Breadcrumb
Senem Doruk İnam’la 8 Mart üzerine: 'Nefes almak için, yaşamak için bu düzeni değiştireceğiz'
Yayın Tarihi: 05.03.2026 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 06.03.2026 , 09:26
Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK) Sorumlusu ve Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite üyesi Senem Doruk İnam, 8 Mart'a günler kala soL Haber'in sorularını yanıtladı.
Bu yıl 8 Mart için seçtikleri sloganın anlamına ve alışıldığın dışındaki 8 Mart eylem alanlarına dair konuşan İnam, "Kimse bu düzenin kadınlar için “iyileştirilebilir” olduğunu söylemesin. Yolun sonu bu. Biz bu yoldan başka bir seçenek daha olduğunu biliyoruz ve inanıyoruz işte bu yüzden bu düzenin bize çizdiği yolu reddediyoruz" dedi.
Eylem adreslerini seçerken ne amaçladıklarına da dikkat çeken İnam, kadınların kurtuluşunun bu düzen içindeki 'makyaj' iyileştirmelerle değil, ancak köklü bir sistem değişimi ve sosyalizm mücadelesiyle mümkün olacağı mesajını verdi.
'Bize bu karanlığı yaşatan bu düzenin sahipleri ile yollarımız ayrı'
Bu yıl 8 Mart’a giderken çağrınız “Emeğimiz ve Hayatımız İçin Yolları Ayırıyoruz. Siz Tek, Biz Hepimiz” oldu. Kadın Dayanışma Komiteleri kimlerle yolları ayırarak karşılıyor 8 Mart’ı?
Aslında yollarımızın kiminle ayrı olduğu her zaman dile getirdiğimiz bir şey. Bize bu karanlığı yaşatan, bu çirkinliği üretenlerle, bu düzenin sahipleriyle yollarımız ayrı. Bu yeni bir şey değil, fakat bu 8 Mart’ı karşılarken yollarımızı ayırıyoruz derken aslında kendi yolumuzun ne olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.
Emeğimiz ve hayatımız için dedik…
Demek zorundayız, çünkü artık karşı karşıya kaldığımız şey sadece yoksulluk, çifte sömürü, emeğimizin değersizleşmesi değil, karşı karşıya kaldığımız şey ölüm. Kadınlar fabrikalarda, merdiven altı atölyelerde, sokaklarda, evlerde hayatta kalma mücadelesi veriyor. Patronlar daha fazla ceplerini doldursunlar diye, dinci gericilikleri perçinlensin diye, yarattıkları caniler tarafından can veriyor kadınlar.
Bakıldığında hepsi farklı olaylar, hepsinin faili ayrı gibi görünüyor değil mi? Fakat değil. Hepsinin kaynağı aynı. Hepsinin kaynağı sermaye sınıfının iktidarını sürdürdüğü bu düzenin varlığı. Bu düzen var oldukça kadınlar ölmeye, daha çok sömürülmeye, hayattan koparılmaya mecbur. Çünkü bu düzenin doğasında cinayetler, şiddet, savaşlar, açgözlülük var. Öyleyse biz bu düzenin bize çizdiği yoldan, onun belirlediği sınırlardan yürümeyeceğiz. Yolları ayırmak aslında bu. 8 Mart’ta sermayedarların, açgözlü para babalarının, tarikat sevdalılarının, din istismarcılarının, onların temsilcisi siyasi iktidarın, bu yoldan vazgeçemeyecek olan “cici” muhalefetin yolundan gitmeyeceğimizi ilan ediyoruz. Kimse bizden bu düzen içinde kurtuluşumuz olacağına inanmamızı beklemesin. Kimse bu düzenin kadınlar için “iyileştirilebilir” olduğunu söylemesin. Yolun sonu bu. Biz bu yoldan başka bir seçenek daha olduğunu biliyoruz ve inanıyoruz işte bu yüzden bu düzenin bize çizdiği yolu reddediyoruz.

'Pisliğin kaynağını işaret etmek için bu eylem alanlarını tercih ettik'
8 Mart çağrılarında iki kentte TÜSİAD, bir kentte ise Forbes’un önünde olacağınızı duyurdunuz. Daha önce 8 Mart'larda pek de karşılaşmadığımız eylem alanları seçilmiş. Neden?
Yoksulluk, işsizlik, iş cinayetleri, kadın cinayetleri, adaletsizlik, çürüme, kumar, uyuşturucu, taciz, istismar… Dünyanın her yerinde ortaya saçılan pisliğin kaynağını, temsilcilerini işaret etmek için eylemlerimizi bu alanlarda yapmayı tercih ettik.
