Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

SÖYLEŞİ | AKP el çabukluğuyla gündemi 'aile'ye getirdi: Yasa değişikliği neyi amaçlıyor, olası sonuçlar...

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği ve Eşitlik için Kadın Platformu üyesi Hülya Gülbahar'la yeniden gündeme gelen başörtüsü ve anayasadaki aile tanımında yapılmak istenen değişikliği konuştuk.

yavuz karamahmutoğlu

Yayın Tarihi: 24.10.2022 , 13:42 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "başörtüsü" açıklaması yaparak "Kadınların giyim kuşamını siyasetin tekelinden çıkartıyoruz. Bu hakkı yasal güvenceye alacağız' demiş, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'a çağrı yapmıştı. Erdoğan da bu çıkışa el yükselterek yanıt vermiş "anayasa değişikliği' çağrısında bulunmuştu. 

Erdoğan kamuoyundaki  tartışmaya bir anda anayasadaki “aile” tanımını da dahil ederek süreci boyutlandırarak başka bir yere taşıdı. Söz konusu anayasada yapılması konuşulan, basına yansımış düzenleme önerileri ise fazlasıyla muğlak ve yeni tartışmaları ve sorunları beraberinde getirecek gibi duruyor. 

Cumhurbaşkanı önerisini "Kadının ve erkeğin birlikteliğinden oluşan aile kurumumuzu da güçlendirerek geleceğimize güvenle bakmamızı sağlayacak ilave değişiklikler de yapalım" cümlesiyle özetledi. Düzenlemede “Başı açık olan kadınlar için de” bir maddenin yer alacağı ileri sürülürken, "Aile, kadın ve erkekten oluşur" gibi bir tanımın eklenmesi de önerilerin arasında yer aldığı belirtiliyor. 

Ortaya çıkan bu başlıkları, 'aile' tanımındaki şu ana kadar kamuoyuna yansımış muğlaklıkların yaratacağı potansiyel sorunları ve sonuçları, kadınların hayatına yönelik başörtüsü tartışmasının yol açtığı yeni problemleri, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği ve Eşitlik için Kadın Platformu üyesi Avukat Hülya Gülbahar'la konuştuk. 

'Kadınların hayatlarına müdahale alanı açmış oldu'

‘Başörtüsü’ yeniden tartışmaya açıldı ve süreç Anayasa değişikliği gündemine kadar ilerletildi. Öncelikle bu tartışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Muhalefetin ve iktidarın bu konudaki açıklamaları ve yaklaşımları size ne düşündürüyor?

CHP'nin diyemeyeceğim ama Erdoğan'ın ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun zamansız bir şekilde başörtüsü konusunu yeniden gündeme getirmesi ne yazık ki, kadınların kıyafetleri üzerinden tekrar araçsallaştırılması ve oy malzemesi olarak kullanılmasının önünü bir kez daha açmış oldu. Kılıçdaroğlu'nun yasa değişikliği önerisine Erdoğan'ın el yükselterek anayasa değişikliği çıkışı yapması ve Ahmet Davutoğlu'nun başörtüsü konusunu güvence altına almak için Erdoğan'dan randevu talep etmesi, siyasetin belirleyecisi olduğunu iddia eden erkekler arasında kadın kıyafeti üzerinden, kadınların hayatlarına müdahale alanı açmış oldu. 

Ben Erdoğan'ın Mehmet Ali Çelebi'ye rozet takarken kariyerinde ilerleyen tek çocuklu kadına "tek çocuk yetmez, daha çok çocuk doğurmalısınız, asıl kariyer çocuk doğurmaktır" çıkışının da bu sürecin bir uzantısı olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki toplumsal uzlaşmayla çözülecek olan yetişkin kadınların kıyafeti ve başörtüsü ile eğitim ve kamu alanındaki çalışma hakkı konusu yeniden bir yasa, anayasa ve siyasetçilerin polemik konusu haline getirilmiş oldu. 

