Sayfa yolu
Saints ‘n’ Sinners: Metal müziğe önyargılı bile olsanız bu albüme bir şans verin
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Bekam Örün
Yayın Tarihi: 24.04.2022 , 09:52 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Saints ‘n’ Sinners uzun bir aradan sonra yeni albümüyle dinleciyi karşısına çıktı. Bu vesileyle albümün çıkış hikayesinden, Türkçe hard rock ve heavy metal dünyasına, pandemide müzisyenlerin durumundan, müzik piyasasına geniş bir çerçevede sorularımızı yönelttik.
Saints ‘n’ Sinners’ı takip edenler tarzınızı yakından tanıyor. Kuşkusuz yeni albümünüzle birlikte grubu takip edenler de artacak. Saints ‘n’ Sinners’la henüz tanışmamış soL okuyucuları için öncelikle müziğinizden biraz bahsetmeni rica etsem…
70’lerin ve 80’lerin hard rock ve heavy metali bizim yapı taşımız diyebiliriz. Rainbow, Uriah Heep ve Iron Maiden gibi melodik tarafı öne çıkan bir grubuz sanıyorum. Yeni albümümüzle birlikte bu temelin üzerine modern film müziklerini andıran öğeler de eklemeye başladık. Sanırım işe yaradı.
Dikkatli bir dinleyici bu yelpazeye klasik müzik ve orkestral film müziklerini de ekleyebilir sanırım… Klasik müzik, çok sesli müzik ve heavy metal ilişkisine nasıl bakıyorsunuz ve Saints ‘n’ Sinners kendini bu anlamda nerede konumlandırıyor?
Kesinlikle haklısın. Bence hard rock ve heavy metalin melodik kolları birbirinden besleniyor. Bu listeye AOR gibi daha yumuşak tarzları da ekleyebilirim. İcra etme şekilleri farklı olmakla beraber şarkı yapıları veya akor dizilimleri birbirine çok benziyor. Klavye kullanımı en başından beri melodik metal gruplarında çok yaygın. Klavye ile ekleyeceğimiz herhangi bir partisyonu zenginleştirip orkestral hale getirdik sadece. “Senfonik” çok iddialı bir kelime bence. Ancak film müziği etkilenimli demek yanlış olmayacaktır. Kayıt teknolojisinin de gelişip daha ulaşılabilir bir hale gelmesi çok sesliliği müziğimize daha kolay entegre etme imkanı verdi bize.

Biraz da şarkı sözlerinizden bahsedelim isterim. İlk albümün aksine Rise of the Alchemist başı ve sonu olan bir öyküyü anlatan bir konsept albüm olmasa da, şarkı sözlerinin arasında bağlantılar da var. Rise of the Alchemist sözleriyle bize hangi öyküleri anlatıyor?
Albümdeki tüm simya ve benzeri referansları sembolik olarak kullandık. Simyacıların değersiz bir metalden değerli bir metal, yani altın elde etme çabasını iyilik - kötülük, zaman -uzay, yaşam - ölüm gibi farklı kavramlar üzerinden tüm albüme yaydık. Aslında albümde Queensryche’ın Operation Mindcrime albümü gibi birbirine bağlanmış şarkılarla anlatılan somut bir hikaye yok. Daha ziyade Iron Maiden’ın Seventh Son of a Seventh Son albümü gibi, her şarkı tek başına da bir anlam ifade edebiliyor. Şarkıların sözlerinin sembolik olması, her dinleyicinin şarkıyı kendine göre yorumlamasına olanak tanıyor.
İlk albümünüzle arada dokuz sene gibi oldukça uzun bir süre var. Saints ‘n’ Sinners dinleyicileri Rise of the Alchemist’i neden bu kadar bekledi?
Maalesef asıl işimiz müzik değil. Her birimizin Saints ‘N’ Sinners harici meslekleri de olduğu için normal bir müzisyen gibi haftanın her gününü değil, ancak boş zamanlarımızı müziğe ayırabiliyoruz. Bunun haricinde bir sürü aksaklık yaşadık. Ekipmanlarımız çalındı, gruptan ayrılan arkadaşlarımız oldu. Hepsinin partisyonları teker teker yeni arkadaşlarımız tarafından yeniden kaydedildi. Ayrıca bir süre kafamıza yatan bir plak şirketi bulmaya çalıştık ancak bize sunulan teklifleri masaya yatırdığımızda yapabileceğimiz en iyi şeyin kendi plak şirketimizi kurup albümü oradan çıkarmak olduğuna karar verdik. Böylece albümün tüm hakları asıl sahiplerine yani bize ait olacaktı. Ve tabii ki en önemlisi pandemi dönemine denk geldi. Albümü 2020 başında çıkarmayı planlıyorduk; çünkü albüm neredeyse hazırdı. Pandemi hafiflemeden çıkarmayı pek mantıklı bulmadık. Tamamen müzik işine odaklanmayı çok isterdik; ancak pandemi dönemi bunun ne kadar zor olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Birçok müzisyen iş bulamadığı kendi hayatına son verdi. Bu korkunç bir şey.
