Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Sağlıkta çeteleşmenin sonu yok: Radyoloji skandalları arka arkaya patladı

Kamu hastanelerinde radyoloji hizmetlerinin taşeron firmalara devredilmesiyle hazırlanan MR ve tomografi raporlarında tespit edilen hatalar yeniden gündemde. Hastaların karşı karşıya kaldıkları tek tehlike bu değil. Bilinçli olarak yapılan gereksiz ameliyatlar, sık tekrarlanan tetkikler doktorların ihmali ve hasta endişesiyle açıklanamaz noktada. AKP döneminde özelleştirilen hizmetler, sağlıkta "çeteleşmeyi" ve çürümeyi beraberinde getirdi.

Fotoğraf: AA

Aslı İnanmışık

Yayın Tarihi: 10.01.2026 , 00:30 Güncelleme Tarihi: 10.01.2026 , 15:17

"Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hastalara yüksek doz radyoaktif madde verildiği ortaya çıktı.

İzmir Tire Devlet Hastanesi'nde MR cihazına giren bir kadın cihazın içinde unutuldu.

Beyin kitleleri normal gösterildi, ameliyat olmayan hastalar rahmi alınmış gibi raporlandı.

Ameliyata gerek duymayan hastalar ameliyat edildi, tedaviye ihtiyacı olmayanlar tedaviye yönlendirildi.1

Tüm bunlar ve daha fazlası hastanelerimizde yaşandı.

Hâlâ daha da yaşanıyor.

Kaç kişinin zarar gördüğünü, kaç kişiye yanlış tanı konulduğunu, yanlış tedavi uygulandığını bilemiyoruz. 

Gereksiz olduğu halde istenen tetkikler, yapılan ameliyatlar, kamu hastanelerinde çekilen MR ve tomografi görüntülerinin raporlarının çoğunlukla hastane dışından ve farklı illerden yazılması, radyologların iş koşulları, yenen hakları, mevcut yönetmeliğe uygun hareket edilmemesi ama en tepede de AKP'nin sağlıkta özelleştirme adımları bu tablonun sebebi.

'Hekimlerin tetkik istemek dışında başka şey yapmaya pek vakti yok'

Hastanelerin en temel hizmeti, muayene süreleri "daha çok hasta bakma" mantığıyla giderek kısaltıldı, 15-20 dakikalardan 5 dakikaya kadar geriletildi.

Muayene hasta şikayetlerinin dinlenebildiği bir alan olmaktan çıkarıldı. Radyoloji2 uzmanı hekim şöyle anlattı:

Doktorun hastanın şikayetlerini dinleyip muayene edebiliyorduk. Öyle olunca zaten bazı tetkiklere gerek de kalmıyor aslında. Görüntüleme gerektirmeyen pek çok şey elenebiliyor. Ancak süre bu kadar azaldığında, sürekli hasta görme baskısı hekimleri detaylı muayeneden uzaklaştırmış durumda, zaten böyle bir zamanları da yok. O nedenle mecburen hastaya' ultrasonunu yaptır, tomografini MR'ını çektir, değerlerine baktır sonra tekrar gel' deniliyor. Hekimlerin tetkik istemek dışında başka şey yapmaya pek vakti yok.

'Hizmet alımı' denilerek taşere edilen sağlık

Bu nedenle ülkemizde tetkik sayısı 5-6 yıldan beri katlanarak artıyor. 

Radyolojik tıbbi teknolojinin yoğun kullanımı son 20 yıla denk düşüyor. Bu rakamlara bakarak Sağlık Bakanlığı gibi ülkemizde "sağlık hizmetlerinin geliştiğini, sağlık alanında son teknoloji tanı olanaklarının yaygınlaştığını" söylemek pek mümkün değil.

Acil servis başvuru sayıları gibi MR görüntülemede de dünya birincisi olmamız övünülecek bir durum değil. Sayıların anlamı doktor doktor dolaşıp daha az muayene edilme, daha fazla tetkik yaptırma demek. MR cihazları ise 7 gün 24 saat vardiyalı çalışma düzeninde hastaların 5’er dakika aralarla girdiği fabrika bant sistemini anımsatır bir hale gelmiş durumda.

Tetkik sayısının artmasıyla kamu hastanelerinde eskiden kamu olanaklarıyla ve kamu personeliyle verilen radyoloji, biyokimya gibi hizmetler de artık "hizmet alımı" şeklinde taşeron eliyle yaptırılıyor.  

Hizmetlerin özelleştirilmesinin çok çeşitli sonuçları oldu. Öncelikle çalışanların sendikal mücadele yürütmesi engellenmiş oldu. Hastanede çalışan ancak kadrolu olmayan hastane dışı personelin kamu hastanelerinde sayısı arttı.

Radyoloji açısından ne oldu?

Hasta bakma süresi kısalıp tetkik sayısı artınca, radyologlar raporlandırmaya yetişemedi. Krizi yaratan ve sonra bu durumu fırsat bilen iktidar raporlamayı da dışarıdan bir "hizmet" olarak almaya başladı. Kamuda çalışan radyoloji uzmanı hekimin anlattıkları şöyle:

Bizim açımızdan en önemli sonucu radyoloji tetkiklerinin artması oldu. Ultrasonu bizzat radyologun yapması gerekiyor. Tomografi ve MR'ı ise hastayı görmeden okuyup değerlendiriyorsun ve raporlandırmasını yapıyorsun. Tüm bunları sayısı artıp radyologlar yetişememeye başlayınca, bu birikme de mazeret gösterilip raporlandırma için de ayrı bir 'hizmet alımı' açıldı. Sağlıkta dönüşüm politikalarıyla birlikte 2006'dan beri sermayeye devamlı alan açılıyor yani.

