Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

SÖYLEŞİ | Benim Meksikam: Aztekler, Zapotecler, Mayalar

"Benim için Latin Amerika’ya giriş kapım Meksika’yı anlatmak kolay değil. Çünkü yaklaşık 500 yıl sömürüye karşı direnen bir halktan söz ediyoruz."

Tülin Tankut

Yayın Tarihi: 10.11.2022 , 08:55 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:13

Özgürlüğe duyulan ihtiyaç, kişiden kişiye değişir.  Bazıları, koşulları el vermediği için bu ihtiyacı hiç duymamış bile olabilir. Bir de bireysel özgürlüğün, toplumun çıkarlarıyla örtüşmesini savunan ve bu yolda mücadelesini sürdürürken bedel ödemekten korkmayan kişiler vardır. Son kitabı “Benim Meksikam/ Aztekler, Zapotecler, Mayalar” kitabının yazarı Sevim Korkmaz Dinç* onlardan biri.

“Küba’da On Gün” kitabınızı okumuştum. Şimdi de “Benim Meksikam /Aztekler, Zapotecler, Mayalar” kitabınız elimde. Kuşe kağıda basılmış, harikulâde renkli fotoğraflarla zenginleştirilmiş böylesine nitelikli bir kitabı okurla buluşturmaya karar verirken temel itkiniz neydi?

Bizler, yakın tarihimizin tanıklarıyız. Bağımsızlığımızı adım adım nasıl kaybettiğimizi, eşitlik ve özgürlüklerimizin nasıl yok edildiğini bizden iyi kim bilebilir? Ülkemizde verilen özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesini daha iyi anlamak, çözümler bulabilmek, dünya ülkelerinin bağımsızlık mücadelelerini iyi takip etmekten, araştırmaktan ve evrensel bir kurtuluş bağı yaratmaktan geçiyor. Latin Amerika ülkeleri ve Hindistan benim için önemli gerçekten. Hindistan, İngiliz sömürgeciliğini daha iyi anlamamıza, Latin Amerika ülkelerini tanımak da Portekiz ve İspanya sömürgeciliğini tanımamıza yardım ediyor. İspanya’nın bağımsızlık mücadelesi ile Latin Amerika ülkelerinin bağımsızlık mücadeleleri arasında da yakın ilişki var.

Benim için Latin Amerika’ya giriş kapım Meksika’yı anlatmak kolay değil. Çünkü yaklaşık 500 yıl sömürüye karşı direnen bir halktan söz ediyoruz. Çocukları köle olarak doğmasın diye intihar edenlerin olduğu bir halktan söz ediyoruz. Ana dilini unutan bir halktan söz ediyoruz. Yer altı ve yer üstü zenginliklerinin yağmalandığı bir halktan söz ediyoruz. Çocuğunu hayatını kurtarsın diye kartellere teslim eden bir halktan söz ediyoruz.

Ve bugün dünyayı egemenliği altına almaya çalışan Amerika’nın “barış getirme” yalanlarını ortaya sermek, Amerika kıtasının gerçek halklarını, uygarlıklarını tanımaktan geçiyor. İstedim ki, gezginler Meksika’yı sadece “taco”,  “tekila”, “ölüler Bayramı”, “Freda Kahlo” olarak bilmesinler. Meksika’yı, Latin Amerika’nın bir parçası olarak, Amerika Kıtasının gerçek yerli halklarının vatanı olarak bilsinler. “Benim Meksikam” adını bu nedenle kullandım. Meksika’yı benim gözümle tanısınlar istedim.

Latin Amerika ve Meksika hakkında yazılan kitaplar ve gezginlerin videoları var. Geziden önce dosyalar dolusu araştırma yaptığınızı yazıyorsunuz. Neden gezi kitabı olarak yazma ihtiyacı duydunuz?