'Çok eşliliğin önünü açma riski taşıyan bir düzenleme'

İktidar tarafından 'başörtüsü' gündeminin yanına el çabukluğuyla 'aile' başlığı yerleştirildi. Henüz teklif metni ortaya çıkmamış olsa da kimi öngörüler ve tartışmalar kamuoyu gündemine girmiş bulunuyor.Anayasa'daki 'aile' kavramında bir değişiklik planlanması hem bir hukukçu hem de kadın hakları mücadelesini veren biri olarak sizde ne gibi kaygılar uyandırdı?

Basına yansıya haberlerde gördüğümüz gibi Anayasa'nın aile ile ilgili maddesinde yeni ayrımcılıklara yol açacak düzenlemeler yapılması söz konusu. Öncelikle belirtelim ki Eşitlik İçin Kadın Platformu'nda da vurguladığımız gibi "Anayasaları uygulamayanlar, anayasa yapamazlar, yapmamadırlar." Buna bütün toplum olarak karşı çıkmamız gerekiyor. 

Aile maddesine, ailenin, kadın ve erkekten oluşacağı şeklinde bir düzenleme eklenmesi üzerinde duruluyor. Bu düzenlemede "sayı sınırlaması" getirilmediği için, çok eşliliğin önünü açma riski taşıyan bir düzenleme. Örneğin İstanbul Sözleşmesi ile LGBT evliliklerin önünü açmak istemeyen kimi ülkelerde aileye bir kadın, bir erkekten oluşan birim tanımı getirilmeye çalışılmıştı. Türkiye için burada sayı sınırlamasından da bahsedilmiyor. Kadınlar açısından riskli bir kapı aralanmış oluyor. Aynı şekilde evlilik kelimesi yerine, beraberlik kelimesi kullanılacağı için, Medeni yasada öngörülen evlilik sisteminin dışındaki beraberliklerin de önü açılmak isteniyor. Bir başka problem burada çocuktan bahsedilmemesi ya da bir çocuktan bahsedilmesi, bu çocuksuz ailelerin ya da evlat edinmiş ailelerin aile tanımına girip girmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Türkiye'de yoğun biçimde çocuklarıyla beraber yaşayan boşanmış ya da dul kalmış çok sayıda kadın var. Bu tek ebeveynli aile  halinin anayasal olarak aile sayılıp, sayılmayacağı tartışmasını getiriyor beraberinde. Tabii asıl önemli noktalardan birisi de anayasal olarak LGBTİ alanında evlilik eşitliğinin önünün tıkanmış olması, yani LGBTİ evliliklerin anayasal olarak yasaklanmış olması bu kesimlere yönelik açık bir ayrımcılık oluşturuyor. Ve aynı zamanda zaten iktidar politikalarıyla LGBTİ varoluşa yönelik yükseltilen nefretin daha da arttırılması ve sadece evlilik konusunda değil, hayatın bütün alanlarında yeni yeni ayrımcılıklara maruz bırakılmasının da önünü açmış oluyor. 

Aile maddesinde değişiklik yaparken kadınlar olarak en önemli kaygılarımızdan birisi de 2001 yılında maddeye eklenen "ailenin eşler arasında eşitliğe dayalı" olduğu kuralının bir anda oradan silinecek olması. 

'Tekrar reisli aile modeline dönüş için bir adım olarak kullanılabilir'

Bu sayede medeni yasada ailenin reisi erkektir hükmünü ortadan kaldırmıştık, 1 Ocak 2002 yılında yürürlüğe giren yeni Türk Medeni yasasında aile içindeki bütün haklar ve ödevler eşler arasında eşit paylaşılmıştı. Aile reisliği kaldırılmıştı. Tekrar reisli aile modeline dönüş için bir adım olarak kullanılabilir. 

Biz yine sözümüzü tekrar edeceğiz, "ailede, toplumda devlette reis istemiyoruz." Bunlar birbirine bağlı. Erkeğin reis olduğu cinsiyetçi aile modeli toplumu hiyerarşik olarak yönetenler ve yönetilenler, iktidar kullananlar ve o iktidara hizmet ve itaat etmek zorunda olanlar olarak bölen modelin temellerinden biri.  Dolayısıyla bu modelin tekrardan Anayasaya girmesini asla kabul etmiyoruz. 

