Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sahtekâr: 'Müşterek edepsizliğin ve haysiyetsizliğin sembolü'

Önünde sonunda bu 'müşterek edepsizlik ve haysiyetsizlik' iki İspanyol yazarın haysiyet duvarına çarpmış görünüyor.

Erkan Yıldız

Yayın Tarihi: 08.11.2020 , 09:18 Güncelleme Tarihi: 08.11.2020 , 09:36

Javier Cercas, “Salamina Askerleri” kadar kuvvetli romanı “Sahtekâr”la yeniden Türkçe'de. Bu yıl içerisinde yayımlanan kitabın çevirmeni, “Salamina Askerleri”nin de çevirisini yapan Gökhan Aksay. Kendisine böyle önemli bir yazarın eserlerini dilimize kazandırdığı için ne kadar teşekkür etsek az.

İlk olarak 2014 yılının Kasım ayında İspanya da yayımlanan “Sahtekâr” anlattığı hikâyenin gerçekliği ve o hikâyenin aralarına sızmış hesaplaşmalarıyla katmanlı bir roman.

İlk olarak yazarın Enric Marco'nun kurmaca hayatını bahane ederek, Franco sonrasında ortaya çıkan “unutuş sözleşmesi”nden hareketle İspanyol toplumuyla hesaplaşması,

İkinci olarak Enric Marco'nun hikâyesinin yarattığı olanaklardan hareketle, asıl işi kurmaca olan yazarın kendisi ve yazarlıkla hesaplaşması,

Ve son olarak Enric Marco'nun yalan üzerine inşa ettiği hayatıyla yüzleşmesinin sağlanması...

Bana göre bu üç başlık aynı zamanda eserin, birbirleriyle iç içe geçerek, şekillendiği ana aks olarak karşımıza çıkıyor. Kaleme alırken Cercas'ı yıprattığı belli olan bu hesaplaşma sürecinin, ülkemizin içinden geçtiği ya da bir türlü geçemediği koşullar gözetilirse, Türkiyeli okur üzerinde de sarsıcı etkileri olacağını varsaymak yanlış olmayacaktır.

Enric Marco'nun ifşası

Javier Cercas, romana kahramanı Enric Marco'yu ifşa ederek başlıyor.

“Çoğu insan hatırlar onun hikâyesini: yıllarca yurtdışında, Hitler Almanyası'nda kalmış, Nazi kampından kurtulmuş, seksen yaşlarında bir Barselonalıdır. Üç yıl boyunca oradan kurtulan İspanyolların kurmuş olduğu Amical de Mauthausen' de yöneticilik yapar, yüzlerce konferans, onlarca mülakat verir, önemli resmi ayrıcalıklarla taltif edilir, bedbaht kader arkadaşları adına parlamentoda konuşma yapar ve 2005 yılının Mayıs ayı başlarında, yurtdışına sürgüne gitmediği, tutuklanıp Nazi kampına konulmadığı ortaya çıkar.”

...

“Sahtekârlığının ifşası, Enric Marco'yu görevden çekilmek zorunda bırakır.” s.11

Henüz romanın ilk sayfasında bir yazar, kahramanın herkesin bildiği ama yine de bir romanın hemen başında yeniden bilmek istemeyeceği tüm sırrını neden ifşa ediyor?

Bir alan temizliği, kendisine yer açmak için giriştiği bir hamle olarak okuyabiliriz bu ifşayı. Cercas, roman boyunca pek çok yerde Marco ile birlikte, bazen Marco'yu bile geride bırakırcasına esas kahramanlardan birisi haline dönüşüyor. Hem romanın anlatıcısı hem de yine kendisinin deyimiyle romanın güvenilmemesi gereken unsurudur. Çünkü “anlatıcıya güvenilmez”

İlk sayfadaki ifşaya rağmen yazar, Marco'nun yalan hayatını tüm kitap boyunca bir merak unsuru olarak kullanıyor. Marco'nun hikayesi şekillendikçe “bu da yalan çıkmasa bari” dediğiniz o kadar çok olay anlatılıyor ki, bunlar romanın ilk sayfasında okurun kapıldığı “e şimdi ne okuyacağız?” duygusunu siliyor.

“Katıksız bir kurmacadır Enric. Farkında değil misiniz? Devasa bir kurmacadan ibarettir o. Üstelik gerçekliğe kakılmış, onda cisimleşmiş bir kurmaca.” s.30

Marco, kurmaca yaşamı ile edebiyatçı olan Cercas'ın görevini devralmıştır adeta. Üstelik Cercas'ın ve diğer tüm yazarların eserlerinde varmak isteyeceği kadar kusursuz, gerçeklikten koparılamayacak kadar sahici ve bu haliyle kitleleri ikna etmekte hiç zorlanmayan bir hikâyedir yaşadığı.

Üçüncü bölümde, Enric Marco ile hayali bir konuşmanın yer aldığı sayfalar dışında, Sahtekâr'daki her kelimenin gerçek bir karşılığı var. Kendi kurmacasını inşa ederken yaslandığı gerçeklere işaret eden Cercas, Marco'nun hayatını alıp kendi hesaplaşmasının kurmaca nesnesi haline dönüştürüyor.  Böyle yaparak birkaç yerde karşımıza çıkan “Kurmaca kurtarır, hakikat öldürür!” sözünü de adeta doğrulamış oluyor.

