Sayfa yolu
Sığınmacıları döverek denize atmışlardı: Ceuta’daki insanlık krizinin perde arkası...
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Onur Küçükarslan
Yayın Tarihi: 22.05.2021 , 08:32 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
İspanya’nın Afrika topraklarındaki 19 km²’lik otonom Ceuta kentinden gelen korkunç görüntüler, sığınmacı-mülteci dramının sıklıkla göz ardı edilen bir rotasını uluslararası kamuoyunun gündemine taşıdı. Geçtiğimiz Pazar gününden beri devam eden “krize” dair videolarda, İspanyol askerlerinin önemli bir kısmı çocuk yaştaki sığınmacıları acımasızca bir kayalıktan ittirerek toplu bir biçimde denize döktüğünü izledik.
İspanya’nın Fas ve Afrika’dan ülkeye giriş yapmayı deneyen sığınmacılara uyguladığı şiddet ve hukuksuzluk yeni değil, ancak resmi kanallardan yapılan iki günde 8000’den fazla kişinin ülkeye giriş yaptığı açıklaması, yeni bir rekora işaret ediyor. İspanyol devleti Fas Krallığı’nı bu toplu girişleri Pazar gecesi sınır güvenliğini kaldırarak provoke etmekle suçlarken, Uluslararası Af Örgütü iki devleti de sığınmacıları siyasi çıkarları için “piyon” olarak kullanmakla itham etti. Fas’ın Batı Sahra meselesinde pazarlık gücünü arttırmak için sığınmacıları bir koz olarak kullandığı iddiası, mültecilerin otobüslerle Yunanistan sınırına taşındığı Türkiye’den alışık olduğumuz kirli siyaseti hatırlatıyor. Nitekim Avrupa Komisyonu’ndan yapılan resmi açıklamalarda İspanya’ya koşulsuz destek verilirken, Türkiye örneğine de gönderme yapıldı.
Tarihsel arka plan ve güncel kriz
Cebelitarık Boğazı’nın girişinde, Afrika kıtasındaki kuzey ucunda yer alan 80 bin nüfuslu Ceuta kenti, İspanya’nın 1956’da Fas’ın bağımsızlığını tanımasının ardından Melilla ile birlikte Afrika topraklarında himayesini sürdürdüğü iki kentten biri. Fas bu iki kent üzerinde de hak iddia ediyor ve mesele o günden bugüne diplomatik gerginlik konusu. Coğrafi konumu nedeniyle Afrika ve Fas’tan Avrupa’ya sığınmacı girişinde önemli bir kapı olan Ceuta’ya, Nisan ayında 100’e yakın sığınmacının yüzerek giriş yaptığı rapor edildi.
1995-2005 yılları arasında tam 6500 sığınmacının bu kapıdan Avrupa’ya giriş yapmaya çalışırken öldürüldüğü hatırlatılabilir. Bu katliamın “tetikçisi” Fas tarafı olsa da, Fas’ın İspanya tarafından silahlandırıldığı ve Ceuta’dan girişlere sıfır tolerans argümanı ile azmettiricilik yaptığı da unutulmamalı. Bu krizi Ceuta’daki Fas sınırını sembolik demir ağları ve duvarlarla kapatarak aşmaya çalışan İspanya, bir anlamda İsrail’in ve Trump’ın “utanç duvarı” projelerinin de mucidi konumunda. Bu açıdan, İspanya’nın uluslararası mülteciler hukukunu görmezden geldiği Ceuta ve Melilla’daki dram aslında hiç sonlanmadı, ancak sığınmacı-mülteci akışı son 10 yılda Ege ve Doğu Akdeniz’e kayınca, Batı Akdeniz’deki insanlık dramı da “unutturuldu”.
Geçtiğimiz Pazar gecesinden başlayarak, Pazartesi ve Salı günlerinde resmi rakamlara göre 8 bin sığınmacının Ceuta’ya yığılması, hem İspanya devletini hem de Avrupa Birliği’ni seferber etti. İspanya’nın sözde “ilerici” hükümetinin başındaki Pedro Sanchez uluslararası görüşmelerini iptal ederek kente geldi, ve ordu birliklerinin kente müdahale etmesi kararlaştırıldı. Çarşamba günü itibarıyla, kente yüzerek giriş yapanlardan 4000 kişinin yapılan bir “anlaşmaya” dayanarak toplu bir biçimde ve şiddet kullanarak geri gönderildiği ilan edildi. İspanya’nın orduyu harekete geçirmesinin ardından Fas Çarşamba günü İspanya ile tüm sınır kapılarını kapatarak sığınmacı akışını görece kontrol almış olsa da, halen Ceuta kentinde bulunan 4000 sığınmacının akıbeti belirsiz. 8 bin kişi arasında Fas’tan giriş yapan en az 2 bin çocuk olduğu, ortaokul ve lise çağındaki bu çocukların çoğunun aileleri olmadan kente sığınmaya çalıştığı konuşuluyor.
