Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Şule Özsoy: ‘Hukuki yoruma hacet yok, ortada yetki gaspı var’

Anayasa Hukuku Profesörü ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Şule Özsoy Boyunsuz, Yargıtay krizini soL için değerlendirdi.

Serkan Düz

Yayın Tarihi: 10.11.2023 , 12:59 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Gezi davası tutuklusu TİP Hatay Milletvekili Can Atalay'ın “seçilme hakkı” ve “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiği ve “Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar” ifadesinin çok geniş olduğuna işaret ederek tahliye edilmesi yönünde verdiği karar, Yargıtay tarafından tanınmadı.

3. Daire, TBMM'ye de Atalay'ın milletvekilliğinin düşürülmesi için bildirimde bulunurken karar Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi’ne savaş açtığı yönünde yorumlandı.

soL, Yargıtay’ın AYM’ye yönelttiği suçlamaların yer aldığı mütaalasında yüksek mahkemenin ihlal kararının siyasi olduğu tartışmalarına neden olan “yargısal aktivizm” kavramı ve kuvvetler ayrılığı ilkesi üzerine hukukçuların değerlendirmelerini içeren bir röportaj dizisi hazırladı.

Anayasa Hukuku Profesörü ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Şule Özsoy Boyunsuz, anayasaya uygunluk denetimi yapan mahkemeler için belli noktalarda yargısal aktivizm yapma görevi verildiğine öte yandan Can Atalay’la ilgili AYM kararının yargısal aktivizm olmadığına dikkat çekerek, TBMM’nin düzenleme yapma yetkisinin de korunduğunu vurguluyor.

“Yüksek mahkemenin kendi görev ve yetki alanını aşıp başka görevli ve yetkili mahkemeyi tehdit etmesiyle karşı karşıyayız” ifadelerini kullanan Özsoy Boyunsuz, yargısal aktivizmden çok Yargıtay tarafından yapılan yetki gaspının konuşulması gerektiğini belirtiyor.

Yargıtay’ın kararında AYM için yargısal aktivizm tanımı kullanıldı. Bu tanım size ne ifade ediyor?

Yüksek mahkemelerin yargısal aktivizm yapabilmesi için kendilerine verilen yargı yetkisini yasama işlemi yaparcasına kullanıyor olmaları gerekiyor. Yani başka organların yetki alanlarına girecek şekilde o yetkiyi, yani hukuku yorumlama yetkisini kural koyacak şekilde kullanıyor olmaları lazım. Biraz açarsak bunu, hani Anayasa Mahkemesi için tarif etmemiz gerekirse, yargısal aktivizm denilen konular, kanunların anayasaya uygunluğunu yorumlarken yasama organı yerine geçecek şekilde yapması. 

Ama burada şunu hiç unutmamak lazım. Anayasa mahkemelerinin kanunların anayasaya uygunluğunu denetleyip kanunu iptal etme yetkileri bulunduğu için yasama organının yaptığı bazı işlemleri zaten iptal edebilir ve dünyada kimi anayasa mahkemelerinin negatif denetim yetkisi de var. Yani yasama organının yapmadığı şeyleri de denetleyip şunu yapmalısın demek görev ve yetkisi de verilmiş oluyor. 

Dolayısıyla bu anayasa mahkemeleri için, anayasaya uygunluk denetimi yapan mahkemeler için daha doğrusu, aslında belli noktalarda yargısal aktivizm yapma görevi verilmiş oluyor bu mahkemelere. 

Türkiye'de bu kavramın kullanılışı mahkemeyi kendi yetki alanının dışına çıkmakla suçlayıp kural koymakla suçlamak için geliştirilmiş oluyor ama çoğu zaman da mahkemenin zaten yetkisi olan hususları ifade ediyor. Bu eleştiriler çoğunlukla haksız anlamda kullanılıyor.

Türkiye'de bu ne zaman çok kullanıldı? TBMM başörtüsü yasağını kaldırmak istediği zaman… Üniversitelerde o vakit Anayasa Mahkemesi bunun anayasanın laiklik ilkesine aykırı olduğunu söyleyerek çeşitli yorumlu ret kararları vermişti. O zamanlar da Anayasa Mahkemesi’nin laiklik ilkesini yorumlayış şekli, meclisle çatışma biçimi yargısal aktivizm olarak yorumlanmıştı.

Sizce yargının aktivistliği, bir diğer deyişle siyasi kararlar alması bir anomali midir, yoksa norm mudur?

Şimdi siyasi karar derken, Anayasa Mahkemesi kararlarının siyasi sonuçları olur çünkü siyasetin hukukudur. Yasamanın, yürütmenin, yargının yetki alanları, kanunların anayasaya uygunluğunu denetlerken zaman zaman çok önemli siyasi sonuçlar doğurabilir. 

