Stajyer avukatların ücret mağduriyeti taciz davasında patron avukata yaradı

Arzu Topuz’un, patron avukatı S.K.’ya karşı açtığı cinsel saldırı davasının 5. duruşmasında, ücret anlaşması yapılmamış olması üzerine savcı 'suçun nitelikli halinin oluşmadığına' hükmetti.

Haber Merkezi

27 Mayıs Cuma günü Arzu Sena Topuz’un, patron avukatı S.K.’ya karşı açtığı cinsel saldırı davasının 5. duruşması görüldü.

Savcı, duruşma başlarken yargılanan patron avukat ile Arzu Sena Topuz arasında bir iş ilişkisi kurulup kurulmadığını anlamak için (İş ilişkisi kurulmuş olması demek, cinsel saldırı suçunun nitelikli unsurunun mevcut olması demek) Sena Topuz’a “İş görüşmesine gittiğinizde sanıkla aylık bir maaş miktarı konuştunuz mu?” diye sordu.

Arzu Sena Topuz “Stajyerlere çalışırken maaş teklif etmezler, harçlık vereceklerini söylerler, stajyerlerin durumu bu” yanıtını verdi.

Bunun üzerine Savcı “suçun nitelikli halinin oluşmadığına” kanaat getirdi ve mütalaasını açıkladı.

Patronların Ensesindeyiz Stajyer Avukat ve Hukuk Öğrencileri Dayanışma Ağı, davası görülen Arzu Sena Topuz ve duruşmaya İşçi Avukatlar Merkezi adına gözlemci olarak katılan Av. Recep Demir ile bu konu üzerine görüştü.

Stajyer avukatların ve çalışan hukuk öğrencilerinin bürolardaki ucuz işçi konumu sadece emeklerinin sömürülmesi anlamına gelmiyor aynı zamanda haklarını aramalarının da önünde engel teşkil ediyor. Son örneğini senin davanda gördük. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsun?

(Arzu Sena Topuz) Benim duruşmamda da gördük ki patronlar, stajyerlerin durumunu istedikleri gibi değerlendirebiliyorlar. Çalışma süresi boyunca da duruşmalarda da defalarca patron olduğunu vurgulayan, aramızda emir talimat ilişkisi olduğuna defalarca dikkat çeken patron, suçun nitelikli hali konuşulduğunda bana "maaş" değil "harçlık" teklif ettiğinden bahisle nitelikli halden hüküm verilmesini istemedi. "Harçlık" değil "maaş" dendiğinde miktar ve diğer haklar üzerinde de konuşmak zorunda kalınacağından, bu nedenle "harçlık" diyip stajyer avukatların geçiştirildiğinden bahsetmek ise sanırım işine gelmedi.

Patron olmanın tüm imtiyazlarından faydalandırılan sanığın karşısında işçiyi korumak adına mevzu bahis olmuş bir kanun maddesi söz konusu olduğunda aramızdaki ilişkinin "gönüllü" olduğu, maaş değil harçlık alındığı, zaten öğrenciyken staj yapmanın da zorunluluk değil tercih olduğundan bahisle iş ilişkisinin olmadığı söylendi. En nihayetinde de savcı mütalaasında iş ilişkisi ve nüfuzu kötüye kullanmanın söz konusu olmadığına kanaat etti. Sanıyorum bu durum işçinin sadece yasalarla korunamayacağını da bir kez daha hatırlatmış oldu.

Duruşmaya gözlemci olarak katıldınız ve aslında yukarıda özetini geçtiğimiz ana tanıklık ettiniz. Peki, sizce ‘stajyer avukata sigorta yasağı’, ‘maaş değil harçlık’ olarak yerleşen algılar gerçeğe mi işaret etmektedir? Patron avukatlar neden bu algıya ihtiyaç duymaktadır?

(Av. Recep Demir) Öncelikle Arzu arkadaşımızın davası birçok çelişkiyi ve hak gaspını ortaya sermiş oldu. Yalnızca hukuki olarak söylemiyorum, toplumsal olarak da davayı basit bir cinsel saldırı olarak görmek hata olur. Bu dava patronların iş ilişkisini kötü niyetli olarak kullanmasını, stajyer ve işçi avukatların çalışma koşullarındaki kötüleşmeyi, hukuki düzenlemelere duyulan ihtiyaç gibi birçok meselenin fotoğrafı aslında.

Son celsede de gördük ki bu sorunlar "yokmuş gibi" davranılıyor. Biliyoruz ki öğrenci işçilik bu ülkenin bir gerçeği. Evet, mevzuatta açıkça tanımlanmadığı için stajyer avukatlar adliye stajında ve avukat yanı stajında iş hukukunda tanımlanan anlamda "ücret" alamıyor. Mevzuatta ücret yasağı olmadığı gibi bugün birçok yerde fiilen ücret de ödenmekte. Esas sorunumuz bu ücretin niceliği ve hukuki güvencesinin sağlanmamış olması.

Bugün on binlerce stajyer avukat ve çalışan hukuk öğrencisi hayatlarını idame ettirebilmek için bir patron yanında çalışmaktadır. Biliyoruz ki iş ilişkisinin tek asli unsuru ücret değil. Bağımlılık unsuru var, emir talimat unsuru var, iş görme unsuru var… Resmi olarak ücret ödemesi yok ya da sigorta kaydı yok diyerek iş ilişkisi yoktur diyemezsiniz.