Pandeminin etkilerinden bahsetmişken… Kapitalizm koşullarında yaşadığımız pandeminin müzisyenlerin hayatlarını nasıl etkilediğine hep birlikte tanık olduk. Sizler için bu dönem nasıl geçti? Müzik emekçileriyle bu dönemde bir araya gelme, birlikte örgütlü çareler üretme şansınız oldu mu?
Çok zordu. Kayıt yapabilmek için birimizin evinden diğerinin evine bile gidemiyorduk çünkü sokağa çıkma yasağı vardı. Uzun süre birbirimizin yüzünü göremedik. Biz, diğer günlük işlerine devam eden şanslı azınlıktandık. Diğer müzik emekçilerinin durumu ise korkunçtu. Burada sadece müzisyenlerden bahsetmek doğru olmaz. Konserlerde çalışan ses ve ışık teknisyenleri, kayıt mühendisleri, sahne görevlileri, canlı müzik icra edilen bar ve kafe gibi mekanlarda çalışan emekçilerin neler yaşadığına birinci elden şahit olduk. Çoğu ülkede olduğu gibi müzisyenlik burada da gerçek bir meslek olarak kabul edilmediği için bu gibi durumlarda ilk yarayı alan hep müzik sektörünün emekçileri oluyor. Hiç kimsenin iş güvencesi yok. Kimse yarın ne olacağını bilmiyor. Tabii ki devletin de bu gibi durumlarda uygulayacağı bir sosyal güvence politikası yok. Sermaye yara almasın diye fabrikalardaki insanları üç vardiya çalıştırmaya devam ettiler. Zaten pandeminin zirve yaptığı dönemlerde en yüksek vakalar hep Trakya gibi sanayinin yoğun olduğu bölgelerden geliyordu.
Pandemi döneminde Saints ‘n’ Sinners için gülümseten bir bir araya gelişe de tanık olduk. Queen gitaristi Brian May’le bir çalışmanız oldu…
Brian May ile Hammer to Fall’u icra etme fikri tamamen bir günde gerçekleşti. Bir sabah uyandığımda Brian May’in tek başına bu şarkıyı kaydettiğini ve takipçilerine “bana eşlik edebilirsiniz” dediğini gördüm. Hemen bizimkilere yazıp ellerinde hangi imkânlar varsa onlara bu şarkıya eşlik etmelerini, sonrasında hepsini miksleyeceğimi söyledim. Başta biraz garip karşıladılar; ama ortaya çıkan sonuç çok iyiydi. Zaten Queen ile uzun zamandır bir bağımız var. Mehmet, pandemi öncesinde İspanya’da bir Queen müzikalinde sahne alıyordu. As Above So Below gibi şarkıların vokal düzenlemelerine baktığında da Queen etkisini net bir şekilde görebilirsin.
Az önce albümün bu denli gecikmesinin gerekçelerden birinin de plak şirketleriyle bağlantılı olduğundan bahsettin. Büyük rock gruplarının bile kolay kolay cesaret edemeyeceği bir adım attınız. Albümünüz kendi kurduğunuz plak şirketinden çıktı. Bu konuyu biraz açalım isterim.
Artık her şey dijital platformlar üzerinden ilerliyor. CD veya plak satışları sadece koleksiyonculara veya eski alışkanlıklarından vazgeçemeyenlere yönelik sembolik şeyler. Plak şirketlerinin bize sundukları biraz koşulsuz teslim anlaşmaları gibiydi ve karşılığında pek bir şey vaat etmiyorlardı. Bazı ilgimizi çeken tekliflerle gelen şirketler de oldu ancak bize en erken bir sene sonraya gün verebiliyorlardı. Çünkü pandemi döneminde çoğu albümün çıkışı ileri bir tarihe ertelenmişti. Biz eğer yeterli miktarda zaman harcarsak, bu şirketlerin yaptığı işleri yapabileceğimizi biliyorduk. Bir de elimizdeki işe güveniyorduk. Bu bağımsız ilerleme konusunda menajerimiz demekten hiç hoşlanmadığım, daha ziyade grubun altıncı elemanı olan Burak’ın da emeği çok büyük. O yüzden şu anda tüm dünyada albüm kulaktan kulağa hızla yayılıyor. Her gün farklı ülkelerden e-posta alıyoruz. İnsanlar CD ve plak satın almak istiyorlar. Mayıs ayından itibaren CD’leri satışa sunacağız. Plaklar için de ön sipariş almaya başladık bile.
