Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

SÖYLEŞİ | Sovyet bilimkurgusu üzerine

İstanbul Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde devam eden edebiyat atölyelerine yeni eklenen "Sovyet Bilimkurgu Yazarları" ve bilimkurgu türü hakkında atölyenin yürütücüsü Merve Tokmakçıoğlu'yla konuştuk.

Erkan Yıldız

Yayın Tarihi: 25.09.2022 , 08:54 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

İstanbul Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde devam eden edebiyat atölyelerine geçtiğimiz dönem iki yeni çalışma daha eklendi.

Sovyet Bilimkurgu Yazarları başlığı altında iki oturum (Belyaev ve Yefremov ile Strugatski Kardeşler) olarak gerçekleştirilen atölye serisinin yürütücüsü Merve Tokmakçıoğlu ile edebi bir tür olarak bilimkurgu yazını, dönemsel olarak ele alınan Sovyet bilimkurgu yazarları ve bu yazarların bilimkurgu edebiyatına katkıları üzerine bir söyleşi yaptık.

Bilim kurgu için bir başlangıç noktasından söz edebilir miyiz? Hangi coğrafyada, ne zaman karşımıza çıktı? İlk metni kim yazdı?

Bilimkurgu yazını dediğimizde bu türün örneklerinde sıkça rastladığımız ve öne çıkan öğeler ve temalar var: zamanda yolculuk, doğaüstü yaratıklar, gezegenler arası seyahat, robotlar...vs. Bu temalar antik çağ metinleri başta olmak üzere çeşitli dönemlerde ve çeşitli coğrafyalarda mevcut: örneğin Gılgamış Destanı, Nibelungların Destanı, Binbir Gece Masalları gibi metinlerde bugün bilimkurgu metinlerinde görmeye alışık olduğumuz unsurları bulabiliriz.

İçlerinde en ilginci, Samsatlı Lukianos’un “Gerçek Bir Hikaye” adını verdiği eseridir; bu metinde Ay Kralı ve Güneş Kralı’nın savaşı, zaman yolculuğu, uzaylı diyebileceğimiz mahluklar vardır. Ancak gene de bilimkurgu diyebilmek için henüz erken, zira bilimkurgu için bilim ve teknolojinin insanın yaşamına sistematik bir şekilde etki etmesi ve bilimsel ve teknolojik gelişmelere dair insanda bir düşüncenin, bir tepkinin veya bir yargının olması gerekmektedir diye düşünüyoruz. Bu noktada Ursula Le Guin’e atıfta bulunarak bilimkurgunun “modern teknolojinin mitolojisi” olmadığını, “ne Prometheus’a ait ne de kıyametle alakalı olduğunu görerek, mitolojik değil, tersine realist bir tür olduğunu” söyleyebiliriz.

Bu anlamda  Rönesans, Aydınlanma, Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi mihenk taşları olup, bilimkurgunun bir tür olarak gelişmesine ortam ve olanak sağladı. İlk metin olarak da türün daha sonra gelişeceği bağlamı ele aldığımızda Mary Shelley’nin 1818 tarihli Frankenstein adlı eseri büyük önem taşıyor; içeriği ya da ele alış biçimi tartışılır ama dönemin bilimsel akımlarını ve felsefi tartışmalarını – galvanizm, Locke, Faraday, Rousseau – yaşanan toplumsal değişimle birleştirmesi ile ilk örnek sayılabilir.

Öte yandan, birbirinden farklı yazarlar olan Jules Verne ve H.G. Wells, bilimkurgunun emperyalizm çağında nasıl bir anlatıma sahip olduğunu göstermeleri açısından önemlidir. Meraklısı için Edgar Allan Poe’nun Nantucketlı Arthur Gordon Pym'in Öyküsü kitabını da bahsedelim; Poe’nun ölümünden sonra Jules Verne bu kitabın devamını yazmıştır. 

Peki Sovyet yazarlar tarafından kaleme alınan eserleri Batı’daki örneklerinden (kapitalist) farklı kılan ne gibi özellikler var?