O bakımdan burada aslında anayasa mahkemelerinin siyaseti etkilemesi, siyasi sonuç doğurması son derece olağan. Görev ve yetki alanlarıyla alakalı bir durum bu. Ama partizanca mı hareket ediyorlar?

Burada hukuku görmezden mi geliyorlar, hakkaniyete aykırı mı davranıyorlar? Bu gibi soruları sormamız lazım ve zaman zaman da yüksek mahkemeler yargısal aktivizm yapabilirler. Bu soruya cevap verirken “neden anayasa yargısı var?” diye sormamız lazım. 

Anayasa neyi koruyor? Bizim temel hak ve hürriyetlerimizi koruyor. Yasamanın, yürütmenin, yargının görev alanlarını çiziyor ve en üst hukuk normu. Yani birilerinin anayasanın üstünlüğünü koruması lazım. Aksi takdirde son derece keyfi bir yönetim ortaya çıkar.

Bizim hak ve özgürlüklerimizi kim koruyacak? O bakımdan zaman zaman yargısal aktivizm de yapabilir anayasa mahkemeleri ya da anayasa yargısıyla görevli yerler. Ne için? Hak ve özgürlükleri korumak için, anayasayı korumak için.

Kaldı ki, şunu da söyleyeyim, bu Can Atalay olayında AYM’nin yaptığı yargısal aktivizm de değil. Değil, çünkü Anayasa Mahkemesi hak ve özgürlükleri korurken bir yandan da TBMM’nin düzenleme yapma yetkisini de korumuş oluyor.

Her şeyden evvel, anayasal organlar kendi görev ve yetki alanları içinde kalırlar. Kaynağını anayasadan almayan bir yetki kullanamazlar. AYM bireysel başvuruda yargı organlarının hak ve hürriyetleri ihlal edip etmediğinin yargısal denetimini yapıyor. Yani bununla görevlendirilmiş bir mahkeme.

Yargıtay'ın Anayasa Mahkemesi'nin bu kararlarını değerlendirip “olmadı, senin bu kararını denetledim ben, uygun görmüyorum” deme yetkisi yok. Bu bakımdan Yargıtay ağır bir yetki gaspı içerisinde. Burada bence yargısal aktivizmden çok yetki gaspını konuşmamız lazım Yargıtay tarafından yapılan. 

Dahası bir yüksek mahkemenin kendi görev ve yetki alanını aşıp başka görevli ve yetkili mahkemeyi tehdit etmesiyle karşı karşıyayız. Bence burada asıl tehdit Anayasa Mahkemesi üyelerine gidiyor. Bu Dezenformasyon Yasası’nı konuştukları gün gitti bu tehdit. Bizim bunları konuşmamız lazım, yoksa yargısal aktivizm evet zaman zaman yapılır. Toplumların önünü açmak için yüksek mahkemeler yapabilirler. Bazen yasama yetkisinin alanına girdikleri iddia ediliyor ama bu öyle bir durum değil.

Bu açıdan kuvvetler ayrılığı ilkesi bir çeşit illüzyon mudur?

Kuvvetler ayrılığı ilkesine göre Anayasa bir kere hepsinin üstünde. Yürütme yargıya talimat, direktif vs. veremez. Yargı da yürütme işlemi yapamaz. Yürütme de yargı işlemi yapamaz. 

Burada aslında yürütmenin, dolaylı olarak yargının bir kanadı üzerinden ötekini dövmesi midir bu, bilmiyorum nasıl yorumlamak lazım... O kadar anormal bir durum ki bu. Hukuki açıdan yorumlamakta çok sıkıntı çekiyorum ben bunu. Yani hukukla anlamakta çok zorlanıyoruz çünkü hukuk o kadar açık ki. Anayasa Mahkemesi kararı bağlar ve zaten Yargıtay burada muhatabı değil Anayasa Mahkemesi'nin. Şöyle değil, derece mahkemesine gönderiyor Anayasa Mahkemesi. Sen bu ihlali düzelt diye. Yani en baştaki yanlışlık derece mahkemesinin onu Yargıtay’a iletmesi. Çok garip yani neresinden tutsanız elinizde kalıyor.

Son olarak söylemek istediğim şey Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’na çağrımdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na, Ceza Genel Kurulu’na ve Yargıtay Başkanı’na çağrımdır. Lütfen Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulasınlar. Böyle bir yorum yapma yetkileri yoktur. Anayasa’ya uygun hareket etsinler. Herkesi Anayasa’ya uymaya davet ediyorum.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.