Sayfa yolu
SÖYLEŞİ | 'Kadınların mücadelesi ne Cumhurbaşkanı, ne de Danıştay kararı ile durmayacak'
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 20.07.2022 , 20:43 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Cumhurbaşkanı Kararı ile 20 Mart 2021 tarihinde alınan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı sonrası pek çok baro, sendika, meslek ve kadın örgütü kararın iptali talebi ile dava açmıştı. Bu yılın Nisan ve Haziran aylarında toplam dört günde Danıştay’da görülen bu davalardan birinin sonucu dün belli oldu. Ankara Barosu’nun kararın iptali talebi, Cumhurbaşkanı Kararının hukuka uygun olduğu belirtilerek reddedildi.
Konuya ilişkin Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK) Sözcüsü Gizem Batı Ayaz'la görüştük.
Dün alınan bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu karar ne bizim için ne de diğer kadın örgütleri için bir sürpriz değildi. Danıştay Savcısının görülen davalarda her defasında kararın iptali lehine mütalaa vermiş olması bunu değiştirmiyor. Çıkacak kararın, siyasi iktidarın yıllardır kadın hakları konusundaki politikalarına ve eğilimlerine ters olması beklenemezdi ve beklenen oldu, red kararı geldi. Gericiliğin siyasal hegemonyasının uzun yıllardır belirleyici olduğu, iktidarın cumhuriyetin aydınlanmacı ve laik yanlarıyla kavgasını kadınlara yönelik sistematik bir saldırı ile sürdürdüğü böylesi bir dönemde Danıştay’ın, söz konusu hukuk bile olsa, iktidar aleyhine bir karar almasını beklemek apolitizm olurdu. Beklenen karar politik bir karar olacaktı, oldu da.
Danıştayın aldığı karar, elbette İstanbul Sözleşmesi’nin fesih kararı gibi meşru değildir. Sözleşmeden çekilme kararı, kamusal herhangi bir faydası olmadığı halde alınmıştır. Hatta aksine kadınların yaşam hakkı lehine bir kazanıma karşı alınmış yani kamu aleyhine bir karardır. Gericilik, ileri olan her şeye düşmandır. Bu anlamda İstanbul Sözleşmesi gericilik için aynı zamanda sembolik bir hedef de sayılabilir.
Burada şunu yeniden hatırlamak gerekiyor. Sözleşmenin yürürlükte olduğu yıllarda birçok davada sözleşmenin getirdiği yükümlülükleri bilen ve bunları hatırlatan avukatlar sayesinde sözleşmenin uygulanması mümkün oluyordu. Yani sözleşmenin uygulanması bile mücadele konusuydu. Öte yandan kadın cinayetlerinin her geçen yıl artması, kadına yönelik şiddetin tırmanması kadın mücadelesinin bu başlıkta İstanbul Sözleşme ile yetinemeyeceğinin de göstergesi. Kadın cinayetlerini, şiddeti ve baskıyı daha ortaya çıkmadan kaldıracak toplumsal mekanizmaların kurulması için topyekün bir mücadeleye ihtiyacımız sürüyor.
Danıştay'ın kararındaki gerekçeler hakkında ne söylersiniz?
Gerekçe olarak, artık sözleşmeye ihtiyaç kalmadığı, çünkü kadına ve çocuğa yönelik şiddetle nasıl mücadele edileceğine dair Türkiye’nin halihazırda bir İnsan Hakları Eylem Planı olduğu belirtiliyor. Söz konusu plan 2 Mart 2021’de hazırlandı. Bu tür planların iktidarlar için içeriğinden öte bir nevi görev savmaca olduğunu biliyoruz. Genellikle biçimsel ve hukuksal belgeler olmanın ötesinde toplumsal hayatta kayda değer olumlu değişikliklerin önüne açmadığını biliyoruz. Üstelik bu plan kapsamında ne yapıldığına dair kamuoyuna açıklanmış hiçbir bilgi yok.
AKP’nin uluslararası arenada prestij kazanmak için ilk imzacılardan biri olduğu İstanbul Sözleşmesi, eşitlikçi politikalar için birçok yaptırım yanında bazı önleyici tedbirler de alınmasını gerektiriyordu. Bu gereklilikleri yerine getirmek yerine, bazı yasal kılıflarla, hukuki gerekçelerle sözleşmeden kurtulmak daha kolaydı. Üstelik biraz önce de bahsettiğim gibi bir nevi sembol haline gelen İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek geriliğin konsolidasyonu için de kullanılmaya çalışıldı.
Millet İttifakının "iktidar olduğumuzda sözleşmeyi tekrar yürürlüğe alacağız" açıklamalarıyla ilgili ne dersiniz?
Mesele bir sözleşmenin yürürlüğe girmesinden ibaret ele alınamaz. Bugün birçok kadın ülkedeki çoğu emekçi gibi işsiz, kendi ayakları üzerinde durabilecek ya da insanca yaşayabilecek bir ücret alamıyor, ağır sömürü koşullarında çalışıyor. Gencecik insanlar tarikatlara, cemaatlere teslim ediliyor. Kadınlar belirli kalıplar içine sokulmaya, toplumsal hayattaki yerleri ev, aile ve annelik ile sınırlanmaya çalışılıyor. Tüm bunlar devam ederken, bunları yaratan, besleyen mekanizmalar dikkate alınmadan, sözleşmeyi yürürlüğe sokmaktan ibaret bir söylemin anlamı yok.
Kadınların, gençlerin bu ülkenin tüm emekçilerinin insanca yaşayacağı, sömürünün yasaklandığı, gericiliğin mahkum edildiği, laik, özgür, herhangi bir sözleşmelere ihtiyaç duymadığımız bir ülkeye ihtiyacımız var. Bunu kesinlikle hak ediyoruz.
Bundan sonraki süreçte ne yapmayı planlıyorsunuz?
Kadınların mücadelesi elbette ne Cumhurbaşkanı, ne de Danıştay kararı ile durmayacak. Dediğimiz gibi beklenen karar geldi, kendimizi kaybetmiş, yenilmiş falan hissetmiyoruz. Aksine bu süreçte Türkiye’de kadın mücadelesi pek çok deneyim kazandı. Zira AKP’nin yıllardır uyguladığı kadın düşmanı politikalar ülkemizde kadın hakları için verilen mücadeleyi aslında pek çok açıdan güçlendirdi. Kadınlar boyun eğmeyişleri ve pek çok alandaki direnişleri ile önemli bir toplumsal dinamik haline geldiler. Kadın hakları mücadelesinde bir odaklanma ve yoğunlaşma ortaya çıktı. Bu nedenle çok daha fazlasını kazanacağımız günlerin uzak olmadığını biliyoruz
Biz KDK olarak, Cumhurbaşkanın ya da "X" mahkemesinin kararlarının belirleyiciliği ile değil, kendi kararlarımız doğrultusunda mücadelemizi yaygınlaştırmaya devam edeceğiz. Mahallelerde, iş yerlerinde, okullarda kadına yönelik şiddetin, ücret eşitsizliklerinin, baskı ve ayrımcılığın karşısında hem dayanışmamızı hem de bunları ortadan kaldırmak için olan mücadelemizi güçlendirmeye devam edeceğiz.
Sayısı çoktan 100’ü aşan KDK sayısını daha da artıracağız, işyerlerinde yepyeni KDK’lar kurma hedefimiz var. Genç kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle yollarının daha fazla kesişmesi gerekiyor. Bu nedenle sadece üniversitelerde değil liselerde de KDK çalışmalarımızı artıracağız.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