Hint asıllı akademisyen Uppinder Mehan, bilimkurgunun “Coco-Cola kadar Batılı” olduğundan bahseder. Böyle bir tanımlamada asıl başka kültürlerin ve toplumların bu türde ürettikleri yapıtları oku(y)amamak bakış açısını daraltıyor. Ancak belki de en çok Sovyet bilimkurgu yazarlarını gözden kaçırmamak lazım, zira bilimkurgunun Batı’daki örneklerinden ayrılan tarafları fazla – ilk ve de en önemlisi, hiçbirimizin henüz yaşamadığı işçi sınıfı iktidarında geleceğin tahayyülü ve mevcut olanın tasviri var.

Bir başka unsur ise Sovyet yazarların kaleminden çıkan bilimkurgu eserleri çok geniş, birbirinden çok farklı ve Sovyetler Birliği’nin tarihsel dönemeçleri ile paralel olarak da değişen temalar ve bakış açılarına sahip olması; ama 1928’de olsun (Belyaev), 1968’de olsun (Arkadi ve Boris Strugatski) mutlaka umut var metinlerde; o ışık kaybedilmiyor ki özellikle 1970 sonrası Strugatski Kardeşlerin yazdığı metinler çok karanlık imgelere, hayli simgesel öğelere ve çok belirsiz bir atmosfere sahip olsa bile kapitalist toplumlarda rastlanılan metinlere karşın onların kitaplarına distopik demek çok güç olur. Özellikle karakterler arasında geçen, topluma, devrime, insana ve güncel siyasete dair diyaloglar güncelliğini koruyor.

Sovyet bilimkurgu yazarlarının, metni ortaya çıkaran zihinsel süreçte metnin işlevselliğini hiç gözden kaçırmamaları da bir başka ayrışan nokta; bunu da odak noktasına sınıf ve tarihselliği koyarak yapıyorlar. Sürekli sorgulamaya, toplumsal bilinci ve politik farkındalığı geliştirme niyeti ile mevcut durumun tahlili, işçi sınıfı iktidarındaki geleceğin tasviri ve en önemlisi de hayal edilenin sürdürülebilirliği konusunda söyleyecek sözü olan metinler üretiliyor. Bu bağlamda Ivan Yefremov’un Andromeda Nebulası ile Strugatski’lerin Tanrı Olmak Zor İş romanları farklı tarihsel dönemlerde yazılsalar bile benzer amacı güdüyorlar.

Sovyetlerde bunun öncülleri arasında sayabileceğimiz kimler var? İlk eserlere örnek verebilir misin?

Aslında Sovyet bilimkurgu romanları dediğimizde ilk olarak öncüllere bakmak gerek ki bu eserler zaten Ekim Devrimi’nden ve Sovyetler Birliği resmi olarak kurulmadan kaleme alınmıştı ve özellikle Tsiolkovsky’nin 1903’te yayımlanan roket bilimi, mekaniği ve gezegenler arası seyahat üzerine makaleleri ve genel olarak da Rus Kozmizminin bilimkurgu yazınına etkisi yadsınamaz.

1907’de Bogdanov’un Kızıl Yıldız’ı ve 1914’te Krosnogosky ve Sivyetski’nin Venüs’e yapılan uzay yolculuğunu anlattıkları bilimkurgu romanları (Türkçede çevirisi olmayan) basıldı. Ancak türü asıl geliştiren  Ekim Devrimi ve  ile birlikte işçi sınıfının egemenliğinde bir kültür-sanat anlayışının inşa edilmesidir; teknolojik gelişmelerin devrimci düşünce ile birleşmesi sonucu üretilen bilimkurgu türündeki eserler arasında Belyaev’in Su Adamı, Profesör Dowell’ın Başı, KET Yıldızı; Aleksey Tolstoy’un Aelita’sı ve Ivan Yefremov’un Andromeda Nebulası sayılabilir – hatta son bahsettiğimiz kitabın yayımlanması Sputnik’in uzaya fırlatılması ile aynı yıla denk gelir. 

Sovyetlerin kendi içindeki gündemler ya da emperyalist/kapitalist dünya ile girdiği mücadele yansıyor mu bilimkurgu metinlere? Örneğin soğuk savaş döneminde içerik nasıl şekilleniyor? 

Soğuk Savaş dönemi deyince odak yazarlarımız Strugatski Kardeşler; özellikle 1960 sonrası Sovyetler’de 1922 – 1957 arası üretilen bilimkurgu romanlarında kullanılan dilden çok farklı bir metin dili ve olay örgüsü inşa edilmeye başlanıyor. Strugatski’lerin bilimkurgu yazınına yaptığı katkı yadsınamaz, bizce türü geliştiren en önemli yazarlar arasında yer alırlar.

