Sayfa yolu
SÖYLEŞİ | 'Düşlenen her şeyin yapılabilme olasılığı vardır'
Yayın Tarihi: 12.06.2022 , 08:10 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Aysun Kara, 2010 yılında Panovaroş öykü dosyası ile Orhan Kemal Öykü Yarışmasında birincilik ödülünü aldı. 2014 yılında Kıymık, 2017 yılında Sessizce Şarkı Söylüyorduk isimli öykü kitapları yayımlandı. Beş yıllık sessizliğin ardından Dünyanın Orta Yeri isimli romanıyla okurla buluşan Kara, Kidonya’dan, düş kuranların renkli, keyifli dünyasından hikâyeler anlatıyor. Aysun Kara ile Dünyanın Orta Yeri’ni, edebiyata başlangıç noktasını, kadın olarak yazmanın olanak-sızlık-larını ve başka şeyleri konuştuk.
Edebiyatla, hikâye anlatma hevesiyle ilgili bir başlangıç noktası olmalı. Sen bunu ne zaman ve ne vesileyle keşfettin?
Çocukluğumda büyüklerin sohbetlerine çok meraklıydım, hayatlarına da. Yaşıtlarımla arkadaşlık etmek yerine büyüklerin konuşmalarına, meselelerine ilgi duyardım. Eve gelen konukların çocuklarıyla ayrı bir odaya gönderilirdik o zamanlar, annemizin, babamızın arkadaşlarının çocuklarıyla bizim de arkadaş olmamız beklenirdi. Ben bu zorunlu arkadaşlıktan hiç hoşlanmaz, büyüklerin sohbetini dinleyebilmek için misafir odasına sızardım. Bir köşede dikkat çekmeden otururup dinlerdim onları. Bu yüzden çok azar işitmişimdir. Bir de ailemizdeki yaşlıların anlattığı hikâyeleri ilginç bulurdum. Çocukluğumda, mübadeleyle karşı adadan gelen aile büyüklerini dinleyebilme şansım oldu. Hikâyeyle ilk temasım buydu sanırım. Defalarca dinlediğim hikâyelerde hiç değişiklik olmazdı, anlatanın iç çektiği yer bile hep aynıydı. Buna karşılık benzer bir hikâyeyi bir başka aile büyüğü bambaşka biçimde anlatabiliyordu. Mantık dışı tarafları da vardı bu hikâyelerin ama o zaman bunu fark etmiyordum tabii. Birçoğu hem hüzünlü hem de eğlenceliydi. Hikâye anlatmanın büyüsüne o zamanlar kapılmış olmalıyım.
'Yazmak kendi kendinize öğrendiğiniz bir uğraş'
Edebiyatla ilişkin sadece kurmaca üzerinden şekillenmiyor. Parşömen Sanal Fanzin’de yayımlanan değerlendirmelerini ilgiyle takip ediyorum ve merak ediyorum. Bir tür eleştirmeci gözüyle edebiyata bakmanın senin kurmaca metinlerine de etkisi oluyor mu?
Oluyordur muhakkak. Yazmak kendi kendinize öğrendiğiniz bir uğraş. İçinizdeki yazma dürtüsüyle yola çıkıyorsunuz ama edebiyatın uçsuz bucaksız hazinesinden yararlanıyorsunuz. Yazar olabilmek için hep tetikte bir okur olmak gerek. Bu da doğal olarak eleştirel bir gözle okumayı gerektiriyor. Ben de böyle bir okur olmaya çalışıyorum. Halen okuduklarım, geçmişte okuyup hatırlağım metinler arasında birtakım bağlantılar kuruyor zihnim. O zaman eskiden okuduğumu tekrar okuyorum. Kurabildiğim kimi bağlantılar beni metinler üzerinden yazmaya götürüyor.
'Kadın olarak yazmanın daha zor olduğu muhakkak'
Nasıl bir düzen içerisinde yazıyorsun? Günlük bir rutinin var mı? Başka zorunluluklar arasında yazmaya yer açmak için neler yapıyorsun?
