Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tarihi Varto depreminden geriye kalanlar ve bir Trabzon türküsü

19 Ağustos 1966'da Muş Varto'da meydana gelen deprem hem insanlığın dayanışma erdemini hem de büyük felaketlerdeki küçük hikayelerini tarihe yazdı

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 21.08.2022 , 08:37 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

Hafıza belki de insanlığın diğer canlılardan farklı olarak inşa ettiği en büyük soyutlamalardan birisi olarak karşımıza çıkıyor. Bunun çıktısı olarak üretilen hafıza mekanları, heykeller, yapılar, türküler ya da ağıtlar maddi-manevi kültürel örüntüler gündelik yaşamın bir parçası haline gelir. Hatta zamanı daha da geriye götürecek olursak, mağara duvarlarındaki avlanma resimleri ya da çizilen eller, geçmişten geleceğe kurulan bir hafıza inşası olarak da okunabilir. 

Varto ya da namı diğer Gımgım

Bu bazen bir yerleşimin adına da sirayet eder.

Şimdilerde kendilerine pek rastlanmadığımız meşhur Varto atlarının ayak seslerinden adını aldığı rivayet edilen "Gımgım" diyarıdır burası. Gımgım Varto'nun Kürtçe adı olmakla beraber sınırları ilçe sınırlarını aşan bir bölgeyi işaretler. Vaktiyle karşılaştığım Vartolu yaşlı bir amca Varto'nun Ermenice'de gül manasına geldiğini ama Gımgım kelimesinin ise adını depremden aldığını iddia etmişti. Rahvan atlarının çiğnediği topraklara hiç değinmeyen amcamız, kulağını yasladığı toprağın altındaki beşik sesine işaret ediyordu. Depremi yaşayan herkesin hafızasından çıkmayan o büyük sesti belki de Gımgım. Bugün Vartoluların ikinci mekanı desek yanlış olmayacak olan İzmir'in Çiğli ilçesindeki bazı market ya da mekanların adının Gımgım olması da bu nedenledir. 

Varto, kültürel olarak Bingöl, Elazığ, Dersim üçgeninin dışındaki yine o kültürel devinime işaretlenebilir. Ve burası tarihte sürekli depremlerle anılan bir bölgedir. Örnek olsun o büyük Varto depreminde dahi aynı yıl içinde iki büyük deprem meydana gelir. İlki 7 Mart tarihinde ikincisi de 19 Ağustos. İlk deprem hafif atlatılır ikincisine göre. Yaklaşık 20 kişi yaşamını kaybederken 100'e yakın kişi de yaralanır.

Ancak ikinci deprem öyle değildir. Hem felaketin ölçeği büyümüş hem de devletin memleketin bir yakasındaki elinin sadece askeri deviminden ibaret olduğu ortaya çıkmıştır. Yine böyle zamanlarda iş başa düşer ve halk kendi yaralarını kendi sarmaya başlar. 

68 Kuşağı ve Varto depremi

İş başa düşer ve ülkedeki devrimci gençler memleketlerinden ya da bulundukları şehirlerden yollara çıkarak Varto'ya ulaşır. Ağustos ayıdır ve okullar kapalıdır. Eli kalem tutan, belki bir çoğunun daha önce böyle büyük bir felaketi sadece kitaplardan okuduğu gençler ellerine kazma kürek alır hem arama kurtarma çalışmalarına katılır hem de yıkılan yerlerin yeniden inşasına yardım ederler.

Bugün ilçede "işte şu yukarı taraf" diye tarif edilen bir çok evi 68 kuşağından devrimcilerin omuz vermesiyle yapıldığı anlatılır dilden dile. En bilinenlerinden birisi de Sinan'dır. Sinan Cemgil, ODTÜ mimarlık fakültesi öğrencisidir ve verdiği mücadelesinin çıktılarından birisi de eline aldığı ölçü birimleriyle omuz verdiği Varto'nun yeniden inşasıdır. Bazen yaşlı bir amcanın sorunlarını dinler bazen de elinde harç ve tuğla yapıyı büyütür. 

Sinan Cemgil'in 1971 yılında katledilmesinden sonra dönemin devrimcileri kendi çocuklarına Sinan adını verir. Yaygın bir gelenektir. Tabii bir de buna ek olarak Vartolular. 1966 depreminden sonra doğan erkek çocuklarından bazılarına Sinan adı verilir. Hikaye yaygınlaştıkça da artar örnekleri. 