Cercas, Vargas Llosa ve arkadaşlarıyla yediği yemekte “Hepimizde Marco'dan bir şeyler var. Hepimiz biraz sahtekârız sanki,” s.19 diye düşüncelere dalarken yüzleşmesinin kendi payına düşen kısmına da adım atmış oluyor. “Salamina Askerleri”nden başlayarak hakikatle kurmacayı birbirlerinden ayırmakta zorlanacağımız titizlikle işleyerek hikâyesini anlatan Cercas, ancak Marco ile yüzleştiğinde benzer bir işlevi olduğunu fark ediyor. Her ikisi de tarihsel olanın bilgisini kurmaca ile harmanlıyor. Bunu yaparken biri edebi yeteneğini, diğeri yaşama tutunma becerisini kullanıyor. Ve sonuç olarak Cercas kitabını, Marco ise kendisini, şüpheye mahal bırakmayacak derecede üzerinde uzlaşılmış bir konuda topluma arz ediyor.

Yazarın kitap boyunca hissettiğimiz geriliminin kaynaklarından birisi bu “Hepimizde Marco'dan bir şeyler var.” düşüncesi, diğeri ise yazdığı kitapla Marco'yu aklar pozisyona düşmek. Bana kalırsa her iki gerilimden kurtulmanın yolunu Don Quijote' ye varmakta buluyor Cercas. Cervantes'in Alonso Quijano'yu kendi kurmacası Don Qujite'den kurtarması gibi Cercas'da yazacağı kitapla Marco'yu, yarattığı kurmaca hayattan kurtarmayı, o kurmacadan geride ne varsa onu açığa çıkarmayı düşünüyor. Bu tam olarak bir taşla iki kuş vurmak. Böylece hem kitap boyunca taşıdığı gerilimden kurtulacak hem de roman söz konusu olduğunda her şeyin kaynağı kabul edilen Cervantes'le, bir anlamda eşitlenmiş olacak. Birincisi açısından mümkün, ikincisi için oldukça cürretli bir hedef bu. Cercas, Sahtekâr'da cürretinin hakkını fazlasıyla veriyor.

'Unutuş Sözleşmesi'

Franco, Nazilerin desteği ile iç savaşı kazanıp, bütün vahşetiyle İspanya'nın üzerine çöktüğünde, bir avuç insan dışında herkes Enric Marco gibidir. Cumhuriyetçiler, komünistler, anarşistler yenilmiş ve azınlıkta kalmışken herkes kapıldığı korkuyla çoğunluğun yanına geçmiş, hayatta kalabilmek için girebilecekleri her kılığa girmiş, razı olmuşlardır. Sahtekâr'ın “müşterek edepsizlik ve haysiyetsizliğin sembolü” olması bununla ilgili olsa gerek. “Çoğunluk neredeyse o daima oradaydı.” ve yaşadığı toplum tarafından hiç yalnız bırakılmadı.

“Herkes isteyerek ya da baskıya dayanamayarak Evet derken, Hayır diyen, uzlaşmaya yanaşmayan, boyun eğmeyen, yenilgiyle aşağılanmaya, ahlaksızlığa, alçalmaya razı olmayan birileri vardır. Bir avuç da olsa vardır; neyse ki vardır." Cercas, sanki hayır diyen, boyun eğmeyen bu bir avuç insanın bıraktığı ahlâki anıt adına, Franco iktidarına evet diyen, Franco sonrasında ise “unutuş sözleşmesi” ile geçmişte yaşanmış tüm vahşeti olmamış sayan toplumla hesaplaşmaya girer. “Unutuş sözleşmesi” geçmişin, işlenen cinayetlerin, sürgünlerin, kaybedilenlerin, işkencelerin üzerinin örtülmesi, tüm bu suçların faillerinin toplumsal barış adına utangaçça affedilmesidir aslında. Franco sonrası aktörler “şimdi hesaplaşmanın sırası değil” demektedir. (Ne kadar tanıdık değil mi?)
Bir başka önemli İspanyol yazar Javier Marias da “Acı Bir Başlangıç Bu” romanında bu durumu “Pekala, meseleyi kurcalamayalım. Ülkenin normale dönmesi ve yeniden birbirimizi öldürmememiz için kimseye bedel ödetmemek gerekiyorsa, faturaları yırtalım ve baştan başlayalım” s.39 diyerek dile getiriyordu. Önünde sonunda bu “müşterek edepsizlik ve haysiyetsizlik” iki İspanyol yazarın haysiyet duvarına çarpmış görünüyor. Cercas'ın daha hırçın, üstten ve saldırgan, Marias'ın daha sofistike bir duvar oluşturması çarpmanın, yüzleşmenin şiddetini hafifletmiyor.

Şimdi biz, İspanya gibi Akdeniz'e uzanan, 18 yıldır yalan ve kötülükle örgütlenmiş bir ülkeden Franco sonrasının İspanya'sına bakıp diktatörlüğün işlediği suçların “toplumsal uzlaşma” uğruna affedilmesine itiraz geliştiren bu iki büyük yazarı İspanyol toplumu için şans olarak görebiliriz ve AKP iktidarının işlediği suçlar için “şimdi hesaplaşmanın zamanı değil” diyenlere itiraz edecek kendi yazarlarımızı bekleriz. Ya da o kadar beklemeyiz. İşledikleri suçlardan yargılanmalarını sağlamak için “Hayır diyen, uzlaşmaya yanaşmayan, boyun eğmeyen, yenilgiyle aşağılanmaya, ahlaksızlığa, alçalmaya razı olmayan birileri”nin sayılamaz kadar çok ve iktidar olduğu bir düzen kurarız.  Kuşkusuz ki bu “bir avuç” olanların dışında kalanları da “müşterek edepsizlikten ve haysiyetsizlikten” kurtaracak olandır.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.