Çocukluğumdan bu yana gezmeyi seviyorum. Babam Devlet Demir Yollarında memurdu. Abartırsam kusura bakma, gözlerimi yollarda açtım. Gerçek insanlarımızı yollarda tanıdım. İstanbul’dan yola çıkan Toros Ekspresinde ülkemin değişik insan manzaralarına tanık oldum. Bu nedenle gezdiğim ülkelerin tarihini, coğrafyasını, kültürünü, bağımsızlık mücadelesini sadece kitaplardan değil, gözlemlerimle de bütünleştirmek istedim. Ülkemizde de görmediğim yer kalmadı ama ulaşılabilir uzaklıktalar. Oysa Küba ve Meksika herkesin gidemeyeceği ülkeler. Bu nedenle bu ülkeler hakkında yazmak önemliydi benim için. Duygularımı ve deneyimlerimi en iyi gezi türünde anlatacağımı düşündüm. Ama gezi türüne de sadık kaldığım söylenemez. Birçok bölümde inceleme niteliği de kattım. Zor olmasına karşın, kitabımın amacına ulaştığına inanıyorum.

Kitapta, Meksika tarihinin, Latin Amerika tarihinin bir parçası olduğunu söylüyorsunuz. Hatta bugünkü Latin Amerika ülkelerinin emperyalistler tarafından sonradan bölünerek oluştuğunu anlatıyorsunuz.

Haklısınız, keşifler çağı, yeni kıtaların keşfedilmesi değil, yerli halkların ve kültürlerin yok edilmesi bir bakıma. Portekizli kâşifler de imparatorlukları ve kişisel zenginlikleri için yola çıkıyorlar. Amerika kıtasında yaşayan Olmecleri, Toltecleri, Zapotecleri, Aztekleri ve Mayaları yok ederek, zenginliklerini yağmalayarak kıtayı ele geçiriyorlar. Bu uygarlıklardan ve antik kentlerden kuzeyden güneye doğru seyahat ederken sırayla bahsettim. Her antik kenti anlatırken Latin Amerika halklarının ortak bir kültürel mirasa sahip olduğunu yazdım. Örneğin; Olmecler ve Toltecler birbirini etkileyen ve devam ettiren uygarlıklar ve Maya uygarlığının da temelini oluşturuyorlar.

Mexico’nun, yerli halkın kültüründen çok İspanyol mimari özelliklerini taşıdığını yazıyorsunuz. İktidar hırsının yol açtığı ayrımcılığa karşı en zor koşullarda bile direnebilen insanların Meksika’nın yakın tarihine ışık tuttuğunu belirtiyorsunuz. Kentlerin değişiminde bellekten bahsedebilir miyiz?

Evet. Kent belleğinden bahsedebiliriz. Bir kentin mimari yapısının değişmesi, sömürge devletin kültürüne göre yeniden inşa edilmesi yerli halkın kültürünün, toplumsal belleğinin yok edilmesi demektir. Sanatçılar ve edebiyatçılar, toplumsal belleğin yaşamasının ve devam etmesinin sorumluluğunu üstlenir. Meksika ve Latin Amerika’da bunun örneklerini görüyoruz. Caddeler, meydanlar, sokaklar emperyalist ülke kentlerinin, devlet yöneticilerinin, sanat ve bilim insanlarının adlarıyla anılıyorsa, her yerde imparatorların anıtları varsa, bu, yerli halka zulüm edenlerin zaferini anlatmaz mı? Ama tüm baskılara, Meksika devlet yetkililerinin kendi halkına ihanetine karşın hala yok edilemeyen bir direnişte bahsediyoruz. Gerçekten de yerel kültürlerini, direnişlerini, kendi dillerini yaşatmaya çalışan insanların ülkesi Meksika.

Yüz yıllarca süren katliamlara, yok ediciliğe karşın bugün, Latin Amerika edebiyatı ve kültürü, müzelerde, dünya edebiyat tarihinde ve festivallerde önemli bir yere sahip. Direniş kültürü, haksızlığa başkaldırı yok edilemiyor.

Meksika’dan çok etkilendiğinizi anlayabiliyorum. Bu konuda neler söylersiniz?

