Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Said’in bir aylık süresi dolarken: Tunus’ta neler oluyor?

Tunus’ta geçen ay Cumhurbaşkanı Said’in meclis faaliyetlerini askıya aldığı 30 günlük sürenin sonlarına yaklaşılıyor. Tunus halkını sokağa çeken sorunlarsa varlığını koruyor.

Ekim I. Yaşaroğlu

Yayın Tarihi: 17.08.2021 , 15:08 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

2011 yılında başlayan Arap Baharı eylemlerinin çıkış noktası olarak bilinen Tunus’ta siyasi ve ekonomik kriz Bin Ali hükumetinin devrilmesiyle son bulmamıştı. Günümüze kadar devam eden kriz, Covid–19 pandemisiyle derinleşirken 25 Temmuz 2021 tarihinde “Tunus’ta darbe” içerikli haberler gündeme geldi.

Olaylar sırasında Cumhurbaşkanı Kays Said, Tunus Anayasasının 80. maddesinden doğan haklarını kullandığını söyleyerek Başbakan el-Meşişi’yi görevden almış, 30 günlük süre ile meclisin faaliyetlerine son vermiş ve askerler Meclis Başkanı ve en-Nahda lideri el-Gannuşi’nin meclis binasına girmesini engellemişti. Ülkede bir süredir Covid–19 önlemleri sonucu ağırlaşan işsizlik ve yoksulluğa karşı protestolar yapıldığı ve yetersiz aşılamanın protestocuların gündemindeki en önemli hususlardan biri olduğu biliniyordu. Bütün bu gelişmelerin ne anlama geldiği sorusunun cevabı içinse Tunus’ta Arap Baharı süreci ve sonrasında yaşanan gelişmelere bakılmalıdır.

Arap Baharı ve sonrası Tunus

2011 yılının başında Tunuslu bir vatandaşın kendisini yakmasıyla başlayan ve Yasemin Devrimi olarak da adlandırılan Tunus protestoları sonucu Başbakan Bin Ali yurtdışına çıkmış ve iktidar değişikliği yaşanmıştı. 2011 sonrası ülkede yaşanan diğer protestolarda olduğu gibi Yasemin Devriminin de en önemli nedenleri arasında gıda enflasyonu ve politik özgürlüklerin kısıtlanmasıyla birlikte işsizlik ve yoksulluk sayılıyordu. Ülkedeki protestolara “Yasemin Devrimi” adını veren Batılı liberaller, Soğuk Savaş döneminde alışkanlık haline getirdikleri üzere bu sorunların nedeni olarak neoliberalizmin kendisi yerine tamamlanmamış neoliberal dönüşümleri olarak gösteriyordu.

23 Ekim 2011 tarihinde yapılan seçimlerde en-Nahda Partisi en yüksek oyu alarak bir koalisyon hükumeti kurmuştu. Tunus’ta iktidar değişikliği sonrası halkın siyasi ve hukuki alanda kazanımlar elde ettiği iddialarını sorgulatacak verilerin sayısı ise az değil. Burada en-Nahda Hareketinin İhvancı karakteri göze çarpıyor. Cumhuriyet için Kongre Partisi ve et-Takatol Partisi (Emek ve Özgürlükler için Demokratik Forum) ile koalisyon hükumeti kuran en-Nahda Hareketinin bu seküler koalisyon ortaklarıyla kan uyuşmazlığı mevcuttu. en-Nahda Partisi, 2013 yılında öldürülen sol muhalefet lideri Belaid’in suikastinden sorumlu tutulmuş ve Belaid’i tehdit eden Selefiler’e destek vermekle suçlanmıştı. Aynı yıl muhalefet liderlerinden Berahimi’nin suikaste uğraması sonucu sokak gösterileri düzenlenmiş ve hükumet düşmüştü. İyiye gitmeyen ekonomik koşullara eklenen bu siyasi krizler nedeniyle ülke gündeminin yıllarca yatışmamış olması Yasemin Devriminin aslında bir başarı hikayesi olmadığını kanıtlar nitelikte.