Pandeminin etkilerinin artık azalması ve toplumsal yaşamın normale dönmeye başlamasıyla birlikte konser haberleri de gelmeye başladı artık. Romanya’daki bir festivalde Kiss ve Whitesnake ile aynı sahneyi paylaşacaksınız sanırım bu sene.
Bu kariyerimizdeki en büyük konser diyebiliriz. Iron Maiden dahi 80’lerin başında Kiss ile beraber turlayarak kariyerlerine hız kazandırdı. Biz bu hızı kazanana kadar biraz zaman geçmiş olsa da hem Kiss’in hem de Whitesnake’in veda turnesinde onlara eşlik eden gruplardan biri olmak bizim için çok heyecan verici. Hem o konserde müzisyen olarak yer almak hem de sahnede çaldıktan sonra bu grupları seyirci olarak izlemek için sabırsızlanıyoruz.
Bulgaristan, Romanya, Rusya gibi eski sosyalist ülkelerde birçok konser verdiniz. Hatta Türkiye’de verdiğiniz konserlerden fazla diyebiliriz. Bu ülkelerden size yönelik ilgi oldukça dinamik. Eski sosyalist ülkelerde heavy metale olan ilginin hâlâ bu denli canlı olmasını ve kuşkusuz size olan ilgiyi neye bağlıyorsun?
Her ne kadar batının sanat ve kültür gibi konuları reel sosyalist ülkelere penetrasyon için bir araç olarak kullanması tarihsel bir gerçeklik olsa da bu müziğin 80’li yıllar boyunca sosyalist ülkelerde de hızlıca yayıldığını, hatta sosyalist ülkelerde konserler verdiklerini biliyoruz. Sovyet müzik eğitiminde klasik müziğin yeri tartışılmazdı ve bu sanırım eski sosyalist ülkelerin DNA’sına işlemiş. Klasik müzik etkili hard rock ve heavy metal grupları orada hâlâ popüler. Deep Purple orada hala çok büyük. Sadece Deep Purple demek doğru olmaz; başta Ritchie Blackmore ve Ronnie James Dio olmak üzere o aile ağacından gelen herkes orada halen çok büyük. Bulgaristan’da Dio’nun heykeli var mesela. Bizim de müziğimizdeki Rainbow etkileri malum. Bunun fark edildiğini düşünüyorum.
Albümden hemen önce, albümde de yer alan üç tekliyi, YouTube’da yayımladığınız üç ayrı kliple çıkardınız. Saints ‘n’ Sinners sosyal medyada oldukça aktif. YouTube kanalınızın da kliplerle sınırlı kalmayacağını düşünüyorum. Yeni sürprizler bekleyelim mi?
Az önce de dediğim gibi her şey dijital mecralar üzerinde artık. Biraz uzak kaldık buralardan. Şimdi daha fazla aktif olacağız. Şu anda Mayıs ve Haziran için iki klip daha var gündemde. Ayrıca albümün yapımını anlattığımız küçük bir belgesel hazırlıyoruz. Konserlerin arka planını, stüdyo anlarımızı paylaşacağız. Grupta bir iki kişinin mutfakla arası iyi. Yemek tarifi video çeksek mi diye dahi düşündük.
Kısa ve orta vadeli planlardan bahsetsek biraz…
İkinci albüm için bu kadar uzun süre beklememizin bir avantajı da şu oldu: Bu süre zarfında boş durmadık ve yeni şarkılar biriktirdik. Şimdi zaman kaybetmeden onların içinden en iyilerini seçip hemen üçüncü albümün kaydına girmek istiyoruz. Ayrıca bundan sonraki konserlerimizin kayıtlarını alabileceğimiz mini bir sistem hazırladık kendimize. Mutlaka bir konser albümü de çıkarmak istiyoruz. Rise of the Alchemist’e gelen ilgi bizi çok memnun etti. Gelen en büyük övgülerden biri de benim için şuydu: İnsanlar uzun süre sonra ilk kez bir albümü baştan sona sıkılmadan dinlediklerini dile getirdiler. Çünkü günümüzde artık çoğunlukla ya single çıkarılıyor ya da bir tane iyi şarkıya on tane vasat şarkının eşlik ettiği albümler piyasaya çıkıyor. Bu döngüyü kırabilen birkaç isimden biri olmak gerçekten çok mutlu etti bizi.
Son olarak dinlediğiniz tarz ne kadar farklı olursa olsun, ya da metale ne kadar önyargılı olursanız olun, Rise of the Alchemist’e bir şans vermenizi istiyorum. Eminim ki hoşunuza gidecek en az iki şarkı olacaktır. Herkese sevgiler!
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.