Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

SÖYLEŞİ | Kuruluşunun 40. yılında YÖK üzerine: 'Direnmekten başka bir yol yok'

12 Eylül faşist darbesinin ürünü YÖK, bundan tam 40 yıl önce kurulmuştu. Kuruluşunun 40 yılında YÖK'ü ve bu süreçten çıkışı ÜKD Başkanı Prof. Dr. Özgür Aydın'la konuştuk.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 06.11.2021 , 08:50 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

12 Eylül askeri darbesinin ardından hayatın her alanında olduğu gibi üniversiteler de büyük bir baskı altına alınmış, darbeciler üniversitenin bir daha ayağa kalkmasını engellemek için bundan tam 40 yıl önce YÖK'ü kurmuştu.

Evren'le başlayan, sonraki iktidarlarla devam eden, Erdoğan'la doruk yıllarını yaşayan YÖK'ü Üniversite Katılımcıları Derneği Başkanı Prof. Dr. Özgür Aydın'la konuştuk.

Aydın, "Bugün üniversitelerin bilimsel bilgi üretimini sermaye sınıfı için ya da en azından onun lehine gerçekleştirdiğini kimse inkâr etmiyor aslında. Buradaki tek bilinmezlik, bu süreçten kurtulma yolu" derken, "Üniversitenin planlı bir şekilde içine sokulduğu bu sürece karşı direnmekten başka bir yol yok gibi görünüyor. Teslimiyetçi bir yol izlemenin ya da ehven-i şer bir tutum içinde olmanın bir geleceği olmadığının farkındayız" ifadesini kullanıyor.

'İktidarların baskı aracı olarak ayakta kaldı'

Bugün YÖK'ün kuruluş yıldönümü. 40 yıl oldu. 80 darbesinin ardından kurulan bu yapı yıllarca öğrenciler, öğretim elemanları tarafından protesto edildi, hiçbir zaman da aslında benimsenmedi, kabul edilmedi. Üniversiteler üzerindeki baskı AKP döneminde çok daha fazla artsa da buraya gelmeden önce YÖK neydi, hangi amaçlarla kurulmuştu biraz ondan bahseder misiniz?

Dünya kapitalizminin 1970’lerden itibaren yaşadığı kriz, sosyalist ülkelerin etkisiyle daha önce elde edilen pek çok hakkı, sosyal devlet politikalarını hedef aldı. Pek çok sosyal devlet uygulamalarına ilişkin hizmetlerde olduğu gibi, bilim de eğitim de piyasalaşmaya başladı. 1980 darbesi, “emperyalist restorasyon” olarak da adlandırabileceğimiz bu sürecin üniversite ayağını kolaylaştırıcı bir araç olarak YÖK’ü kurdu. Böylece 1980 darbesinin üniversiteler üzerindeki etkisi artırılmış oldu. YÖK’ün bu süreci en etkili şekilde hayata geçirmesinin yolu solu baskılamasıyla olabilirdi. Kuruluşundan bu yana öyle de yaptı. YÖK daha ilk kurulduğunda, 1402'likler olarak bilinen pek çok öğretim elemanının üniversiteden uzaklaştırılmasını anımsayalım. Darbe atmosferindeki bu tür açık baskılar, sonrasında farklı şekiller alarak devam etti aslında.

Bir darbe kurumu olarak YÖK'ün tam da dediğiniz gibi yıllarca öğrenciler, öğretim elemanları tarafından protesto edilmesine, hiçbir zaman benimsenmemesine karşın 40 yıldır ayakta kalmasının nedeni, siyasi iktidarların üniversiteler üzerindeki baskısını sağlama konusunda elverişli bir kurum olmasıdır.

'YÖK'ün üniversiteye verdiği tahribatın en azından yarısı AKP iktidarının eseri'

Geçtiğimiz günlerde AKP'nin iktidara gelişinin 19. yılı geride kaldı. Bu partinin Türkiye'nin siyasi hayatında yarattığı deprem çeşitli boyutlarıyla tartışıldı, tartışılmaya da devam edecek. Üniversiteler de AKP iktidarından kendi payına düşeni aldı. Siz bugün üniversitelerin temel sorunları olarak hangilerini sayarsınız?

YÖK tarihinin neredeyse yüzde ellisi AKP iktidarında geçmiş durumda. Yani, YÖK'ün üniversiteye verdiği tahribatın en azından yarısı AKP iktidarının eseri. Burada “en azından” diyorum, çünkü AKP iktidarının özellikle son yıllarda akademiye verdiği zararı düşünecek olursak bu dönemde saldırının katlandığını söylemek hiç de abartılı olmaz. Yukarıda söz ettiğim gibi, YÖK bir dönüşüm sürecine işaret ediyor. AKP iktidarı da bu sürecin “şanslı” bir parçası. “Şanslı” dememin nedeni, dönüşümün belirli bir sürecinde akademinin ona hazır olarak sunulmuş olması, onun yaptığı saldırıyı yaygınlaştırmak ve artırmak oldu.

'Üniversiteler tarikat ve cemaatler tarafından paylaşılmış durumda'

YÖK’ün kurulmasıyla birlikte dönüşümün bir kolu, müfredatları bile etkileyen post-modern ideolojik saldırı yoluyla gerçekleştirildi. O zamana kadar farklı özelliklere sahip yükseköğretim kurumlarının tümü YÖK çatısı altında toplandı. Bu da tam istedikleri gibi bir tür tek tiplileştirmeyi getirdi. Diğer yandan da dönüşümün bir diğer kolu olarak üniversitede dinci-gerici örgütlenmenin devlet eliyle yer bulması sağlandı. Bu durum bugün artık akut bir hal almış durumda, üniversiteler tarikat ve cemaatler tarafından paylaşılmış durumda. Burada sözünü ettiğimiz dönüşümün belki de en çarpıcı olanı üniversitenin piyasalaşmasıdır. Bugün vakıf üniversiteleri ve özel üniversitelerin yaygınlaşması, devlet üniversitelerinin de onlarla yarışırcasına ticari birer kurum haline gelmesi bu dönüşüm sürecinin bir sonucudur.