Tunus, Arap Baharı protestolarının gerçekleştiği diğer ülkelere kıyasla demokratik süreçlere daha hızlı geçmesi, hükümetin sivil olarak kurulması ve İhvancılığın muhalif kesimle koalisyona girebilmiş olması nedeniyle demokratikleşme ve siyasi istikrar konusunda model gösteriliyordu. Oysa 2011’den bu yana en-Nahda oylarının düşmekte olması hükümete tutunmaya çalışan İhvancılığın meşruiyet kaybını ve derinleşen siyasi krizi gösteriyor. Buna karşılık Tunus’ta örneğin en-Nahda karşıtlığıyla öne çıkan Özgür Anayasa Partisi son gelişmelerde Said’e destek verdiğini açıklarken BBC’ye göre Said’in kararları sokaktaki halktan olumlu tepkiler alıyor. Tunus Genel İşçi Sendikası da Said’in kararlarını desteklerken en kısa sürede demokratik ve katılımcı bir süreçle yeni bir kabine kurulması çağrısında bulundu. Öte yandan Cumhurbaşkanı Said yayımladığı videoda öncelikle iş insanlarının ülkedeki faaliyetlerine devam edebileceklerini belirterek halka kendilerini sokağa yönlendiren çağrıları dikkate almamaları gerektiğini söyledi.

Tunus’un 2011 sonrası iktisadi bir gelişme göstermediği Batılı liberal çevrelerce dahi kabul edilirken krizlerin çözümü yine neoliberal kurumların inşası ve sağlamlaştırılmasına oturtulmaya çalışılıyor. Halbuki 2011 yılında Batı emperyalizminin Tunus’ta ve diğer Arap ülkelerinde sağlamaya çalıştığı ancak Covid-19 pandemisiyle beraber hepten ters tepen neoliberal entegrasyonun başarısızlığı, son protestolarda halkın “ekonomik anlamda 2011 öncesinden daha kötü durumda olduklarını” ifade etmesiyle gözler önüne seriliyor. Siyasi krize eklenen pandeminin başarısız yönetimi halkın sokağa dökülmesiyle sonuçlanırken 25 Temmuz sonrası süreçte yaygın aşılamaya başlanması dikkat çekiyor.

Protestoların hedefi olan en-Nahda ülkenin “yıkıma gitmesini” engellemek ve “demokrasiyi yeniden tesis etmek” adına diyalog ve erken seçim çağrısında bulundu. Düzenledikleri Yürütme Kurulu toplantısının ardından yazılı açıklama yapan en-Nahda Hareketi, ülkedeki siyasi aktörlere ve insan hakları örgütlerine yaptığı diyalog çağrısını yineledi. ABD ise 30 günlük meclis faaliyetlerini askıya alma süresinin dolmasına 10 gün kala Cumhurbaşkanı Said’e “Tunus’ta ekonomi ve sağlık krizlerini çözebilecek bir hükümet kurulması” çağrısında bulundu. Ancak geçtiğimiz ocak ayında kabineye girecek bakanların göreve başlamaları için şart olan yemin törenini düzenlemeyen Cumhurbaşkanı Said’in bu çağrıya nasıl tepki vereceği ve sürecin nereye evrileceği merak konusu.

Türkiye ve Tunus

25 Temmuz’da yaşanan gelişmelerin ardından Dışişleri Bakanlığı Tunus’ta “demokratik meşruiyetin en kısa sürede sağlanması temennisinde” bulunmuştu. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Cumhurbaşkanı Said ile bir telefon görüşmesi yapmış, görüşmede Erdoğan’ın “demokrasiye geçişin ilham kaynağı olan Tunus’ta meclisin faaliyetlerine devam etmesinin ve hukukun üstünlüğünün gözetilmesinin çok kıymetli olduğunu” söylediği belirtilmişti. Genel olarak AKP’nin söylemleri, Said’in müdahalesinin anayasal meşruiyeti bulunmadığı yönünde. Dışişleri eski Bakanı Yaşar Yakış’a göre açıklamalardaki farklı tonların sebebi Dışişleri Bakanlığının hariciye geleneğini sürdürürken AKP’nin Müslüman Kardeşler ile ideolojik akrabalığı bulunması.

Gannuşi 2011 yılında Türkiye’de AKP’nin ve Tunus’ta en-Nahda’nın “İslam’la moderniteyi birleştiren bir hareketin temsilcileri” olduğunu belirtmişti. 2016 verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi ise 1.1 milyar ABD Dolarını bulmuştu. Ayrıca Tunus’taki Türk müteahhitlik firmalarının üstlendiği projelerin değeri 2016 itibariyle 835 milyon ABD Doları değerinde. Türkiye ve Tunus’un Tunus ve Mısır’da İhvancı kadrolaşmayı destekleyen ve yön vermeye çalışan AKP iktidarının çabalarına karşı bu ülkelerde ortaya çıkan toplumsal öfkenin gericilikle hesaplaşacak bir yönelime girip girmeyeceği merak ediliyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.