Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Piyasacı anlayış yaşlılara ölüm getirir!

Narayama Türküsü'nü izlediğimde neyse ki böylesi bir dramı çoktan geride bırakmışız diye derin bir nefes almıştım. Oysa şimdi yaşlıların çoğunun sokakta yaşadığı bir ülke yoluna girmek üzereyiz.

Çiğdem Fulya Dönmez*

Yayın Tarihi: 25.06.2024 , 07:05 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Tarihin gerisinde kaldığı düşünülen yüzlerce yıl önceki hikâye gerçeğe dönüşüyor. Bugünlerde, yıllar önce izlediğim, Japonya’da katı geleneklerinin anlatıldığı ‘Narayama Türküsü’ filmi (The Ballad of Narayama - 1958) hatırımda. Filmde geçmişe ait bir Japon geleneğine göre, yoksulluğun yarattığı zorunluluk yüzünden yetmişine gelen yaşlılar ailelerine artık yük olduğu için çocukları tarafından dağ başına ölüme terk ediliyorlardı. Filmde yaşlının üretime bir katkısı olmaması ve ailedeki yaşlının sofradan eksilmesinin arkadan gelecek gençlerin karnının doymasına olanak tanımasını yaşanan sefaletin bir sonucu olarak sunuluyor. Filmi seneler önce izlediğimde neyse ki böylesi bir dramı çoktan geride bırakmışız diye düşünerek derin bir nefes almıştım. Oysa şimdi geldiğimiz noktada yaşlıların çoğunun sokakta yaşadığı bir ülke yoluna girmek üzereyiz.  

Yaşlıların günümüzde ölüme itildiği noktaya nasıl geldiğimizi anlamak için önce biraz yaşlı nüfusundaki istatistik verilerle başlayalım. Ardından gelişmiş bir kapitalist ülke olan Birleşik Krallık örneği üzerinden ilerleyelim. 

Dünyada yaklaşık bir milyar olan yaşlı nüfusunun, 2030 yılına kadar 1,4 milyara yükseleceği, 2050 yılına gelindiğinde ise bu sayının iki katına çıkarak 2,1 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Yaşları 80 ve üzeri olan kişilerin sayısının ise 2020- 2050 yılları arasında üç katına çıkarak 426 milyona ulaşması beklenmektedir.1 TÜİK verilerine göre ise Türkiye’de 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus, 2018 yılında 7 milyon 186 bin 204 kişi iken %21,4 artarak 2023 yılında 8 milyon 722 bin 806 kişi oldu.  Bu oranın önümüzdeki yıllarda artmaya devam edeceği ön görülüyor. (Bkz. Şekil 1).  Bununla birlikte veriler ülkemizdeki yaşlı nüfusun yoksulluk oranının 2019 yılında yüzde 14,2 iken 2023 yılında yüzde 21,7’ye çıktığını göstermektedir.2

Şekil 1

Yaş grubuna göre nüfus oranı, 1935-2080

Yukarıdaki oranlardan da görüldüğü gibi ülkemizde ve diğer ülkelerde yaşlı nüfusunun giderek artmasının bir sonucu olarak yaşlılar özellikle de sağlık ve konaklama başlıklarında kapitalist sistem içerisinde bir dizi sorunla kaçınılmaz olarak karşılaşmaktadır. Bu yazıda meseleye daha yakından bakmak için gelişmiş bir kapitalist ülke örneği olarak Birleşik Krallık’ta yaşlı nüfusu konusunda yaşanan krize odaklanmak, buradaki perspektiften yaşlı nüfusu giderek artan ülkemizde ilerleyen yıllarda karşımıza çıkabilecek daha karmaşık sorunlara şimdiden bir bakış açısı getirmesine yardımcı olacaktır. 

1850’de Birleşik Krallık’ta ortalama yaşam süresi 40 yıl iken 1950’ye gelindiğinde bu süre 70 yıla ve 2021’e gelindiğinde ise 80 yıla kadar yükseldi. Yaşam süresinin uzaması ve ölüme neden olan birçok bulaşıcı hastalığın kontrol altına alınması 20. yüzyılda bilim, teknoloji ve işçi sınıfı mücadelesinin bir sonucu olarak mümkün kılındı. Sağlık hizmetlerine erişimin insanların ölüm korkularıyla baş etmesine yardımcı olmasıyla birlikte, 1948’de hizmet vermeye başlayan Britanya Ulusal Sağlık İdaresi’nin (NHS) mimarı Aneurin Bevan, sağlık hizmetinin “korkudan kurtuluş” anlamına geldiğini söylüyordu. 1950’lerin sonlarında, 1917 Ekim devrimi sonrası kurulan sosyalist sağlık anlayışının varlığı ve işçi sınıfının yükselen hareketi kapitalist ülkelerde dahi herkesin erişebileceği genel sağlık hizmetlerine yönelik talebi önünde durulamaz şekilde yükseltmiş ve bunun sonucunda Birleşik Krallık’ta kamucu bir sağlık sistemi gündeme gelmiştir. Ancak, 1980'lerde yükselen neoliberal özelleştirme saldırısı ve Sovyetler Birliğinin yıkılması sonucu değişen sınıfsal dengelerle beraber 2009’a gelindiğinde Birleşik Krallık’ta NHS artık özel şirketlerin giderek büyüyen bir role sahip olduğu parçalı bir sağlık piyasası yoluna sokuldu.3 Doğal olarak, toplumun en savunmasız katmanları olan yaşlılar bu piyasalaşmadan en çok zarar görenler oldu. Binlerce yaşlıya bakım veren kurum özel sektöre devredildi. 

