soL Bakış'ta bugün: Ali Baba ve 40 Haramiler

soL TV'de bugün yayınlanan programda AKP'nin patronlarla birlikte ülke üzerinde kurduğu yağma düzeninin nasıl işlediği konu oldu.

Haber Merkezi

soL Bakış programının tamamını buradan izleyebilirsiniz...

Suç örgütü elebaşı Sedat Peker, iktidar çevresindeki mafyatik ilişkileri açıklamaya devam ediyor. İlişkilerin tamamı mallara “çökme” amacına dayalı. Hedeflerinde daha önce başka mallara çöküp ölçüsüz zenginleşmiş patronlar var. Ama son tahlilde çökülen mal halkın malı. Bir yandan yağmalıyorlar, öbür yandan yağmacılar kendi aralarında mal paylaşım kavgası yapıyor. Yani tam anlamıyla modern bir Ali baba ve 40 haramiler hikayesi bu.

Sözü edilen paralar dudak uçuklatacak miktarlarda. Çala yağmalaya öyle bir birikim oluşturdular ki, 80 milyonluk ülkeyi o paraların bir kısmıyla çekip çevirebiliyor, yeni bir rejim kurmaya girişebiliyorlar.

Bu sistemin nasıl işlediğini eski bir yağmacı, kaçak patron Cem Uzan açıkladı geçtiğimiz günlerde. Uzan, “AKP’nin paraları Katar’da duruyor. AKP aldığı komisyonları Katar’da depozitliyor, oradan da tekrar Türkiye’ye yabancı sermayeymiş gibi getiriyor” dedi. Bu iddiasının kanıtı olarak da bir fotoğrafa işaret etti. Fotoğrafta bir masanın etrafında toplanmış dört kişi vardı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar Emiri Al Qahtani, Damat Bakan Berat Albayrak ve Katar Maliye Bakanı. Uzan fotoğraftaki Katar Maliye Bakanının tutuklanması ve Berat Albayrak’ın da istifa edip ortadan kaybolmasının bir işaret olduğunu iddia ediyordu. Uzan’ın iddiasına göre bu fotoğraf Türkiye’nin çalınan paralarının nasıl aklandığının fotoğrafıydı.

Yine dış basında çıkan iddialara göre komisyonlarla biriktirilip Katar’da istiflenen paranın miktarı 350 milyar dolar civarında. Bu bizimki gibi yoksullukla boğuşan bir ülke için muazzam bir miktar. Üstelik halkın vergilerinden yapılan bir kesinti. Halkın yararına kullanmak yerine bir avuç patron ve yozlaşmış politikacının zenginleştirilmesi için kullanılıyor.

Bu yağma sisteminin nasıl işlediği az çok tahmin ediliyordu. “Beşli çete” olarak anılan iktidarın ihale şampiyonları mekanizmada temel çarklardan biri. Sedat Peker Pazar günü yayımladığı son videosunda o çarkın nasıl işlediği konusunda bilgiler verdi.

Yani “ballı ihalelerde” sorun ihalenin balı değil sadece, ihaleden büyük payı alan asıl patronun ihaleyi verenin olması. Peker “beşli çetenin” de aslında birer üst taşeron olduğuna dikkat çekiyor. Onlar ihale bedelinden paylarını alıp süreçten çekiliyor. Arada başka paylar dağıtıldıktan sonra iş fiilen işi yapacak taşeronlara bırakılıyor. Haliyle her ihale yüklü miktarların el değiştirmesiyle sonuçlanıyor. Katar’daki uçsuz bucaksız paraların sırrı burada.

Bu düzenin sorunsuz sürmesinin yollarından biri basını kontrol etmek. Peker Demirören grubunun kontrol ettiği basını işaret ederek burada da bir tür taşeron sisteminin yürürlükte olduğuna işaret etti. Aslında bu gurubun elinde görülen basın yayın organları doğrudan iktidarın kontrolünde. Haliyle yönetimi de Demirörenlerde değil, iktidarının başının iki damadında…

Ülkenin büyük basın kuruluşlarının nasıl el değiştirdiği 2014 yılında ortaya çıkan telefon kayıtları ile ortaya çıkmıştı. Tapelerden zamanın Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın iktidarla iş yapan müteahhitleri arayıp Çalık Grubuna zimmetlenen ancak mali sorunlarla boğuşan Sabah ATV grubu ile ilgili satın alma talimatı verdiği anlaşılıyordu. Konuşmalarda Çalık Grubunun da bu yayınlara kağıt üzerinde sahip olduğu anlaşılıyordu. Başbakan’ın evinde toplanıp müteahhitlere salma salınmıştı. Buna göre Mehmet Cengiz 100 milyon dolar, Celal Koloğlu 100 milyon dolar, Nihat Özdemir 100 milyon dolar, İbrahim Çeçen 100 milyon dolar verecekti. Aralarından biri “beni üçüncü havaalanına dahil ederseniz 150 milyon dolara çıkarırım” diyordu. “O kadar naktim yok” diyen bir başkasına ise “merak etme Ziraat Bankasından ayarlarız” diye cevap veriliyordu.

Sekiz iş adamından toplanan para, 630 milyon dolar civarındaydı. Bu firmalara verilen ihaleler ise 87 milyar 832 milyon liraya ulaşmıştı.

Yani koca ülkenin bütçesi 40 haramilerin emrinde. Onlar çaldıklarının bir kısmını Ali Baba’ya teslim ediyor. Toplanan paralarla ülkede patronlar düzenin bekası için gereken düzenlemeler yapılıyor.

Bu mafyatik ilişkilerin sonucu ölçüsüz bir yağma düzeni. Haliyle ölçüsüz bir hukuksuzluk ve ölçüsüz bir yolsuzluk var ülkede. Bunu gün yüzüne çıkaran medya ise birkaç patrona rehin bırakılmış durumda.

Medya sahipliği izleme raporuna göre, Türkiye'deki basın-yayın organlarının çoğu birkaç şirketin yan faaliyeti durumunda. Ülkenin en büyük 40 medya kuruluşu, medya haricinde sanayi ve ticaret alanlarında faaliyet gösteren şirketler tarafından kontrol ediliyor.

CNN Türk, Kanal D, Milliyet, Hürriyet, Sabah, ATV gibi kanal ve gazetelerin içinde bulunduğu en büyük medya kuruluşları Doğuş, Demirören, Ciner, Albayrak gibi şirketlere ait. Doğan Medya Grubunun alımıyla büyüyen Demirören Grubu, Doğuş, Ciner, Albayrak, Kalyon, İhlas grupları ve Ethem Sancak'a ait şirketler; inşaat, enerji, maden, turizm, telekomünikasyon, bankacılık ve finans alanında da faaliyet gösteriyor. Temel gelirleri devletten aldıkları ihaleler.

Özerk ve tarafsız olması gereken TRT ise tamamen iktidar partisinin borazanı haline getirilmiş durumda.

Cumhuriyet yıkılıp laiklik tepelenince geriye işte bu yağma düzeni kaldı. Bir avuç çete artığı ülkenin varlıklarını sınırsızca yağmalamaya devam ediyor. Ülke ise o sırada Sedat Peker’den Ali baba ve 40 haramilerin hikayelerini dinliyor.