Sayfa yolu
Sağcıların İsrail karşıtlığı samimi mi: Finkelstein'in uyarısı büyük tartışma yarattı
Yayın Tarihi: 17.06.2026 , 10:11
İsrail’in Filistin halkı üzerinde uyguladığı soykırım politikasına dünyada çok çeşitli çevrelerden tepki gösteriliyor. Son yıllardaki zulüm, tepkiyi iyiden iyiye artırdı.
Tepki artınca, pozisyon değiştirip İsrail'e karşı bir söylem benimseyen sağcıların sayısı da arttı. Özellikle de ABD'de.
Siyasetçi, gazeteci veya yeni kuşak yayıncı olan kimi isimlerin "Önce Amerika" diyerek İsrail'e yönelik eleştirileri, Youtube üzerinden tüm dünyada izleniyor. Kimi kesimler, bu "yeni müttefiklerin saflara gelişini" mutlulukla karşılıyor.
Fakat aykırı bir ses, Norman Finkelstein'den geldi. ABD’li tanınmış siyaset bilimci, PoliticsJOE isimli Youtube kanalına verdiği röportajda bu sağcı isimlerin İsrail karşıtlığının arkasında sınıfsal bakış olmadığı için ortaya çıkan bir yahudi düşmanlığı olduğunu, ABD hükümetinin İsrail kontrolünde olduğu iddiasının ABD'yi aklayan bir komplo teorisi olduğunu ve bu isimlerin sağcı "ABD izolasyonizmi" çizgisini benimseyerek iç siyasette bir pozisyon almak uğruna Filistin meselesine yaklaştıklarını savundu ve sola "düşmanımın düşmanı dostumdur demeyin" uyarısında bulundu.
Finkelstein'in çıkışı özellikle ABD'de geniş çaplı bir tartışmayı tetikledi ve sert tepkilerle karşılaştı. Filistin halkının desteklenmesinin herhangi bir kesimin tekelinde olmadığı eleştirileriyle, hatta antisemitist olma suçlamasıyla karşı karşıya kaldı.
Soykırımdan kurtulan ebeveynlerin solcu aydın evladı
Finkelstein için yapılabilecek en absürt suçlamalardan biri antisemitizm olsa gerek. Yahudi olan anne ve babası, İkinci Dünya Savaşı sırasında Varşova gettosunda ve sonrasında Majdanek ve Auschwitz toplama kamplarında Nazi zulmünü yaşamış, barış yanlısı insanlar. Savaştan sonra ABD’ye yerleşen Harry ve Maryla, Kızıl Ordu’nun Nazizm’i alteden asıl güç olduğunu hiç unutmamış ve ölene dek Sovyetler Birliği ve Stalin’e bağlı kalmışlar. Norman da bu aile ortamında büyümüş ve Yahudi kökenli solcu bir aydın olarak yaşamını sürdürmüş.
Bu özelliği ve Filistin halkının hakları için verdiği mücadele genç yaşta girdiği akademi dünyasında başına epey iş açtı. Bazı üniversiteler kendisine kadro vermeyi reddetti. Derslerinde, seminerlerinde çeşitli engellerle karşılaştı.
72 yaşına gelmiş olan bu aydın, yaşamını ve düşünsel mesaisini büyük ölçüde yahudilik kimliğinin ve yahudi soykırımı olgusunun kapitalist düzen ve İsrail tarafından nasıl istismar edildiğini ortaya koymaya ayırdı. 2000 yılında yayımlanan Holokost Endüstrisi isimli kitabıyla tanınmaya başlayan Finkelstein, bu kitabında İsrail’in kendisini eleştiriden azade tutmak, bir tür dokunulmazlık sağlamak için Holokost’u bir ideolojik silah olarak nasıl kullandığını anlatıyor.
Filistin direnişini kınamayı reddetti
Finkelstein, 7 Ekim 2023’teki El Aksa Tufanı operasyonunun ardından hız kazanan İsrail’in soykırım politikasının karşısında da net ve tutarlı bir tutum benimsedi. Yazılarıyla, videolarıyla, çeşitli ortamlarda ve özellikle üniversitelerde yaptığı konuşmalarla ABD’deki tepkinin önemli bir unsurunu oluşturdu. Tutarlı yaklaşımının ülkesi dışında da etkisi oldu.
Konuşmaları sırasında siyonistlerin provokasyon girişimlerine maruz kaldı ve her seferinde bunları sakin bir tavırla savuşturdu. Hamas’ı lanetleme baskılarına karşı sistematik biçimde karşı koydu. Programına çıkardığı herkese Hamas’ı lanetlemeleri için baskı yapan İngiliz programcı Piers Morgan bile bu netlik karşısında pes etti. Finkelstein’e göre 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı Operasyonu ile köleliğe karşı başlatılan isyanlar arasında büyük paralellikler vardı. İkisi de kendilerini yavaş yavaş yok eden zalimlere karşı özgürlük için başlatılan isyanlardı.
Trene sonradan binenler: Carlson, Owens, Kelly, Kent...
Yukarıda söz edilen videoda da tutarlı görüşlerini dile getiren Finkelstein, Filistin dostluğunda sağcı kesimlere güven olamayacağını, bu kesimlerin durup dururken Filistin yanlısı oldukları gibi, siyasi rüzgârların yönüne göre yine başka konumlar alabileceklerini söyledi. Bahsettiği isimler arasında tanınmış gazeteci/yorumcular Tucker Carlson, Candace Owens ile Megan Kelly, ayrıca ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin müdürüyken Trump’ın savaş politikalarını eleştirerek istifa eden Joe Kent gibi isimler vardı.
