Sayfa yolu
‘Sımsıcak bir hizmet’ ve bir havlu…
Yayın Tarihi: 21.08.2023 , 07:12 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:11
Sıcaklıklar artık dayanılmaz boyutlara gelmiş durumda…
İşçi minibüsünden iniyorsunuz, bu, gün içinde öğlen sıcağının da doruk yaptığı sırada kaçıncı iş noktanız bilemez durumdasınız. Herkes kan ter içinde.
Tüm gün çalıştıktan sonra gün sonuna yaklaşırken bir sosyal medya paylaşımı görüyorsunuz, “Belediyemizden sımsıcak hizmet” diyorlar, bir bakıyorsunuz artık takatinizin de tükendiği bir anda çekilen fotoğrafınız…
Belediyenin sosyal medya hesabından yapılan bu “mizah” dolu paylaşım, kanı beyne sıçratmak için yeterli.
Türkiye’de turizmin merkezi sayılan Antalya’nın bir ilçesinden bu paylaşım, hava sıcaklıklarının tavan yaptığı günlerde asfalt döktürdükleri işçilerle adeta alay ediyorlar.
Konumuz bu ya, bu sıcaklıklarda "turizmin cenneti" olan Antalya’da adeta yaşam hakları hiçe sayılarak çalıştırılan, kavrulan bu işçiler serinlemek için kendilerini sahile, denize atabiliyor mu peki?
O kadar kolay değil!
Bunun için yapmanız gereken ilk şey önce o sahil hattına girebilmek.
Yerli yabancı birçok şirket ve otel zinciri çitlerle örmüş durumda “cennet koyların”, sahil hattının etrafını.
Sahilin girişini kapatan "estetik" çitleri aşıp denize ulaşmak için önce giriş ücreti ödemeniz gerekiyor, 500 liradan başlıyor kimi noktalarda…
Şanslıysanız ve sahil hattına para ödemeden girebildiyseniz bu kez de şezlong havuzlarından kum taneciği bulmanın dahi imkansız hale geldiği bir plajda, mecburen bir şezlonga yöneldiğinizde bu kez 500 değilse de en azından 300’lük bir ilk faturayla karşı karşıya geleceksiniz.
Zenginlerin sahile ördüğü duvarı aşamıyor, gerisin geriye dönüyorsunuz, yarın gidilecek yeni noktalar, sunulacak “sımsıcak hizmetler” var.
Peki, bu normal mi?
Denizi, plajı, kumu her şeyi satıyorlar
Hepimiz yukarıdaki gerçek öykünün bir parçasıyız.
Üstelik bu sadece ülkemizde değil, bugünlerde Komşu’daki “havlu hareketi”nden de gördüğümüz üzere dünyanın birçok kentinde yaşanan bir durum.
Emekçilerin tatil, dinlenme, denize girme hakkı artık neredeyse ulaşılamaz noktaya gelmişken, “önceliğimiz bu mu?” diye sorana, evet tam da bu, o zengin çitleri mutlaka aşılmalı yanıtının verilmesi gereken günlerdeyiz.
Üstelik yaşadığımız yukarıdaki kısa öykü, bütünüyle hukuksuz bir yağmaya, bu düzenin kendi rant zeminine yaslanıyor, o zeminle mücadeleyi içeriyorsa…
Kıyılar halkındır!
Bu sadece bir slogan değil, Anayasa ve kanunla güvence altına alınmış bir hak:
“Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır, kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.”
Kıyı kanunu bize tam olarak bunu söylüyor ama ranta hasret belediyeler, dev otel zincirleri, Türkiye’nin büyük patron grupları sahilleri parselleyip paylaşmış, en güzel sahil şeritlerini kendi mülkleri haline getirmiş durumda.
Artık halkın adı bile anılmaz durumda. Sahil ve denizin kullanımı söz konusu olduğunda patronların tek rakibi kendileri!
Antalya Kemer’de bir otel patronunun isyanına kulak kabartalım:
“Sahilin ön kısmında yer alan tesisler, sahile sıfır olmanın avantajını kullanarak kendi tesislerinin ön kısmına düşen bütün sahil kesimini, sanki özel mülkiyetleriymiş gibi kullanmak istiyor. Biz ikinci bantta yer alan bir tesisiz. Bizim misafirlerimiz yaklaşık 500 metrekare alanda hizmet alabiliyor…”
Evet, farkındaysanız bizim adımız yok bu isyanda…
Devam ediyor sözlerine söz konusu patron, “Onların misafirleri çok rahat tatillerini yaparken, denize girerken, bizim misafirlerimiz maalesef bundan mahrum kalıyor. Kendi ülkelerine gittiklerinde burada yaşadıkları sıkıntıları söylüyorlar. Sonuçta onlar Türkiye'ye geliyor.”
Patronun tek derdi bu, "sahilin zenginler arasındaki adil bölüşümü", bu olduğunda bir problem yok. Türkiye’ye gelen zengin turistimiz ülkesine mutlu dönsün yeter, çünkü önümüzdeki sene patronlarımıza kazandıracağı binlerce dolar daha olacak.
Emekçilerin tatil hakkı ya da sahiller kamuya mı ait dediniz? Kimin umurunda!
Komşu’da başlayan, bizim kıyıya ilerleyen mücadele: Neye ihtiyaç duyuyoruz?
Yunanistan’da Paros adasında yaşayan 70 yaşındaki Nikolas Stefanu, denize girmek için 70 avro isteyen bir işletmeye karşı başlayan ve sonrasındaki ülkeye yayılan mücadelesinin bir parçası.
"Bazı yerlerde plajın yüzde 100'ünü kapladılar. Adadan itildiğimizi hissediyoruz" diyerek yaşadıklarını anlatan Stefanu’nun öyküsü yukarıda anlatılanlara ne kadar da benziyor.
Sahilde havlularını serecekleri bir kum tanesi dahi bulamayan Yunanlar, “Sahilleri kurtarın” diyerek yerel bir mücadeleye imza attılar. Sonrasında adada başlayan bu eylem Yunanistan’ın birçok noktasına hızla yayıldı, adına da “havlu hareketi” dediler.
Bu harekete benzer bir dönemde Türkiye’de de Foça’da, Çeşme’de, Ayvalık’ta sahil şeridini boydan boya kapatan işletmelere karşı eylemler başladı, işletmelerin sahilleri işgali protesto edildi.
Esin kaynağı komşudaki “havlu hareketi” olmuş gibi görünüyor.
Bu ülkenin eşsiz koyları el çabukluğuyla, açık kanun hükümleri çiğnenerek patronlara veriliyor, yerli ve yabancı zengin turistler güzel vakit geçirsin diye emekçilere kapatılıyor ve karşısına havlularımızla çıkıyoruz.
Peki bu havlular zafere nasıl ulaşacak?
Yaz aylarında “sıcacık hizmet” denilerek alay edilen işçinin sabah işte, mesai sonrasındaysa sahil hattında karşılaştığı çit bir ve aynı, devirmemiz gereken patronların ülkenin dört bir yanını parselleyen o çitleri.
Patronların karşısına serilen havlular, işgal altındaki kum tanelerini ancak bu şekilde özgürlüğüne kavuşturabilecek.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.