Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sosyalizmin cumhuriyeti, cumhuriyetin Kürt emekçileri

1917'de Sovyetler Birliği'nde yeni bir hayatın tohumları filizlenirken Kafkasya'da yaşayan Kürt emekçiler kendi tarihlerinin "rönesansı" denilecek bir dönemin başlangıcındaydılar.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 07.11.2023 , 10:03 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

106 yıl önce 6 Kasım gecesini 7 Kasım'a bağlayan gece, emekçilerin büyük mücadelesi devam ediyor ve insanlık kendi tarihinin en ileri sahnelerinden birini aralıyordu. 

1917 Büyük Ekim Devrimi'yle insanlık tarihinde ilk kez eşitlik ve özgürlük ilkeleriyle yönetilen bir düzen kuruluyordu. "Ezilen uluslar hapishanesi" olarak tarif edilen Çarlık Rusyası'ndan, emekçilerin kendi yarınlarını var edebildikleri bir ülkeye geçiş kolay değildi. 

Bu halklardan biri de Kürtlerdi. Kürt emekçiler...

Büyük Sosyalist Ekim Devrimi'yle birlikte Kürt emekçiler Kafkasya'da sosyalizmle tanışıyor, tanışmakla da kalmıyor bu sürecin bizzat kurucuları arasında yer alıyordu. Öncesi de var elbette. 

93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Çarlık Rusya savaşlarında o dönem Rusya'nın işgal ettiği topraklarda kalan Kürtler zaman zaman yer değiştiriyor ve Kafkasya'ya doğru göç ediyordu. Özellikle de II. Abdülhamit döneminin baskıcı ve İslamcı politikalarından yılmış Ezidiler topraklarını terk etmek zorunda kalıyordu. 

İşte onlardan biri: Erebe Şemo, yani SSCB'de Kürt tarihinin ilk Kürtçe romanını yazan kişi, 1917 yılı 1 Mayıs'ını, yani devrimden tam 6 ay önce yaptıkları Sarıkamış Tren İstasyonu'ndaki mitingi anlatıyor yazdığı romanda. Kızıl muhafızlar Çarlık askerlerinin üzerine ilerlerken Budyonniy'le tanışmalarından ve iyi at binen, iyi tüfek kullanan Kürt süvarilerinden söz ediyor. 

Kürt tarihinin 1917-1990 dönemi için, yani sosyalizm deneyimi için Sovyet Kürt tarihçisi Bazil Nikitin "Kürt tarihinin rönesansı" diyor. 

Buraya biraz yakından bakalım. 

1917 Ekim Devrimi gerçekleştiğinde Çarlık Rusyası'nda yaşayan yaklaşık 200 bin Kürt olduğu ifade ediliyor. Teknik açıdan önemsiz sayılabilecek bir sayı. Ama mevzu sosyalizm olunca işler biraz daha farklı ilerliyor. Bu Kürtlerin önemli bir kısmı Ermenistan ve Gürcistan Sovyeti'nde yaşıyor. Bunun haricinde Azerbaycan'dan Moskova hattına kadar dağılan bir göç rotası mevcut. Sovyetler Birliği'nin, emekçileri, anadilleri ne olursa olsun eşit ve özgür bir dünyada bir araya getirme uğraşı Kürt halkı açısından da birçok kazanımla sonuçlanıyor.

1926 yılında Kürt tarihinin ilk sinema filmi, Zare, Ermenistan'da çekildi. Filmin senaristi Ermeni'ydi, öyküyü Kürt arşk hikayelerinden derlemişti ve oyuncular Kürt'tü. 1915'te Osmanlı'da halklar büyük bir boğazlaşmanın içindeyken, Kürtler ve Ermenilere bundan sadece 11 yıl sonra bir araya gelip sinema filmi çekeceksiniz deseler komik bile olmazdı sanırım.

1935 yılında tarihin ilk Kürtçe romanı yazılırken Kürtçe'nin hangi diyalektini kullanacaklarını tartışıyordu Sovyet Kürdologları. Sonuç netleşmişti. Madenlerde ve fabrikalarda çalışan Kürtlerin anlayacağı, ağdalı olmayan, anlaşılır bir yazınsal alan inşa edilecekti. Gorki'nin ilk Kürtçe romanın yazarı Erebe Şemo'nun "Kürt Çoban" romanı için "Kürtler Erebe Şemo'nun diliyle konuşuyor" ifadesi buradan çıkıyor. Yani Kürtler kendi yazarlarını okurken ağdalı ve anlaşılmaz olanı değil, gündelik ve emek üretim sürecinde iletişim olarak kullanılan anadiliyle konuşuyor, anlaşıyor, romanlar yazıyor demek istiyordu. 

En uzun soluklu Kürtçe gazete, tiyatrolar, Erivan Radyosu'ndan yayınlanan şarkılar ve radyo tiyatroları... Bunlar en bilinen örnekler, belki bir yanıyla hiç bahis konusu edilmemelerine rağmen. 

Ancak ötesi var. 

Kürtlerin sosyalist yönetimde yer aldığı bir cumhuriyetten söz ediyoruz. Birlikte planladıkları, birlikte ürettikleri ve birlikte karar aldıkları bir yönetimden. Kolhozlarda traktörleri birlikte kullanıyorlar, madenlerde demiri birlikte işliyorlardı. Kızıl Ordu'da komutanlar arasında yer alıyordu Kürtler. 1945 yılının 9 Mayıs'ında Berlin'de Reichstag'da kızıl bayrak dikilirken Ermenilerle birlikte koçari halayının başındaydı Kürt emekçiler. 

Bugün tüm bunların hatırlanmak istenmiyor oluşuyla içinde yaşadığımız karanlığın bu kadar uzun sürmesi arasında bir bağ var. Çünkü eşitlik yoksa özgürlük de olmuyor. Ama sermaye sınıfı eşitliğin olmadığı bir "özgürlükler dünyası" vaaz ediyor emekçilere. 

Sovyet deneyimi bizlere başka bir şey hatırlatıyor. Halklar eşit olmadan kardeş de olamıyor. Ötesi de bir slogandan öteye gitmiyor zaten. 

Susika Simo, Sovyet kadın dengbejlerden. Kızıl Meydan'da verdiği konserde şunu söylüyor Kürtçe, "Eskiden, eskiden hep yoksulduk. Lenin ayaklandı ve  biz kurtulduk. Lenin’in adıyla mutlu olduk."

Evet. Eşit olmadan özgür ve özgür olmadan da mutlu olma şansı olmayacak emekçilerin. Sosyalist bir cumhuriyetin emekçilere neler kazandırdığını en başa yazarak kurulacak yarınlarımız.  

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.