Bir üçüncü nokta aile planlamasının devletin görevi olduğu noktası. Aile maddesinde yapılacak bir oynamada Cumhurbaşkanı'nın "sizde doğurun" tavsiyesi, -bir anlamda talimatı- gündeme geldiği gibi, aile maddesindeki devlete, aile planlaması konusunda hem bilinçlendirme hem gerekli araçları sağlama görevi veren cümlenin de çıkartılması gündeme gelebilir. Bu nedenle anayasaya dokunulmaması ve maddeyle oynanmaması gerekiyor.

Dünyadaki ve Türkiye'deki siyasal islamın iktidar pratikleri açık ve net bir şekilde bize gösterdi ki, siyasal islamın toplumlara ekonomi, adalet, doğaya saygı açısından, insan hak ve özgürlüklerine, demokrasinin korunmasına ve ilerletilmesine dair herhangi bir alanda iyileştirici vaadi olması mümkün değil. Geriye insanları kendi küçük iktidarları içinde oyalayacak, kadın üzerinde hakimiyet kurma vaadi kalıyor. Ve maalesef hem IŞİD hem Taliban uygulamalarında en uç örnekleri gördüğümüz gibi iktidarı alan siyasal islamcılar öncelikle ve ağırlıkla kadınları toplumsal hayattan men edilmesi üzerine ve erkeklerin izni ve refakatı olmadan 1 metre bile evin dışına çıkamaması gibi katı kurallar getiriyorlar. Onun için Türkiye'de de bütün icraatı ve söylemleriyle kadının kariyerini sistemi ilerletecek çocuk doğurmaktan ibaret gören, çocuk doğurmak ve erkeklere hizmet etmekten ibaret gören, kadın düşmanı bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Bugün 3 çocuk yetmedi 5 çocuk doğurma baskısının toplumda yarattığı niteliksizleşme, eğitimsizleşme politikalarının acı sonuçlarını yaşıyoruz. 

'Türkiye kadın hareketinin değil, bütün kesimlerin sorumluluğu'

Bartın maden faciasında oğlunu kaybeden babanın isyanı bize yaratılmak istenen Türkiye'yi çok iyi özetliyor:

"Bir oğlum askerde, bir oğlum madendeydi, askerdeki oğlumuz için kaygılanırken, madendeki oğlumuzu kaybettik"

AKP'nin "hiçbir zaman 200 milyonluk ülke olamayacağız, daha çok doğurun" çağrısında kendisine yandaş, sorgulamayan oy depoları yaratmanın yanı sıra, ucuz emek ve ucuz asker yaratma politikası da belirleyici önemde. Eğitim sisteminin bilinçli bir şekilde hem dinselleştirilmesi hem de her anlamda bilimsel ve toplumsal olarak içeriksizleştirilmesi nedeniyle Türkiye'nin geleceğini karartacak bir politika sistematik olarak yürürlükte tutuluyor.

Bunun bir toplum projesi olduğunu fark ederek karşı çıkmak gerekiyor. Bu sadece Türkiye kadın hareketinin değil, bütün kesimlerin sorumluluğu. 