'Üniversiteyi bir beton yığını olarak görüyorlar'

Cumhurbaşkanı Erdoğan birkaç gün önce yaptığı açıklamada "76 üniversiteyi 207 üniversiteye çıkardık. Şu anda üniversitemizin olmadığı ilimiz yok." dedi. İlk bakışta bir gelişme göstergesi olarak anlaşılan bu durumu siz nasıl yorumluyorsunuz?

İlk bakışta, dediğiniz gibi, bu durum gerçekten olumlu bir gelişme gibi görünüyor. Üniversite bilimsel bilgiyi mümkün olduğunca geniş kitlelere ulaştırmak zorunda, bilimsel bilgi üretim sürecini ülkenin her köşesine yaymak zorunda. Ancak Erdoğan’ın bu açıklamasının ardında bu tür politikalar olmadığını çok iyi biliyoruz. Üniversiteyi bir beton yığını olarak gören AKP iktidarının her ile bir üniversite açma girişiminin ardında olsa olsa inşaat rantı ve kent ekonomilerini canlandırma amacı olabilir. Çünkü bugüne kadar açtığı bu üniversitelerde bilimsel bilgi üretimine ya da bilimsel bilginin yaygınlaştırılmasına ilişkin kayda değer bir ilerleme göremedik. Bu yıl çok gözde bölümlerde bile boş kontenjanların olması, üniversite tercihinde bulunan öğrencilerin de bu gerçeği gördüğünü gösteriyor.

'Üniversite eğitiminin topluma karşı sorumlulukla bağı tümüyle koparıldı'

Biraz bilim ve piyasa ilişkisine dair fikirlerinizi almak isteriz. Üniversitelerin en kestirme tabirle bilim üreten kurumlar olduğunu göz önünde bulunduracak olursak ve bilimin bir insanlık değeri olduğunu düşünürsek bugün bilim üretimi ve sermaye sınıfı arasında nasıl bir ilişki var ve bu durumun üniversiteye yansımasını nasıl gözlemliyoruz?

Bugün üniversitelerin bilimsel bilgi üretimini sermaye sınıfı için gerçekleştirmesine ilişkin etkileri eskisinden çok daha çarpıcı bir şekilde yaşıyoruz. Üniversite eğitiminin topluma karşı sorumlulukla bağı tümüyle koparıldı, piyasanın gereksinimleri ön plana çekildi. Piyasada “değeri” olmayan bölümler gözden düşürüldü, ciddi kadro sorunları yaşıyorlar. Araştırmalar büyük ölçüde “sanayi ile işbirliği” adı altında özel şirketlerin projeleri haline getirildi. Bilimsel değil, teknolojik gelişmeyi önceleyen çalışmalar değer kazandı. Artık bilimsel bilgi üretimi, şirketlerin yayımladığı dergiler tarafından şekillendiriliyor. Bu “prestijli” şirket dergileri, telif ücreti ödemek bir yana, yazarlarından ücret de talep ederek yazıları yayımlayıp satıyorlar. Üstelik ciddi sayılara ulaşan bu yayınların pek çoğunun kayda değer bilimsel bir katkısının olduğunu söylemek de güç. Geçen yüzyılda yaşanan bilimsel sıçramaların artık yaşanmaması da bu tüketici anlayıştan kaynaklanıyor.

Bilginin bu şekilde metalaştırılıp alınır satılır hale gelmesi sonucunda üniversiteler de şirketleşti. Vakıf üniversiteleri ve özel üniversiteler bir yana, devlet üniversitelerinde bile bunun izlerini görmek çok kolay. Devlet üniversitelerinden devlet bütçesi dışında kendi kaynaklarını yaratmaları istenir oldu. Öğrenciler aileler için birer yatırım nesnesine, üniversiteler için ise müşteriye dönüştü.

Bugün üniversitelerin bilimsel bilgi üretimini sermaye sınıfı için ya da en azından onun lehine gerçekleştirdiğini kimse inkâr etmiyor aslında. Buradaki tek bilinmezlik, bu süreçten kurtulma yolu.    

'Bu sürece karşı direnmekten başka bir yol yok gibi görünüyor'

ÜKD olarak bu dönem ne tür bir faaliyet içindesiniz ve üniversitelerin mevcut durumundan memnun olmayan çok sayıda öğretim görevlisine nasıl bir çağrıda bulunursunuz?

Bu sorunuzu son söylediğimle ilişkilendirirsek, Üniversite Katılımcıları Derneği, akademisyenlere üniversiteyi içinde yaşadığımız bu süreçlerden kurtulma yolunu aramaya davet ediyor. Üniversite Katılımcıları Derneği, gerici örgütlenmeye karşı aydınlanma mücadelesini sürdürecek, üniversitenin toplumcu işlevlerine sahip çıkacak tüm bilim emekçilerini saflarına davet ediyor. Üniversitenin planlı bir şekilde içine sokulduğu bu sürece karşı direnmekten başka bir yol yok gibi görünüyor. Teslimiyetçi bir yol izlemenin ya da ehven-i şer bir tutum içinde olmanın bir geleceği olmadığının farkındayız.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.