Yazmak geniş zaman istiyor. Yalnız yazmak için değil, okumak, okuduğunu zihninde yeniden yapılandırmak için boşluk talep ediyor. Bu zamanı edebiyata ayırabilmek hiç kolay değil. Yıllarca hayatın başka alanlarından çaldığım zamanı edebiyata ayırmaya çalıştım. Şimdi de öyle ama bir süre sonra o yaratabildiğiniz zaman artık gerçekten size ait oluyor. Şu ara böyle hissediyorum. Kadın olarak yazmanın daha zor olduğu muhakkak. Çevrenizdekiler tarafından görece, anlayışla karşılandığınızı varsaysak bile biz kadınları bilinçaltımızdaki “yapılması gerekenler” listesi bir türlü rahat bırakmıyor ne yazık ki. Kendi hesabıma bu yaşıma kadar bu durumla mücadele ettiğimi söyleyebilirim. Akşama yapılacak yemekle okumak istediğiniz kitaplar, elektirik süpürgesi ve lekeli camlarla bir defa daha elden geçirmeniz gereken dosyanız hep karşı karşıya. Mücadelenin bir de dış aktörleri var ki en yakınlarınız bile zahmetli ev işlerinden kaçındığınız için eleştirebilir sizi. Yaklaşık iki yıldır çalışmıyorum, bu büyük bir rahatlık. Yazmaya, okumaya daha fazla zaman ayırabiliyorum. Genellikle sabah saatlerinde çalışırım. Öğleden sonrayı ve geceyi okumak ve diğer günlük işler için kullanırım ama yetiştirmem gereken bir yazı, dosya varsa günde on on iki saat çalıştığım da olur.
'On yıl kadar önce tasarladığım, neresinden tutacağımı bilemediğim bir hikâye tohumuydu...'
Dünyanın Orta Yeri, Banu Yıldıran Genç’in deyimiyle 'mırıl mırıl akan bir dille' okuru sarıyor. Romanı oluşturma sürecini bizimle paylaşır mısın?
Dünyanın Orta Yeri, dört yıllık bir çalışmanın ürünü. Zihnime ilk düştüğü zaman çok daha eski tabii. Belki on yıl kadar önce, tasarladığım, neresinden tutacağımı bilemediğim bir hikâye tohumuydu önce. Hikâyeyi zihnimde olgunlaştırdıktan sonra uzun bir araştırma dönemi geçirdim. Pandemi sürecinde de bitirdim.
Dünyanın Orta Yeri, Cezayirli Hasan Paşa’nın hikayesi etrafında şekillenirken pek çok hikaye ve hikayecinin devreye girmesiyle oldukça geniş bir evrene kavuşuyor. Birden fazla anlatıcı ve anlatıcıya göre şekillenen gerçekler yazarken zorlayıcı olmadı mı?
Zor oldu tabii. Bir ara hikâye öyle dallanıp budaklandı ki işin içinden çıkamayacağımı bile düşündüm. Zaman zaman ara verip metne yabancılaştıktan sonra romana hizmet etmediğini düşündüğüm kimi bölümleri çıkardım. Birden fazla anlatıcı ve bu anlatıcılara göre şekillenen bir yapı kurmak beni zorladı ama farklı anlatma olanakları da sağladı sanıyorum. Ayrıca eğlenceliydi de, her kafadan bir ses çıkan kalabalık bir orkestrayı yönettiğimi hayal ediyordum bazen.
Latin yazarlardan aşina olduğumuz bir anlatım gücü, zenginliği roman boyunca kendisini hissettiriyor. Dünyanın Orta Yeri'nin büyülü gerçekliğin sınırlarında gezinmesi en başından tercih ettiğin bir şey mi?
Evet, buna en başında karar vermiştim. Uzun süre içinde kalacağım, uğraşmaktan bıkmayacağım bir anlatı kurmanın yolu olarak okumayı da sevdiğim büyülü gerçekçi bir tonu tercih ettim. Yazarken eğlenip benimsediğim bir roman oldu Dünyanın Orta Yeri.
'Düşle gerçek arasında kuvvetli bir bağ var'
Romanda düşle gerçek arasında kuvvetli bir bağ kuruluyor. Bu bağın günümüz koşullarında oldukça zayıfladığını görüyoruz. Düş ve gerçek arasındaki bu ilişkiye dair ne söylemek istersin?
Bana kalırsa düşle gerçek arasında zaten kuvvetli bir bağ var. Hayal etmek insana özgü muhteşem bir bakış açısı. O yüzden hiçbir düşün küçümsenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Düşlenen her şeyin yapılabilme olasılığı vardır. Düş kurmak aynı zamanda hayata, geleceğe ilişkin umuttur, en zor zamanlarda ve koşullarda bile yeşerir. Umut düş aracılığıyla taze tutulur ve yaşam sürer.
2010 yılında Panovaroş, 2014 yılında Kıymık, 2017’de Sessizce Şarkı Söylüyordu yayımlandı. Kısa sayılmayacak bir sessizlik ardından 2022’ de Dünyanın Orta Yeri… Okurlar yeni bir kitap için bir beş yıl daha bekleyecek mi? Yoksa daha erken bir haber var mı?
Birtakım tasarılarım var ama yeni bir yapıt için zaman vermem mümkün değil şu anda. Umarım daha kısa zamanda okurlarla yeniden buluşabilirim.
Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.
Asıl biz teşekkür ederiz. Hem oldukça keyifli hikâyeler okumamıza vesile olduğun hem de bu keyifli sohbet için.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.