Başörtüsü konusuna geri dönersek, basına sızdırılan, başörtüsüyle ilgili anayasal değişiklik önerilerinde görüldüğü gibi başın örtülmesinde de ileri götürülerek boynun örtünmesi de eklenmiş bulunuyor. Şu ana kadar kadınların kıyafeti tartışılırken sürekli başla ve saçla ilgili bir tartışma yürütülüyordu. Şimdi buna boynun örtülmesi kavramı da anayasal olarak eklenmek isteniyor. Dolayısıyla sadece dinin gereği örtünmek değil, o dine kendine göre yorumlayan bazı kişilerin istediği biçimde örtünmek tartışması toplumun önüne atılıyor. Dolayısıyla anayasa ve yasalarda başörtüsü konusunda yapılacak bütün değişikliklere iktidar, muhalefet fark etmeksizin  başörtülü, başörtüsüz fark etmeksizin, bütün kadınların itiraz etmesi gerekiyor. Hiç unutmayalım ki İran halkı ayağa kalktıysa Mahsa Ameni'nin öldürülmesinin arkasından ayaklandı. Mahsen Ameni örtünmediği için değil, Mollalar'ın istediği biçimde örtünmediği için öldürüldü. Dolayısyla başörtüsü konusu, başörtülü, başörtüsüz bütün kadınların ortak sorunudur ve toplumsal uzlaşma içerisinde kimsenin kimseye ayrımcılık yapmadığı, kadınların siyasetin bir oyuncağı haline getirmeden çözülmesi gerekir. Türkiye kadın hareketi bu uzlaşanın oluşması için çaba harcamıştır, çaba harcamaya devam edecektir. 

Bugünkü meclis çoğunluğu ile ve bugünün kimi muhalefet partilerinin oy kaygıları nedeniyle bu Meclis'ten kadınlar ya da emekçiler lehine herhangi bir yasa çıkabilmesi mümkün değil. Dolayısıyla eldeki yasaların doğru ve etkin şekilde uygulanması için çalışmamız gerekiyor. Kadın haklarıyla ilgili yasalar ne zaman dokunulsa bozuldu ve geriye götürüldü. O yasaların yapımında her birimizin, tek tek çok büyük emeği var. "Yasalara dokunmayın, uygulayın!" diyoruz. Buna Anayasa'da yapılacak kıyafet düzenlemesi de dahil, hiçbir hukuk sisteminde, dünyada, bunu iddiayla söylüyorum, kadınların kıyafetiyle ilgili bir Anayasa maddesi olamaz, olmamalıdır. Erkeklerin kıyafetinin tartışılmadığı hiçbir yerde kadınların kıyafeti tartışılmaz, yapılmak istenen değişikliklerin başlığı bile kadınların kıyafeti. Tek başına kadınların kıyafeti gibi yasa maddesinin tartışılıyor olması bile, bunu tartışan bütün kesimler açısından otomatik olarak cinsiyetçilikle suçlanmalı. Cinsiyetçi bir madde olacaktır, yapılacak her bir düzenleme. 

'Ne başörtüsüzler, ne de başörtülüler için hiçbir güvence getiremez'

AKP'nin kadın hakları, kadına yönelik şiddet konusunda sicili epey kabarık. AKP'den kadınlara 'özgürlük' sağlayabilecek bir Anayasa değişikliği gelmesi mümkün mü? Öte yandan tartışma ‘türban takma özgürlüğüne’ indirgense de bir yandan çok sayıda kadın aslında türbanı çıkarmak istiyor. Buna ilişkin kamuoyunda gündem olan kampanyanlar da olmuştu. Ancak bu konuda kadınların, aile, çevre, mahalle ve tarikat baskısıyla karşı karşıya olduğu da bir gerçek. Bu baskıya karşı da bir ‘yasal düzenleme’ getirilebilir mi? Buna ilişkin neler söylersiniz?