Sinan Cemgil'in Varto fotoğrafları

Bazen sürgün bazen bir sığınak: Kürdün Trabzon yolculuğu

O sene yaşanan acıların, yakılan ağıtların ve söylenen türkülerin haddi hesabı yoktur. Varto'dan yükselen acılar gazetelere yansır ve tüm ülke Varto için el uzatır. Tarihler Ağustos aylarının sonunu gösterir ve bölgede kış erkencidir. Zorlu bir kış bekler depremden geriye kalan insanları. 

1966 senesinde öğrenci olan hemen hemen herkesin hafızasında yer alır Varto depremi. Bazen gidilen ve dayanışma gösterilen bir yer bazen de yıkılan okullardan dolayı yatılı bölgelere dağıtılan Vartolu öğrenciler ile yaşanan hatıraların adıdır bu deprem. 

Depremden sağ kurtulan çoğunluğu ilk okul ve ortaokul öğrencileri öncelikle bölgedeki yatılı bölge okullarına nakledilir. Ancak ihtiyacın devam ettiği örneklerde ise daha uzak bölgelere giden öğrencilerin hikayelerine rast geliyoruz.

Bunlardan bir tanesi de Hüseyin ağabey. Kendisiyle eşitlik ve özgürlük mücadelesinin zorunlu bir yol kavşağında tanıştık. Misafirler dostlarla buluştuğunda ben de "bizim oranın insanlarından" Hüseyin ağabeye denk gelmiştim. Bir sürü şeyden söz ettik sohbet ettik ama bir gariplik vardı Hüseyin ağabeyde. Anlattıklarının önemli bir kısmında kültürel kodlar Varto'dan ziyade Trabzon'u işaretliyordu çünkü. Sebebini sorduğumda da "Varto depremidir" dedi. 

Hüseyin ağabey deprem meydana geldiğinde üç yaşındaymış, kardeşi ise depremden bir sene önce doğmuş. Hikayenin zor kısımlarını geçiyorum. Zira insanın boğazında bir şeyler düğümleniyor dinlerken. Ama Hüseyin ağabey bu zor yıllarda tam 9 yıl Trabzon Çocuk Esirgeme Kurumu'nda (ÇEK) kalıyor ve ekliyor: "İşte o yüzden bu kadar balığın bilgisi ve ağızdaki Trabzon şivesi."

Biraz Trabzonspor biraz da Karadeniz mutfağı. Ailesini kaybetmesi ve Varto'nun soğuğunda bir battaniyeye sokularak ısındığı zor günlerin ötesinde "harika bir Trabzon ve çocuk esirgeme hatıraları var hafızamda daha çok" diyor. 

Trabzonlular kucak açmış Varto'dan gelen deprem kuşağındaki çocuklara. Bayramlarda yanlarına gitmişler, paylaşmışlar, alıp arabalarıyla güzel yerleri gezdirmişler ve her seferinde en güzel kıyafetleri ve en lezzetli balıkları getirmişler çocuk esirgeme kurumuna. "Trabzonspor sevgisi tam oturmuştur bize. Çünkü ilk şampiyonluğunu yaşayan genç Şenol Güneş ve takım arkadaşları çocuk yuvamızda bizi ziyarete gelip, oyuncaklar ve hediyeler getirirlerdi. Şu zamanda göremeyeceğiniz ve duyamayacağınız duyarlılık ve sevgi vardı..." diyerek anlatıyor o günleri. 

Trabzon, Kürt halkının hafızasında öncesinde de sürgün hikayeleri ile anlatılır. 1938 Dersim ayaklanmasından sonra bazı aileler Trabzon'a sürülür. Mesele uzak değil, denizdir Kürtler için. Kök salamayacakları yerlerde yaşamaya mecbur kalmalarıdır. 

Musa Anter hatıralarında Osmanlı döneminde Trabzon'a göç ettirilen Kürtlere Eyüpoğlu soyisminin verildiğini ve Trabzon'un en köklü ailelerinden bazılarının bugün Laz kültürüne artık dahil olsa da Kürt kökenli olduğunu ifade ediyor. (Hatıralarım kitabı, Eyüpoğlu bölümü sayfa 309)

Geriye kalanlardan birisi de Zazaca söylenen Trabzon ağıtıdır. Şimdilerde sanatçı Ahmet Aslan ile yeniden hafızalarda kendine yer açan ağıt yaşananları ve ve yolculukları "Ah Ali, ah Ali" diye anlatır. Vesilesi ile depremde kurutuluşun ya da bir isyanda sürgünün adresi olmuş Trabzon hafızalarda. Bazen bir yemekte, bazen bir şarkıda bazen ise bir eşyanın adında hissettiriyor kendini. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.