Sermaye sınıfı sömürdükçe zenginleşiyor, daha fazla zenginleşmek için arsızlaşıyor. Bu arsız azınlık, paradan aldıkları güçle, gözü dönmüş şekilde aslında insanlığa saldırıyor. Bugün dünyada sermayenin temsilcilerine ve onların iktidarlarına baktıkça ağzından salyalar akan canavarlar görüyoruz. O canavarlar kimi zaman karşımıza eli silahlı bir katil olarak çıkıyor, kimi zaman tacizci bir patron olarak, kimi zaman çocuk istismarcısı bir tarikatçı olarak. Farklı maskeler ardına saklanmış aynı düşman. Bu yüzden diyoruz ki bu kir sermaye sınıfının yüzünü gösteriyor bize. Türkiye’de de bu resmin en önemli temsilcilerinden biri TÜSİAD. Ülkemizin her geçen gün koyu bir karanlığa doğru sürüklenmesinin kaynaklarından biri.
Biz TÜSİAD’a bakınca Dilovası’nda parfüm fabrikasında yanarak can veren kardeşlerimizin katillerini görüyoruz. TÜSİAD’a bakınca emeğimiz ve canımız üzerinden zenginleşen patronları görüyoruz. TÜSİAD’a bakınca kutsal aile palavralarıyla eline silah alıp kadınların canına kasteden, gücünü bu düzenden alan canileri görüyoruz. TÜSİAD’a bakınca suçlu iktidarı, emperyalist barbarlığı, savaşları, katliamları görüyoruz.
Bu bir temsiliyet. Emek bir yana sermaye bir yana. Bugün yaşadığımız tüm sorunları belirleyen ayrım bu ise bu sorunları en ağır şekilde yaşayan kadınlar 8 Mart’ta sermaye sınıfının temsil ettiği karanlığın karşısına dikilmeye gidecek.

'Laiklik düşmanlarıyla, patronuyla, tarikatçısıyla, emperyalistiyle hepsi tekler'
Patronlar ve düzen başlığı bu yılki 8 Mart’ın merkezi başlığı olacak anlaşılan. Peki, kadın cinayetleri ve kadınları hedef alması bağlamında laikliğe yönelik saldırı burada nasıl bir yer tutuyor?
Evet, onlar 8 Mart’ta emek vurgusunun üzerine örtmeye çalıştıkça biz, kadınların yaşadıkları bu karanlıkla emek-sermaye çelişkisinin ne kadar bağlantılı olduğunu işaret etmeye devam edeceğiz. Bu yüzden patronlar ve düzen karşıtlığı temel kalkış noktamız. Buradaki en kritik unsurlardan biri de elbette laiklik. Açık söyleyelim patronların daha fazla sömürmek için, daha fazla kâr elde etmek için, daha fazla zenginleşmek için gericiliğin kadınların üzerinden hakimiyetinin artmasına ihtiyacı var. Bugün iktidar bu anlamda görevini o kadar iyi yapıyor ki, sermaye sınıfı için bulunmaz bir nimet yaratıyor.
Bakmayın patronların “modern” yaşam tarzlarına, sözde laiklik ve cumhuriyet duyarlılıklarına. Patronların en çok canını acıtan şey cumhuriyetin bu ülkeye ve kadınlara kazandırdıkları. O kadar ikiyüzlüler ki bu gerçeğin üzerini örtmek için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Bir yandan cumhuriyeti delik deşik ederken bir yandan cumhuriyetin “kadın haklarını” reklamlaştırmaya utanmıyorlar örneğin. Zorundalar. Bunca pisliğin, kendi yarattıkları katillerin, cinayetin üzerini nasıl örtecekler yoksa… Yalancı özgürlük vurguları, demokrasi palavralarıyla karşımızdalar. Bugün bizim açımızdan kadınların katilleri tekleşiyor. Laiklik düşmanlarıyla, patronuyla, tarikatçısıyla, emperyalistiyle hepsi tekler.
Bu yüzden kadın cinayetleri ve laiklik karşıtlığı arasındaki bağı patronların çıkarları doğrultusunda daha fazla gündeme getirmeye devam edeceğiz.
soL Haber, yaşadığımız her sorunun düzenle bağlarına işaret etmeye devam ediyor. soL'un bu haberlerine destek olmak, güç vermek için sen de abone olabilirsin.
