Sayfa yolu
SÖYLEŞİ | Türkiye'de kadın olmak ve Ağrı Dağı'ndan manzaraya bakmak
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 09.09.2022 , 16:20 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Ağrı Dağı 5 bin 137 metrelik yüksekliğiyle sadece ülkenin en yüksek zirvesi olmayıp aynı zamanda üzerinde 10 km²’lik güncel bir buz takkesi (ice cap) bulunduran tek dağıdır. Zirvesi dört mevsim boyunca erimeyen karlarla kaplı volkanik bir dağ olan Ağrı Dağı’nın doruğundaki örtü buzul Türkiye'nin en büyük buzuludur.
Ağrı Dağı’na tırmanış 1990 yılında yasaklanmış ve 1998'de Dağcılık Federasyonu’nun bir grup dağcıya izin vermesiyle bu yasak kaldırılmıştır. O tarihten itibaren Ağrı Dağı`na çeşitli tırmanışlar gerçekleştirilmiştir.
Profesyonel ve amatör kişilerden oluşan bir ekiple Ağrı Dağı’na tırmanış gerçekleştiren ve Türkiye'nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı'na tırmanan az sayıdaki kadın dağcıdan ve aynı zamanda Antalyada/Altınkum Kadın Dayanışma Komitesi üyesi olan Emel Altay ile konuştuk.
Öncelikle başarılı tırmanışınız nedeniyle tebrik ederiz. Ağrı Dağı’na çıkan kadınlardan biri olmak nasıl bir duygu?
Ağrı Dağı gibi efsanelere konu olmuş Türkiye’nin en yüksek zirvesine tırmanan bir insan olmak elbette özel hissettiriyor. Çünkü herkesin göremediği, gidemediği bir yerden hayata ve kendinize bakmak insanı başka boyutlara götürüyor.
Tabii kadın dağcı olmanın Türkiye’de farklı anlamları da var. Çünkü toplumda dağa tırmanmak bile erkek işi olarak kodlanmış durumda. Ama bu işin kadın erkek ayrımından tamamen bağımsız olduğunu, sadece fiziksel ve biyolojik olarak hazır olan herkesin yapabileceğini biliyoruz. Ki kadın olmak sadece eşine hizmet etmek, evde çocuğuna bakmak değil. Maalesef toplumumuzda çocuk yaşlardan itibaren bu öğretiliyor. Biraz bu yolun dışına çıkınca marjinal, erkek gibi, hatta kötü yola düşmüş gibi yaftalar üzerimize yapıştırılıyor.
Siz aynı zamanda erkek egemen bir çalışma ortamının var olduğu organize sanayi bölgesinde bir kimyagersiniz.
Evet, erkek çoğunluklu bir bölgede çalışıyorum. Kadın olmak zaten zorken bunlarla mücadele etmek ayrıca zorluk katıyor ve elbette üzücü. Çünkü sen sadece hayatta kalmak adına çalışırken gözler üzerinde oluyor. Giydiğin kıyafet, saçın, tavrın, yürüyüşün… Hep bir göz hapsinde hissediyorsun. Tabii mücadele sadece bu ölçüde değil. Aynı işi yaptığın erkek çalışandan düşük maaş almak, kadın olduğun için terfi alamamak, evli olmadığın için başka gözlerle bakılması, evli olsan hamile kalırsan işten çıkarılma kaygısı gibi o kadar çok mücadele başlığı var ki hepsi ayrı bir tartışma konusu.
Bunlara ek olarak kadınların gündeminde de yoksulluk, ekonomik kriz, hayat pahalılığı, ödenemeyen faturalar, çocukların eğitim masrafları var. Kadın Dayanışma Komiteleri’nde çalışma yürüten biri olarak kadınlara nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz?
Öncelikle yalnız olmadıklarını belirtmek isterim. Çünkü hepimiz bunlarla savaşıyoruz. Sadece umudunu yitirmeden mücadele etmeyi, dayanışmayı öğrenmek gerekiyor. Umudu kaybetmemek ülkemizde çok zor ama imkansız değil. Ülkenin birçok yerinde Kadın Dayanışma Komiteleri mevcut. Onlarla bir araya gelmek, yalnız olmadığını hissetmek ve aynı şeyler için mücadele etmek bile başlı başına umut verici. Dayanışmayla…
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.