Bu isimlerin hepsi sağcı siyasi kimlikleriyle tanınıyor. Carlson uzun süre Trump’ı destekleyen, Trump’ın “Önce Amerika” şiarını benimseyen bir gazeteciydi. Son yıllarda ise bu tavrı büyük değişiklik gösterdi. Trump yönetimine yönelik eleştirileri derinleşti ve özellikle Filistin’le ilgili ABD politikasının karşısında konumlandı. Geçmişte hata yaptığını söyledi. Ancak sağcılıktan ve Cumhuriyetçi Parti çizgisinden hiç sapmadı. Hıristiyan-Katolik üstünlüğünü savunmayı sürdürdü. Finkelstein’a göre Carlson aynı partiden başkan aday adayı olacak ve Trump’ın ihanet ettiği “Önce Amerika” sloganının gerçek sahibi olduğunu iddia ederek çalışma yürütecek.
Muhafazakâr bir yorumcu olarak tanınan Candace Owens da Carlson gibi Trump’a verdiği destekle biliniyor. Ama o da zaman içinde bundan uzaklaştı ve ABD politikalarını sağdan eleştiren bir konum benimsedi. Bir de daha da sağda yer alan, hatta faşist denebilecek “sosyal medya kişiliği” Andrew Tate ya da profesyonel poker oyuncusu Dan Bilzerian gibi isimler var. Bunlar meseleyi ırkçı, gerçek anlamda antisemitik bir yaklaşımla ele alıyor.
ABD bürokrasisinin tepe noktalarında yer alıp istifa eden Joe Kent ise ülkemizi de ilgilendiren ilginç bir gönderisiyle hatırlanabilir. X hesabından paylaştığı gönderide Kent, olası bir NATO’dan ayrılma kararının, bir başka NATO üyesi Türkiye'ye karşı İsrail'in yanında saf tutma amacıyla alınacağını ileri sürdü: "Ne yazık ki NATO'dan ayrılmak, özgürlüğümüzü kısıtlayan bağlardan kurtulmak için olmayacak. NATO'dan ayrılacağız ki Türkiye ile İsrail sonunda Suriye'de çatıştığında İsrail'in yanında yer alabilelim. Tüm bunlar, seküler Suriye hükümetinin devrilmesini sağladıktan ve eski bir El Kaide/IŞİD liderini cumhurbaşkanı yaptıktan sonra gerçekleşiyor. Ortadoğu'da hem kundakçı hem de itfaiyeci rolü oynamayı bırakmanın vakti geldi, buna değmez."
Filistin davasını kapitalist siyasetin kozu olmaktan kurtarmak
Bütün bu örneklerde görüldüğü gibi, 7 Ekim 2023’e kadar hep solun alanında yer alan, hiçbir zaman sağa ait olmayan Filistin davası, şimdi kimi sağcılar tarafından da sahipleniliyor. ABD sağının (buna Demokratlar da dahil) bazı kesimleri ABD’nin izolasyonist, müdahale karşıtı bir dış politika izlemesi gerektiğini öne sürüyor.
Bu kesimler İsrail’in ABD politikalarını belirlediğini, Epstein ve benzeri dosyalar üzerinden Trump’ı avcunun içinde tuttuğunu, aslında ABD taraftar değilken onu savaşa sürüklediğini iddia ediyorlar. Ve ABD’nin İsrail’le arasına mesafe koymak için Filistin meselesini öne çıkarıyorlar.
Bu sağcıların Filistin halkının hakları ve özgürlüğü gibi bir hedef üzerinden değil, ABD’nin İsrail politikasının değişmesi gerektiğinden yola çıktığını görmek zor değil. Onların zulüm gören halklar gibi bir derdi yok. Finkelstein haklı olarak bu ikiyüzlülüğe karşı çıkıyor. Zira, rüzgâr değiştiğinde onlar da yön değiştirecekler.
“Sağcı, solcu, Filistin’i savunduktan sonra ne fark eder” diyenler bu konudaki açıklamaları nedeniyle Finkelstein’ı şiddetle eleştiriyor. Oysa onun yapmaya çalıştığı şey, Filistin’i sahiplenme olgusunu yeniden ayaklarının üzerinde doğrultmak; kapitalist siyasetin bir kozu olmaktan çıkarmak ve gerçek anlamda özgürlük mücadelesinin konusu kılmak.
7 Ekim 2023’ü izleyen yaklaşık iki yıllık bir dönemde Filistin’de yürütülen soykırım Batı ülkelerinde, ve özellikle ABD’de şiddetle eleştirildi. Milyonlar uzun süre sokaklara döküldü. Özellikle üniversitelerde gençliğin yaptığı çeşitli eylemler ülke gündemini belirledi. Siyonistlerin bunları engelleme çabaları pek etkili olmadı.
Ancak son aylarda bu konuda daha ciddi bir baskı var. Bazı Batı ülkelerinde kimi sloganlar, ifadeler ya da simgeler suç kapsamına alınmaya başladı. Hükümetler söylemlerini sertleştirdi. Siyonizmin uluslararası çabaları sonuç vermeye başladı.
Finkelstein’ın çabası bu nedenle daha da önemli. Filistin meselesinin, Aksa Tufanı öncesi dönemde olduğu gibi uzun zaman unutulmaması için bu doğrultuda yapılması gereken çok şey var.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.