Kapitalizmde yaşlılık, emekçileri ölüme sürüklerken, sermaye sahibi küçük bir azınlık içinse zenginlik yaratmaktadır. Birleşik Krallık’ta huzur evlerinin %84’ü özel sektöre terk edilmiş durumdadır ve emekçilerin düşük ücretle çalıştırılması için çoğunlukla herhangi bir sağlık eğitimi olmayan göçmenler işe alınmakta ve yine bakımı ucuza getirmek için huzur evlerinin yaklaşık %60’ında hiç hemşire çalıştırılmamaktadır._-5 Birleşik Krallık’ta ne kadar emekli maaşı alınacağı emekçilerin ulusal sigorta kaydına bağlı olarak değişmekle birlikte, emeklilere ödenen tam emeklilik maaşı haftalık 169,50 £'dur.6 Huzur evinde kalmanın haftalık maliyeti ise 1.410 £'dur.7 Sanıyorum, huzur evi ücretleri ile emekli maaşı arasındaki bu uçurum İngiltere sokaklarında neden binlerce evsiz gördüğümüzü de fazlasıyla resmetmeye yetiyor.  

Görece maddi durumu daha iyi olan binlerce emekli ise, huzur evlerinde kalabilmek için evlerini satmak zorunda bırakılıyor ve sokaklarda yaşamaktan kurtulabilen yaşlıların bir kısmı da huzur evlerinin kötü sağlık koşulları nedeniyle beslenme yetersizliği, dehidratasyon ve yatak yaraları gibi bakım yetersizliklerinden ölüme terk ediliyor. Birleşik Krallık, huzur evlerini özel sektöre bırakmanın bedelini özellikle de huzur evlerinde yaşanan ölümlerin skandal haline geldiği Covid-19 pandemisi sürecinde yaşadı. Birleşik Krallık Ulusal İstatistik Ofisi verilerine göre, yaşlı bakım evlerindeki ölümler İngiltere ve Galler'deki tüm Covid-19 ölümlerinin yaklaşık %40'ını oluşturmuştur.8 Uluslararası veriler ise gelişmiş kapitalist ülkelerdeki huzur evi sakinlerinin Covid-19 ile ilişkili tüm ölümlerin %35 ila %85'ini oluşturduğunu göstermektedir.9 O dönemde Birleşik Krallık’ta hükümet panik halinde ülkenin prestijini kurtarmak için özel sektörlere pandemiye özgün yönergeler iletse de, ilgili yönergelerin uygulanması özel sektör patronlarının insafına bırakıldığı için meseleye ilişkin hiçbir yol kat edilemedi. Konuya ilişkin yapılan bazı çalışmalar Covid-19 pandemisindeki ölümlerin; koruyucu ekipmanlardaki yetersizlik, yetersiz personel, kurum emekçilerine verilen düşük ücret ve enfeksiyon kontrol tedbirlerinin yeterince alınmaması gibi önlenebilir ölüm nedenlerinin özelleştirmenin bir sonucunu olduğunu desteklemektedir.10 Dolayısıyla, sağlık sisteminin merkezi olarak devlet eliyle yönetilmemesinin ve toplumcu sağlığın öncelenmediği bir sistemin yoksul halkı nasıl ölüme götürdüğünü görmüş olduk. Pandeminin yaşandığı dönemde Glasgow Üniversitesi ve Oxford Üniversitesi kanıta dayalı tıp merkezinin iş birliği içinde yaptığı palyatif bakım, yas ve yaşam sonu araştırmaları ekibindeki araştırmacılardan biriydim ve huzur evine sunduğum proje önerilerinden birinin meseledeki özelleştirme ve personel eksikliği vb. konularına vurgu yapması ekip lideri tarafından panikle karşılandı. Araştırma ekibi lideri: ‘Çalışmada ‘müşteri’ memnuniyetine odaklanmazsak proje için hiçbir yerden fon bulamayız. Sen benim işimden mi olmamı istiyorsun?’ dediğinde nasıl bir dünyada bilim yapmaya çalıştığımı tekrardan hatırlamış oldum. Bilimsel araştırmaların piyasacı düzenden nasıl etkilendiğinin ayrıntıları bir başka yazının konusu olsun. 