Avrupa Birliği hukuku “toplu geri göndermeleri” yasaklıyor. Hukuksal prosedüre göre ülkeye ayak basan her sığınmacının iltica hakkı gereği bir başvuruda bulunması, dava sonucuna göre sınır dışı edilmesi veya mülteci sıfatı ile kabulü gerekiyor. Bu “hukuk” şüphesiz adalet üzerine inşa edilmiş değil, nitekim Avrupa Birliği’nin emek gücü ihtiyaçları doğrultusunda “niteliki” sığınmacılara kalma hakkı tanıdığı, “zorunlu iltica” durumlarını dikkate almadığı biliniyor. Diğer taraftan Avrupa Komisyonu tarafından yapılan iki açıklamada da, İspanya ordusunun uyguladığı şiddete ve sürecin hukuksuzluğuna bir gönderme yapılmaması dikkat çekti. Fas ve Türkiye’yi sığınmacıların hayatını pazarlık konusu yapmakla suçlayan Avrupa egemen sınıfları, çocukları denizde boğan İspanya ordusunun akıl almaz şiddetinden rahatsız olmuşa benzemiyor.
Batı Sahra pazarlığı
Fas’a yönelik suçlamalar gerekçesiz değil, nitekim yaşanan krizin arka planında, Fas Krallığı’nın Batı Sahra meselesinde pazarlık yapma arayışı yatıyor.
İspanya dışişleri bakanı Arancha Gonzalez Laya 23 Nisan’da, Fas’a karşı bağımsızlık mücadelesi veren Polisario Cephesi lideri Brahem Ghali’nin İspanya’da bir hastanede Covid tedavisi gördüğünü doğrulamış, Mohamed Bembatouche ismiyle Cezayir üzerinden ülkeye kaçak giriş yapan liderin insani sebeplerle tedavisinin devamına izin verildiğini açıklamıştı. Bunun üzerine Fas Madrid büyükelçisini geri çağırmış, 8 Mayıs’ta da İspanya’yı “bu eylemin sonuçları olacağı” konusunda uyarmıştı. Fas sınır polisinin Pazar gecesindan itibaren İspanya’ya geçişleri denetlemediği ve engellemediği, sığınmacıların hayatını riske ederek İspanya ve AB ile pazarlık yapmaya çalıştığı yüksek sesle dillendirildi.
İspanyol sağı sosyal-demokrat hükümeti Ghali’yi desteklemekle eleştiriyor. İspanya İşçileri Komünist Partisi’nden (PCTE) Raul Martinez, PSOE-Podemos hükümetini, "gerçekten de onurlu bir hükümetimiz olsaydı, Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti'ni derhal Batı Sahra'nın tek meşru yöneticisi olarak tanır ve tarihsel sorumluluğunu yerine getirirdi" sözleriyle karşısına aldı.
PCTE Genel Sekreteri Ástor García ise “tüm İspanyol hükümetleri, Sahra halkına karşı sorumluluklarından ziyade kendi ve diğerlerinin (özellikle Fransa'nın) jeostratejik çıkarlarına öncelik vererek Fas krallarına silah ve para sağladı. Bugün Fas devleti bir kez daha en etkili müzakere taktiğini kullanıyor: Kendi nüfusunu savaş topu olarak kullanmak ve milliyetçiliği teşvik etmek. Daha sonra ülkeyi yabancı tekellere satmaya devam edecekler. Bu yüzden oradaki devrimci güçleri desteklemeliyiz” sözleriyle Fas ve İspanya hükümetlerini eleştirdi, devrimci güçler arasında işbirliği çağrısı yaptı.
Polisario Cephesi'nden dayanışma talebi
Franco döneminde Batı Sahra’nın bağımsızlığı için kurulan silahlı kurtuluş örgütü Polisario Cephesi, Batı Sahra’nın 1975’te işgalci İspanya tarafından terk edilip Fas tarafından ilhakının ardından Fas Krallığı ile mücadelesine devam etmişti. Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti’nin meşru yöneticisi konumundaki Polisario Cephesi, ülkenin sadece %20’sini fiilen kontrol altında tutuyor. 1991 yılında Birleşmiş Milletler girişimi ile bir ateşkes imzalanmış ve 1992’de bir referendum yapılması kararlaştırılmış olsa da, Fas ve İspanya’nın zorlaması nedeniyle bu referendum halen gerçekleştirebilmiş değil. Batı Sahra’daki zengin fosfat madenleri ve sahildeki balıkçılık faaliyeti, Fas ve İspanya arasında paylaşılıyor.
Trump’ın 2020 Aralık ayında, emperyalizmin tarihsel işbirlikçisi Fas’ın İsrail ile ilişkilerini “normalleştirmesi” karşılığında Batı Sahra’yı Fas toprağı olarak tanıması, gerici Fas güçlerinin Polisario Cephesi’ne karşı yeni bir silahlı saldırı başlatmasının da önünü açtı. Tarihi boyunca önce İspanyol sömürgeciliğinin, ardından Fas gericiliğinin köleleştirdiği Batı Sahra halkı, 21. yüzyılda halen özgürlüğüne kavuşamamış sayılı sömürgelerden biri olarak uluslararası işçi hareketinden daha fazla destek ve dayanışma talep ediyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
