmamakla” tehdit ediliyorlar.

Okulların anahtarı tarikatlara teslim

AKP’nin ilk ve ortaöğretim kurumlarının kapısını tarikat ve cemaatlere ardına kadar açmasıyla öğrenciler okullarında da devlet teşvikiyle yapılan cemaat propagandalarından kaçamıyor. 2022 yılında İçişleri Bakanlığının üniversitelere dair genelgesiyle öğrencilerin kültürel faaliyetler yürüttüğü kulüplerden sosyal medya hesaplarına kadar müdahale edilirken, kantinlerde “istihbari faaliyet” adı altında ağızlarından çıkan söz dahi göz hapsine alınırken tarikat ve cemaatler okullarda örgütleniyor, üniversite meydanlarında tekbirlerle şeriat çağrısı yapıyor.

6 Şubat Pazar günü tüm ülkeyi sarsan depremden bu yana tarikat ve cemaatler kirli ellerini çocuklara uzatmaya fırsat kolluyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık depremle birlikte kaybolan çocukların büyük bir kısmının sağlık kuruluşlarında olduğunu “varsaydıklarını” söyleyerek çocukları sonu cemaatlerin karanlığına çıkan bir “kader planına” mahkum ettiklerini adeta itiraf ediyor.

Diyanet İşleri evlat edinilen çocuklarla evlenilebileceğine ilişkin fetva yayınlarken kaybolan çocuklar İHH’nın evinden çıkıyor. Çocuklarımızı ve gençliği tarikat ve cemaatlerden kurtarmak, memleketi saran yobazın karanlığını yırtmaksa bizim elimizde. Yukarıda yalnızca bir kısmını gördüğümüz tablo böyle gelmiş, ama böyle gitmez. El sıkışmak için tarikattan tarikat beğenen, kendine yakın olan tarikatın suçlarına göz yuman düzen siyasetinin de, vazgeçemedikleri tarikatların da yerinin olmadığı laik bir memleketi birlikte kurmak için bir araya gelmenin tam sırasıdır.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.