Gelelim Türkiye’deki duruma. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 2024 verilerine göre: Türkiye’de huzur evi sayısı 168 iken özel huzur evi sayısı 265’e ulaşmıştır.11 Kültürel bağlamda yaşlıyı koruyan ve huzur evlerinden çok evde bakımı önceleyen bir yapı içerisinde çoğunlukla kadınların üzerinde olan bakım sorumluluğu ülkemizdeki krizin görünürlüğünü azaltmaktadır. Ancak, piyasalaştırma sürecinin ilerlemekte olduğu tüm ülkelerde, önceden kamu eliyle sunulan sağlık hizmetleri yerini özel sektöre bırakırken, bu kurumların ticari kaygılarla kâr elde etmeyi tek amaç haline getirdiği düşünüldüğünde, ülkemizde de sürecin nereye gideceği tahmin edilebilir. Neoliberal sağlık politikaları sonucu gelinen bu durumla, piyasanın insafına ve rekabetin kural tanımayan gücüne terk edilmeyen, kâr amacı gütmeyen, verimli bir kamusal yapıyı savunarak mücadele etmek zorundayız.  

Sağlık piyasalaştırılması, en acı sonuçlarını pandemi döneminde gelişmiş kapitalist ülkelerdeki özel yaşlı bakım sektörlerindeki orantısız yaşlı ölümleriyle, huzur evlerini ölüm evlerine dönüştürerek bize gösterdi. Yakında yaşlıların çoğunun sokakta yaşadığı bir ülke olmamak için ayağa kalmak zorundayız. Geçtiğimiz günlerde, Türkiye Komünist Partisi yaşlıları sisteme yük olarak gören bu düzene karşı emekçileri bir araya gelmeye çağıran 10 maddelik bir metin yayınladı. Bu metinde, Asıl ‘Yük’ Bu Düzendir başlığı altında yayınladığı emekçilerin taleplerinden biri olan ve sadece politik değil bilimsel bir ilke de yer almaktadır: ‘Bakım evleri ticari bir faaliyet olmaktan çıkarılıp, tamamen ihtiyaç duyan tüm yaşlıların yararlanabileceği bir kamu hizmeti olarak hayata geçmelidir!’ Bu çağrı, sorunun kaynağına işaret eden ve gerçekçi bir anlayışla çözüm önermesiyle konuyla ilgili diğer tüm yaklaşımlardan kendini ayırt ediyor. Ayrıca, TKP’nin Türkiye’nin hemen her yerinde açtığı semt evleri, emekçilerin kendi yaşam, üretim ve dayanışma merkezleri haline getirmeye ve onları birlikte mücadeleye davet etmesi de insan yaşamının ve sağlığının vazgeçilmez gerekliliği olan örgütlülüğe işaret etmesi açısından da çok değerlidir. Piyasa ekonomisi nasıl ölüme davetiye çıkarmaksa, örgütlülük insanca yaşama davet anlamını taşımaktadır. 

* Dr. Öğr. Üyesi. Gerontoloji Bölümü Öğretim Üyesi

  • 1World Population Prospect 2022: release note about major differences in total population estimates for mid-2021 between 2019 and 2022 revisions. New York: United Nations Department of Economic and Social Affairs, Population Division (https://population.un.org/wpp/Publications/Files/WPP2022_Release-Note-rev1.pdf.)
  • 2TÜİK, İstatistiklerle Yaşlılar (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Yaslilar-2023-53710)
  • 3Hermann, C. Kapitalizmde sağlık, sağlıksızlık semptomları. L. Panitch ve C. Leys (Eds.). Yordam Kitap
  • _-5Older people living in care homes in 2021 and changes since 2011. (https://www.ons.gov.uk/peoplepopulationandcommunity/birthsdeathsandmarriages/ageing/articles/olderpeoplelivingincarehomesin2021andchangessince2011/2023-10-09) 84% of care home beds in England owned by private firms. https://www.theguardian.com/society/2019/sep/19/84-of-care-home-beds-in-england-owned-by-private-firms
  • 6The basic State Pension. https://www.gov.uk/state-pension/how-much-you-get. Erişim Tarihi:24.06.2024
  • 7Care home fees and costs: How much do you pay?https://www.carehome.co.uk/advice/care-home-fees-and-costs-how-much-do-you-pay. Erişim Tarihi:24.06.2024
  • 8Britain’s care home crisis: a national scandal. ( https://communist.red/britain-s-care-home-crisis-a-national-scandal/)
  • 9Schultze A, Nightingale E, Evans D, et al. Mortality among Care Home Residents in England during the first and second waves of the COVID-19 pandemic: an observational study of 4.3 million adults over the age of 65. Lancet Reg Health Eur. 2022 Jan 10;14:100295. doi: 10.1016/j.lanepe.2021.100295. PMID: 35036983; PMCID: PMC8743167.
  • 10Comas-Herrera A, Zalakain J. Mortality associated with COVID-19 outbreaks in care homes: early international evidence. LPN. 2020. Available: https://ltccovid.org/wp-content/uploads/2020/06/Mortality-associated-with-COVID-among-people-who-use-long-term-care-26-June.pdf.
  • 11https://www.aile.gov.tr/sgbd/istatistik-sayfalari/aylik-istatistik-bulteni/

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.