Gerçekten Meksika çok renkli, çok neşeli, çok hareketli bir ülke. Mexico’daki modern binalar, modern caddeler, alış veriş merkezleri sizi şaşırtabilir. Ancak, turistik yüzünün arkasında gerçek yaşamın gizli olduğunu unutmamak gerekir.

Mexico Sanayi Çarşısı’nda tanık olduğunuz işçi manzaraları sizi etkiliyor; “Dudaklarımdan ‘dünyanın bütün işçileri birleşin’ cümlesi döküldü” diyorsunuz. Konuyla ilgili düşüncelerinizi açar mısınız?

Bir kenti gezerken sanayi çarşısını, semtlerde kurulan pazar yerlerini, parklarda güneşlenen insanları, okula giden öğrencileri, memurları ve kadınları izlerseniz, hayatın akışına tanık olursunuz. Mexico Sanayi Çarşısı’nda işçilerin her yerde aynı emek sömürüsüne uğradığını, aynı yaşam biçimini sürdürdüğünü gördüğümde ister istemez, yazdığınız cümle dudaklarımdan döküldü. Çok tanıdık ve bildikti. Emekçilerin yaşamı dünyanın her yerinde ortak özelliklere sahiptir. Özellikle Meksika’da halkın yarısı yoksulluk sınırında yaşıyor.

Mexico Antropoloji Müzesi gerçekten görülmesi gereken özelliklere mi sahip?

Mexico’da görülecek o kadar önemli yerler var ki insan hangisine öncelik vereceğini bilemiyor. Bunlardan en çok bilineni de Frida Kahlo’nun müzesi. Ama bana göre, K. Kolomb öncesi Meksika uygarlıklarını tanımak isteyenler için başlangıç noktası, Chapultepec olmalı. İnsan Meksika’yı tanımaya buradan başlamalı. Çünkü Bosque de Chapultepec'in kalbinde yer alan Ulusal Antropoloji Müzesi, (Museo Nacional de Antropologia) Mexico'nun en büyük müzesi olduğu gibi dünyanın da en iyi düzenlenmiş müzeleri arasında, iki katlı modern bir yapı. Araştırma yapanlar ve müzeye gezmeye gelenlerin rahatlıkla faydalanması düşünülmüş. “Büyüklük” kompleksine kapılmadan yapılmış. Oradan edindiğim bilgiler kitabımda önemli bir yer tutuyor.

Mexico’da Teotihuacan, Oaxaca bölgesinde Monte Alban ve Mitla, Yucatan bölgesinde Palenque, Puuc bölgesinde Uxmal, Chichen Itza ve Tulum antik kentlerindeki duygularınızı yazmışsınız. Neler eklemek istersiniz?

Gerçekten antik kentleri gezerken içim acıdı. Nefreti, insanı ve doğayı yok ediciliği bu kadar solumamıştım. İnsanı, insan olmaktan çıkaran nefret ve yok edicilik karşısında çaresiz kalmıştım. Bir halkı yok etme hakkını, insanın insanı öldürme hakkını kim kabul edebilir ki? Sadece altın ve gümüş için insanın bu kadar vahşileşmesini düşündüm. Kendi ülkemi düşündüm. Aramızda her gün daha da kuvvetlenen, nefret tohumlarını düşündüm. Sular altında kalan, ödeneksizlik nedeniyle yapılamayan kazıları, yurt dışına kaçırılan antik eserleri düşündüm.

Metropolü geride bırakıp antik kentleri ziyaret etmek üzere yola koyulduğunuzda, geziden kopup çocukluğunuza dönüyorsunuz. Bu ruh durumunun nedenlerini paylaşmak ister misiniz?

Bu soruya yanıt vermek zor. Meksika doğasıyla, tarihiyle, mitolojisi ve sanatıyla o kadar etkiledi ki beni, yabancı değildim, gezgin değildim. Binlerce yıl bu topraklarda yaşamış gibi hissediyordum. Neredeyse her insana sarılmak geçiyordu içimden. Samimi, güler yüzlü insanlarla birlikteydim. Doğayla iç içe yaşayan insanlar yabancı değildi. Ortak bir bağla bağlanmıştık sanki… Gezmek biraz da kendimize dönmek değil mi?