Devlet hem aynı zamanda "yük" olarak gördüğü bir kamu hizmetinden bu şekilde kurtulmuş oluyor hem de patronlara yeni kâr alanları yaratılıyor.

 

Sistemin ittirdiği yer: Bakılmayan filmler, yanlış yorumlanan raporlar

Hastanelerin radyoloji raporlandırma hizmetlerinin taşere edilmesinin çok ağır sonuçları olabiliyor.

Bir firma pek çok hastanede bu hizmeti satın alıp, sınırlı sayıda radyologun diplomasını binlerce kişinin raporlamasında kullanabiliyor. Bunun önünde bir engel yok. Yani örneğin İzmir'de aynı anda birden fazla hastanede bir kişinin diploması ile yüzlerce hasta bakılıyor. Çok sayıda MR tetkikinin altında aynı kişinin imzası var. 

Tetkikler sağa sola gönderilip çok düşük ücretlere hızlıca rapor yazdırılıyor. Sonuçta Muğla’da çekilen bir MR tetkiki Kayseri’de ya da başka yerlerde raporlandırılabiliyor. "Teleradyoloji" dedikleri bu uygulamada tetkiki kimin raporlandırdığı da meçhul. Diplomasını kiraladıkları emekli bir radyoloji uzmanı adına radyoloji asistanlarına bile rapor yazdırabiliyorlar. Sayılar artarken hem tetkik hem de rapor kalitesi giderek düşüyor. 

Bu ne demek? 

O radyologun tüm bunları okuması olanaksız. Bir radyolog havuzu oluşturuluyor, o havuza tetkikler aktarılıyor. O şirkete bağlı çalışan kişiler bu tetkiklerin sonucunu değerlendiriyor. Çoğunlukla da asistanlar devreye giriyor. Bu alandaki denetlemeler çok yetersiz olduğundan, iş yükü çok ağır olduğundan bir de yapılan yanlışlar imzası olan kişiye ait görüneceğinden şöyle örnekler ortaya çıkabiliyor: 

Bir yaralama olmuştu mesela. Kurşun ortada, neredeyse hekim olmayan birinin bile anlayacağı şekilde vücutta hasar yaratmıştı. Ancak her şey normal rapor edilmişti. Çalışma koşulları mevcut sistemle ve kâr etme arzusuyla birleşince böyle sonuçlar doğuyor. Tek diploma arkasında belki onlarca radyoloji asistanı çalıştırılıyor. Sistem çürüme eğilimi yaratıyor, hekimlerin 'ne de olsa benim imzam yok' diyerek durumu önemsiz hale getirmesine neden oluyor.

'Yenidoğan çetesi' tek örnek değil: Gerek olmadığı halde yapılan ameliyatların yolu radyolojiden geçiyor

"Yenidoğan çetesi" skandalı, bebeklerle de ilgili olduğu için büyük yankı buldu ve sağlıkta özelleştirmenin korkutucu bir yönü olarak ortaya çıktı. Bu skandaldan pek çok şey saçıldı ancak söz konusu yöntemlerin sadece bir alanda kullanılmayacağı çok belli.

Radyolojinin de bir "çetesi" var.

Hastanelerin "ortak" çalıştığı ultrason, MR gibi tetkiklerin yapıldığı görüntüleme merkezlerine hepimizin yolu düşmüştür. Burada kısa zaman çalışan bir radyoloji uzmanının soL'a anlattıkları hiç bilmediğimiz şeyler değil aslında ancak korkutucu:

Bir süre için böyle bir merkezde çalıştım. Sonradan öğrendim ki, 'normal' diye yazdığım raporlar değiştiriliyormuş. Hastayı tedaviye yönlendirebilecek, hastanede tedavi olmasını gerektirecek şekilde düzenleniyormuş. Yani hastanelerle anlaşmalılar. Böyle raporlamalar yapılıyor. 

En sık rastlananı bel MR'ları. Ameliyat gerektirmeyen kas zorlaması gibi sebeplerle oluşan bel ağrıları, raporlarla ameliyat ya da fizik tedavi gerektirecek hale getiriliyor. Benzer durum menisküs yırtıklarında da var. Bana gelen ve dizinden ameliyat olduğunu söyleyen hastanın sadece açıp kapatıldığını, ameliyat edilmediğini görmüştüm. Hastanelerde esas para kazandıran yerler ameliyathaneler. 

Radyolojinin kötüye kullanılmasıyla yapılan gereksiz ameliyatlar CİMER'e şikayet edilip soruşturma konusu da ediliyor.

Daha ürkütücü olanı herkes bu durumu biliyor.

Sağlık Bakanlığı, İl Müdürlüğü, hastaneleri denetleyen müfettişler...

Duruma o kadar hakimler ki, bu nedenle bir yandan da örneğin MR çekimlerine sınırlama getirmek zorunda kaldılar. Ancak bir defa kapılar açılınca kapatmak çok zor.

Özelleştirilen sağlık sistemini dönüştürmekten başka çare de yok.

  • 1

    İzmir'de Yenigün gazetesinin ortaya çıkardığı skandal, hastalara yanlış tanı koyulduğunu ortaya koydu. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin yanlış raporlama yapan şirketle sözleşmesini iptal ettiği öğrenilirken savcılık da konuyla ilgili soruşturma başlattı.

  • 2

    Radyoloji içi "tıbbın gören gözü" denilebilir. Röntgen, ultrason, bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme tekniklerinin hastalıkların teşhisinde ve takibinde kullanıldığı hekimliğin bir uzmanlık alanı.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.