Başörtülü kadınlara yasal veya anayasal güvence getirilmesini savunan kesimlerin sık kullandığı argümanlardan birisi de başörtülü olmayan kadınlara da güvence getireceği iddiası. Bugüne kadar gündeme getirilen yasa ve anayasa tekliflerinde bu yönde açık bir ibare göremiyoruz. Kaldı ki kıyafet meselesi anayasaların, yasaların konusu olmamalıdır. Bugün yasaya kıyafetle ilgili bir düzenleme eklerseniz, yarın yine yasa yoluyla o kıyafeti kadınlar aleyhine bir gecede bir saat içinde çevirmeniz mümkün olur. 2008-2009 yıllarında üniversite öğrencilerinin başörtüsü sorunu tartışılırken yapılmak istenen anayasa değişikliği de "genel ahlaka aykırı olmamak üzere üniversitelerde kılık kıyafet serbesttir" ibaresi eklenmesi isteniyordu. Kılık kıyafetle - genel ahlakın yan yana geldiği her koşulda başörtülü başörtüsüz tüm kadınların kıyafetine kadın erkek müdahale edilmesinin yolunu açarsınız. Bugün şort giydiği için, mini etek giydiği için metrobüslerde, otobüslerde sokaklarda taciz edilen, şiddet içeren ağır saldırılara maruz kalan kadınların yaşadığını ve bu iklimi değiştirmek için tek bir sözün bile edilmediğini, bırakalım yasa çıkartılmasını tek bir engelleyici bir sözün bile edilmediğini, Binali Yıldırım'ın başbakanlığı döneminde "tekme atmak nedir, mırıldanıp, yani tepkini gösterip geçersin" diyerek tepkilerin gösterilmesinde dozun tartışılmaya açıldığını hiç unutmamamız gerekiyor. Dolayısıyla kıyafetle ilgili yapılacak düzenleme, ne başörtüsüzler, ne de başörtülüler için hiçbir güvence getiremez. 

Kıyafet özgürlüğünün tek güvencesi, toplum halinde yaşayan insanların birbirlerinin inançlarına, düşüncelerine ve yaşam biçimine saygı duyduğu, ayrımcılık yapmam bilincine eriştiği bir toplum oluşturmaktan geçer. Bugün başörtüsü konusunda toplumsal bir konsensüs yaratıldıysa bu sayede yaratılmıştır. Bu toplumsal uzlaşmayı karşılıklı saygı çerçevesinde ilerletmek gerekir. Dini inanç özgürlüğünü tanıyoruz diyerek o inancı mutlaklaştırıp, o inanç dışındaki tüm kesimlerin kıyafet dahil hayatlarına müdahale etmenin yollarını anayasal olarak açmaya kalkmak başta anayasanın laiklik ilkesi olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne de açıkça aykırıdır. CHP'nin başörtüsüyle ilgili teklifinde AİHM'ne atıfta bulunulmaması dikkat çekici bir eksikliktir. 

'Yasalara dokunmayın, uygulayın'

Anayasa tartışmasında açılan 'aile' kavramının gizli nesnesinin kadın olduğunu düşünüyorum. AKP Medeni Kanun, nafaka, boşanmanın zorlaştırılması v.b konularda kambur olarak gördüğü bazı başlıkları da bu vesileyle tartışmaya açabilir mi? Henüz teklif görünmese de bu konuda ne söylemek istersiniz?

Kadınlar olarak kılık kıyafet konusunun başörtüsünden ve kıyafetlerden ibaret olmadığının, kadınların eğitim hakkı, çalışma hakkı, siyaset yapma hakkı, spor yapma hakkı, sanatla uğraşma hakkı dahil olmak üzere bir paket hak gaspı anlamı taşıdığının, atılan her adımda kadınlar yönelik hakların daha da sınırlanacağının, medeni yasa dışında çok hukuklu bir sisteme geçişin, dini hukukun ülkede yaygın uygulanmasının önünün açılacağının, dini hukukun ülkede yaygın uygulanmasının, 12 yaşındaki çocukların cinsel istismarında rıza aranmamasının, 12 yaşında evlilik gerçekleştirebileceğinin iddia edilmesinin, erkek çok eşliliğinin meşrulaştırılmasının, kadının ve çocuğun nafakasının 3 ay, 9 yaş, 12 yaş komik sürelerle sınırlandırılmasının nedeni olacağını biliyoruz. Burada niyet okumuyoruz, bunlar Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Diyanet TV kanalı dahil olmak üzere kendine ilahiyatçı profesör birçok kadrolu elemanı tarafından her gün topluluklara anlatılan ve talep edilen şeyler. Bu nedenle iktidara ve muhalefete yeniden sesleniyoruz: 

"Yasalara dokunmayın, uygulayın. anayasaları uygulamayanların, anayasa yapma hakkı yoktur" 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.