'İran’da okula atılan bombaya ve hayatını kaybeden yüzlerce çocuğa baksınlar'
Bu yıl 8 Mart emperyalizmin yoğun şekilde saldırısıyla karşılanacak. İran, Küba ve Venezuela’da yaşananlar 8 Mart’ta kadınlar tarafından sokaklara taşınacak mı? Buna ek olarak söz konusu tüm ülkelerde, özellikle İran’da saldırganlar en çok “kadınlar özgürleşecek” argümanını kullanıyor. Siz ne diyorsunuz buna?
Barbarlık üzerine kurulu emperyalist müdahalelerden özgürlük bekleme safsatalarına artık yanıt üretmekten usandık. Bu masal her türlü emperyalist saldırganlığın üzerini örtmek için düzenin temsilcileri tarafından dile getirilen bir saçmalık. ABD haydutluğundan nereye demokrasi, kime özgürlük gelir? Trump gibi gözü dönmüş bir saldırgandan kadınlar için özgürlük beklemek kuzuyu kurda emanet etmekten farksız. Elbette mesele tek başına Trump değil. Emperyalizmin doğasında insanlık suçu var ve bu her örnekte maalesef daha acı şekilde karşımıza çıkıyor. Birileri bu haydutlardan özgürlük medet umuyorsa dönüp İran’da okula atılan bombaya ve hayatını kaybeden yüzlerce çocuğa baksın. İşte beklenen özgürlüğe verilecek en sade yanıt.
ABD ve İsrail bugün insanlığa saldırıyor, saldırırken de Hamaney’in ölümünü dans ederek “kutlayan” kadın görüntüleriyle işledikleri suçu örtmeye çalışıyorlar. Barbarlıklarını kadınlarla gizlemeye çalışıyorlar yani. Açık söylüyoruz buna alet olan herkes en az bu barbarlar kadar suçludur.
İran’da kadınların yaşadığı baskılar, zorbalıklar bugün emperyalist müdahaleyi haklı görmemize zemin hazırlamaz. İranlı kadınların kurtuluşu ancak ve ancak devrimci bir mücadele ile mümkündür. Kimse Epstein’ın koluna girmiş ahlaksız Trump’tan kadınlara kurtuluş beklemeye kalkmasın.
Bu 8 Mart’ta İranlı kadınların özgürlüğü denilerek, emperyalist barbarlığın meşrulaştırıldığı örneklerle umarız karşılaşmayız. Görürsek de buraya dair sözümüz de tavrımızda net olur. Bu kepazelikle kavga etmekten başka çaremiz yok.
'Hayatımıza ve emeğimize sahip çıkabilmemiz için devrim istemek zorundayız'
KDK’ların bu yılki 8 Mart öncesi kadınlara çağrısı nedir? Kadınlar neden o gün sokağa çıkmalı ve sizinle birlikte yürümeli?
Bugün yaşadığımız hiçbir sorun beklenmedik, tesadüfi, münferit yol kazaları değil. Sömürü, şiddet, cinayetler, bizleri çepeçevre sarmış gericilik bu düzenin, kapitalizmin yarattığı doğal bir sonuç. O yüzden bu doğal sonucun kaynağı ile mücadeleden başka şansımız yok.
8 Mart’ın bizim için tarihsel bir anlamı var. O tarihsel anlam; kadınların ekmek, emek ve eşitlik için verdikleri mücadele ve katettikleri yol. Şimdi o yolu daha net bir çizgiye taşımamız gerekiyor. Çünkü neden sorusuna artık hayatlarımızla yanıt verdiğimiz bir yıkımla karşı karşıyayız. Yaşayabilmek için, nefes alabilmek için, hayatımıza ve emeğimize sahip çıkabilmemiz için devrim istemek zorundayız.
Bu 8 Mart’ta birlikte yürüdüğümüz kadınlarla bu ortaklığı sağlamak istiyoruz. Kadın mücadelesinin böyle bir dönemde talebi daha az cinayet, daha çok demokrasi, daha fazla adalet olamaz. Biz yaşamak istiyoruz. Yaşamak için bu düzeni yıkmaya, sosyalizme ihtiyacımız olduğunu biliyoruz. Talebimizi de buradan bir adım geriye taşımaya niyetimiz yok.
Gerçekçi bulmayan, çözümü ötelediğimizi düşünenler kafasını kaldırıp ne yaşadığımıza bir baksın. Bize artık bu düzende rahat bir nefes yok. O halde nefes almak için mücadele edeceğiz, yaşamak için bu düzeni değiştireceğiz. Emeğimiz ve hayatlarımız için bizim yolumuz belli: Sosyalizm.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.