Öte yandan okur için Strugatski’lerin kitaplarını okumak zorlu bir süreç; zira bilimkurgu anlatı dilinin son derece metaforik ve alegorik hale geldiğini, bilimkurgunun eleştirel tarafının biraz daha sivrildiği bir üretim var. Bu da tabii ki Strugatski kardeşlerin içinde yaşadığı dönem ile ilgili – burada yazarları en çok etkileyen unsurlardan biri Soğuk Savaş’ın Sovyetler’e yansımaları. Darko Suvin, yazarları ve dolayısıyla onların edebi üretimlerini etkileyen üç unsurdan bahsediyor: 1956’daki 20. Parti Kongresi, 1957’de Sputnik’in uzaya fırlatılması ve aynı yıl yayımlanan Yefremov’un Andromeda Nebulası...

İlk sırada siyasi bir olayın ve değişimin ve dolayısıyla 60’lardan itibaren toplumsal yapıyı da değiştirecek kararların alındığı bir parti kongresinin olması tesadüf değil. Öncü olmanın sürdürülebilirliği, toplumu değiştirmenin ve insanı dönüştürmenin sıkıntıları, kuşaklararası ayrılıklar, Roger Keeran ve Thomas Kenny’nin deyimiyle “uçağın yönetilmesi sırasında yapılan büyük hataların” yan etkileri, 1964’te çıkan Tanrı Olmak Zor İş romanının ve daha sonra diğer kitaplarının – özellikle Yokuştaki Salyangoz’un – ana temalarıdır.

Nereden başlamalıyız? Bunun için bir 5 kitaplık liste yapabilir misin? 

Yazar üzerinden gitmek daha faydalı olabilir. Bogdanov gibi türün öncüllerini daha önce saymıştık; Aleksandr Belyaev ise kesinlikle okunması gereken yazarlardan: şimdiye dek Su Adamı, Hava Adamı (Ariel), KET Yıldızı (ki Konstantin Tsiolkovsky’e bir selamdır), Profesör Dowell’ın Başı çevrildi. Aleksey Tolstoy’un Aelita romanı da listede olmalı. Burada çok bahsettiğimiz Ivan Yefremov’un Andromeda Nebulası ise türün zirve romanlarından biridir diye düşünüyoruz. Belki metinde yer alan ve iki bilim insanının diyaloğundan bir alıntı ile neden bu şekilde ifade ettiğimizi açıklayabiliriz:

-Romantiklik! dedi Pur Hiss yüksek sesle ve horgörüyle.

- Evet, gerçekten romantiklik! diye mutlulukla cevap verdi Dar Veter. “Romantiklik doğada bir lükstür ama iyi örgütlenmiş bir toplumda zorunludur! Fiziksel ve manevi gücün fazlalığı yeniye, sürekli değişikliklere bir açlığı doğurur her insanda. Hayatın görüngüleriyle özel bir ilişki ortaya çıkar: günlük yaşamın tekdüzeliğinde karşılaştığından daha çoğunu görme girişimi, hayattan daha yüksek bir deneyim ve izlenim normu beklentisi. (...)

Bu okumaları ilerletmek isteyenler için ise dilimize çevrilmiş olan Arkadi ve Boris Strugatski’nin kitaplarını okumaları hem Sovyetler Birliği’nin tarihsel dönemeçlerini hem de bilimkurgu yazınının nasıl geliştiğini görmeleri için yardımcı olacaktır. 

Son soru. Bilimkurgu meraklılarının toplandığı, iletişim halinde olduğu bir mecra var mı Türkiye'de?

Doğrusu sosyal medya mecralarında bilimkurgu edebiyatı ve sineması hakkında çok sayıda topluluk var ama editörlerinin ve katkıda bulunan kişilerin bilim ve bilimkurgu arasında kurdukları ilişkinin sağlamlığı açısından “Bilimkurgu Kulübü” adlı oluşumu söyleyebiliriz; neredeyse yirmi yıldan fazla bir süredir bilimkurgu  hakkında yayınlar, etkinlikler ve araştırmalar yapıyorlar. Meraklısı için oldukça kapsamlı bir kaynak olacaktır: https://www.bilimkurgukulubu.com/

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.