Bazen farklı deneyimler farklı duygular yaşıyoruz. Kitabın Meksika Kadın Mücadelesi bölümünde, “Devrimci mücadele içindeki sosyalist kadınlar ‘erkeklerle birlikte emperyalizme karşı mücadele etmeliyiz. Bizim sorunlarımız beyaz kadınların sorunlarından daha farklı’ sloganıyla Dünya Kadın Konferansı’na katıldı”  cümlesi yer alıyor. Meksika’daki kadına yönelik ayrımcılığı, 8 Mart 2020 tarihinde Meksika’da neler olduğunu özetler misiniz?

Bağımsızlık için milyonlarca insanın can verdiği bir ülkedeki kadın mücadelesinin, elbette refah seviyesi yüksek ülkelerdeki kadın mücadelesiyle aynı olmasını bekleyemeyiz. Meksikalı kadınların “beyaz kadın”ın mücadelesiyle aynı haklar için mücadele etmesini beklemek, yanılgıdan başka bir şey değil. Çünkü Latin Amerika’yı sömürenler aynı zamanda “sömürgeci ülkenin” de kadınları. Bugün Meksika’da halkın yarısı yoksulluk sınırında, eğitim ve sağlık hemen hemen özelleştirilmiş. Kadınların yüzde 60’ı okuma yazma bilmiyor. Ortaokuldan sonra eğitim hakları yoksulluk nedeniyle ellerinden alınıyor. Eğitimin paralı olması ve yoksulluk kadınların küçük yaşlarda çalışmaya başlamalarına neden oluyor. Cinsel ayrımcılık, kadına uygulanan şiddet, kadın cinayetleri bu ülkede de yaygın. Sosyalist kadınlar, birlikte mücadele etmeyi savunurken, erkeklerle aynı baskıları yaşadıklarına, sorunun kökeninde “emek sömürüsü” olduğuna inanıyorlar. Ülkelerinde tam bağımsızlık olmadan sorunların çözülmeyeceğini düşünüyorlar ve her alanda direnme kültürlerini, isyanlarını görüyoruz. Bu gerçeğe karşın gene de genç feminist hareketle birbirlerini destekliyorlar. Örneğin; 8 Mart 2020’de Meksika'da milyonlarca kadın, ülkedeki kadın cinayetlerini protesto etmek amacıyla bir günlük greve gitti. Ülke çapındaki eyleme kamu ve özel sektörü çalışanları ile işçiler de katıldı. Kadın üniversite öğrencileri de grev kapsamında derslere girmedi.

Bugün Meksikalı kadınlar sadece yoksulluğa, işsizliğe değil, cinsiyet ayrımcılığına, kürtaj yasasına, kadın cinayetlerine karşı da mücadele ediyorlar.

Baştanbaşa gezdiğiniz Meksika’yı “Benim Meksikam” adıyla bizlere ulaştırdınız. Umarım okuyucular da benimle aynı duyguları paylaşır. Zevk alarak okudum. Sonunda anlatımınızdan bir yazar olarak, sanatçının/ edebiyatçının yaşamla ilişkisi yaratıcı ve devrimci olmalı, sonucunu çıkardım. Kaleminize sağlık. Yanıt verdiğiniz için teşekkür ederim.

* Sevim Korkmaz Dinç, Kadın Yazarlar Derneği kurucu üyesi. F dergisi yayımcısı. PEN üyesi. KYD’de çalışmalarını sürdürüyor.

Kitapları:

  • Karanlık Bir Geceydi / 12 Eylül 1980 Roman
  • Delikaya Rüzgarı – Roman
  • Küba’da On Gün -   Gezi, Deneme
  • Toplumsal Belleğimiz / 12 Eylül Romanlarında Kadın – Araştırma, İnceleme
  • Bir Kadının Gözaltı Günleri-  Anı
  • Kamuran / Sürgün Günlerinde Aşk / Roman
  • Benim Meksikam/ Aztekler, Zapotecler, Mayalar- Gezi- inceleme

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.