Kaldı ki stajyer avukatlar ve çalışan hukuk öğrencileri çok yoğun ve uzun sürelerle çalışıyor. Ağır mobbingle karşılaşıyor, çok büyük sorumluluklar yükleniyor, aldığı ücret, yol ve yemek ücretlerine yetmiyor, baskı, taciz ve istismar her geçen gün artıyor. Her örnek bir başkasını besliyor. Ancak "ücret almamalılar!". Bunu demek için ya kör ya da kötü niyetli olmanız lazım. Esas sorun resmi olarak ücret alma almama ya da sigorta kaydının yapılıp yapılmaması meselesi değil, hukuk öğrencilerini çalışmak zorunda bırakmayan bir düzenin yaratılması ve stajyerlerin geçimini rahatlıkla sağlayabilecek koşulların yaratılması gerekiyor.

Düzenin sorunları arttıkça stajyer avukatlar ve çalışan hukuk öğrencilerinin maruz kaldığı sömürü de artıyor. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar anlayacağınız. Patron avukatlar ise ücret ödeme zorunluluğu olmamasına rağmen "harçlık" vererek lütufta bulunduklarını zannediyorlar. Aynı zamanda iş ilişkisine dair sorumluluktan da kurtulduklarını zannediyorlar. Oysa baştan sona bir işçi işveren ilişkisi var ortada. İster öğrenci olsun ister stajyer avukat. İş ilişkisinin bütün unsurları sağlanmışsa gerisi muvazaadır.

Duruşmaya katılan avukatlardan biri, sanık ile aranda iş ilişkisi bulunduğuna vurgu yapmak için “Stajyer avukatların ücret alması yasak zaten” dedi. Davan açısından o an destekleyici olan bu cümle aslında ortaya çıkan soruna sebep teşkil ediyor. Sence stajyer avukatlar ve çalışan hukuk öğrencileri üzerinde “maaş değil harçlık alırlar’ algısı neden yaratılıyor?

(Arzu Sena Topuz) Yukarıda da değindiğim gibi adına maaş diyince maaşın miktarı ve diğer işçi hakları üzerine konuşma zorunluluğunun doğduğuna inanılıyor. Zaten mevcut olan bu zorunluluktan samimi bulunuyor olacak ki "harçlık" kelimesiyle uzaklaşılmak ve patrona çocuğuna harçlık veren bir baba görüntüsü verilmek isteniyor. Böylece işçi olarak emeğinin tamamı kullanılan, fazla mesailere bırakılan, arada bir azarlanan, sigortasız çalıştırılıp istenildiğinde de çıkarılabilinen stajyerlere karşı tüm bu eylemlerin meşru olabileceği düşünülüyor. Zira tüm bunların karşısında babacan tavırlı patronumuz haklarımızın üzerine yatarak bize harçlığımızı veriyor.(!)

Stajyer avukatların ve çalışan hukuk öğrencilerinin durumu ile işçi avukatların durumu arasında bağ var mıdır? Ortada olan soruna karşı nasıl mücadele edilmelidir?

(Av. Recep Demir) Benzerlikleri çok fazla ancak bugün bu sıfatların, görev tanımlarının içi boşaltılmış durumda. İşçi Avukatlar Merkezi'ne ulaşan çoğu işçi avukat ya da stajyer avukatın bize aktardığı iş tanımları o kadar aynılaşmış ve anlamsızlaşmış durumda ki! Buna çalışan hukuk öğrencilerini de dahil edebiliriz. Birçok hukuk bürosunda "call center" olarak tarif edilen işler, icra dairelerinde yapılan "icra takip elemanlığı" gibi işler ortaklaşılmış iş tanımları haline geldi. Daha da ilginci, patron avukatın çocuğunu işçi avukat da okuldan alıp eve bırakıyor, çalışan hukuk öğrencisi de. Bu durum dahi sıfatların ve görev tanımlarının içinin boşaltılıp aynılaştırıldığını ve tek hedefin patron avukatların daha fazla kar elde etmesini işaret ediyor. Patron avukat işçi avukat, stajyer avukat ya da hukuk öğrencisi diye ayırmadan işine geldiği şekilde çalıştırıyorsa sıfatları ne olursa olsun işçi hukukçuların birlikte mücadele etmesi gerekiyor. Staj dönemi resmi olarak 1 yılla sınırlı olsa da staj dönemi çalışma rejimi kalıcı. Dolayısıyla stajyerlerin sorunu hepimizin sorunu. İşçi avukat olunca hukuk öğrencilerinin yaşadığı geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı bizi teğet geçmeyecek. Çalışma şartlarımız, iş yükümüz, özetle dertlerimiz ortaksa mücadelemiz de ortaklaşacak. Bu vesileyle tüm hukukçu dostlarımızı mücadeleye ve tek kurtuluşumuz olan örgütlü gücümüzü büyütmeye davet ediyorum.

Karşılaştığın kötü muamelelere sessiz kalmayıp hakkını arayan biri olarak stajyer avukat ve hukuk öğrencilerine çağrın nedir?

(Arzu Sena Topuz) Hepimiz bu ve benzeri eylemlerin bürolarda yaşandığını biliyoruz. bazen mobbing, bazen taciz, bazen yapılmayan sigortalar, bazen yatırılmayan "maaşlar" olarak karşımıza çıkan tüm bu eylemler aynı sömürünün farklı görünümleri. Açtığım davanın cinsel saldırı davası olup patronluğun sağladığı tüm imtiyazlardan dava boyunca yararlanılmak istenilmesi de bunun bir örneği. Tüm bu örgütlü kötülükle mücadele etmenin tek yolu olduğunu düşünüyorum: Yalnızca kulaktan kulağa fısıldanan, büroların kapalı kapıları, icra dairelerinin tozlu rafları arasında söylendiği gibi tükenen cılız birer ses olmamalı ağzımızdan çıkanlar. Sesimiz birleşmeli, yükselmeli ve ısrarla yinelenmeli taleplerimiz. Çünkü tarih köklü değişikliklerin tamamının dayanışmayla gerçekleştiğine defalarca kez şahit olmuştur.