Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

PAZAR SÖYLEŞİSİ | İktidar Gülşen üzerinden ne yapmaya çalışıyor?

Hukukçu Eminağaoğlu, Gülşen'in tutuklanmasının ağır bir hak ihlali olduğunu belirtirken, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Erden de 'asıl ahlaka mugayir tutumlar iktidara aittir' dedi.

Burcu Günüşen

Yayın Tarihi: 28.08.2022 , 07:40 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:09

Sanatçı Gülşen'in tutuklanmasına giden süreci, bundan sonra ne olacağını, iktidarın ne yapmaya çalıştığını Hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu'na ve Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Avukat Müjde Tozbey Erden'e sorduk.

Seçimlerin yaklaştığı bir dönemde, bu gibi kararların giderek arttığına dikkat çeken Eminağaoğlu "Kin ve düşmanlığı yaratanın, aslında hukukun dışına çıkılarak verilen bu gibi kararlar olduğu açık değil mi?" dedi.

Avukat Erden de birçok istismar ve şiddet failinin elini kolunu sallayarak dolaştığı ülkede Gülşen'in en fazla para cezası ödeyeceği bir eylemden tutuklanmasının iktidarın gerici yaşam şekillerini dayatması anlamına geldiğini vurguladı. Erden "Gülşen’e elbette sahip çıkacağız, mesele Gülşen’in çok ötesindedir, bugün olduğumuz taraf laikliğin, kadınların özgürlüğünün tarafıdır. Bu dayatmalara boyun eğmeyeceğiz, gericilerle asla uzlaşmayacağız" ifadesini kullandı.

Hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu konuya ilişkin sorularımızı yanıtladı.

'Ne gözaltı ne tutuklama ne de atılı suçun unsurları oluşmuş'

Gülşen’in tutuklanmasına kadar giden sürecin hukuki açıdan bir değerlendirmesini yapar mısınız?

Gülşen, 30 Nisan 2022 tarihinde söylediği ileri sürülen bir söz nedeniyle, 25 Ağustos 2022 tarihinde kolluk tarafından gözaltına alındı. Aynı gün, önce kolluk, sonra savcılıkça ifadesi alınarak, savcılıkça sevk edildiği sulh ceza hakimliğince de aynı gün tutuklandı.

Suç tarihi dikkate alınırsa, suçüstü halinden söz edilemeyeceğinden gözaltı koşulları oluşmamıştır. Soruşturma açılması karşısında, ifade için daveti için çağrılmalı idi.

Tutuklama için, kaçma veya kanıtları karartma durumunun somut olarak varlığı gerekmektedir ki, tutuklama kararında bu sözler soyut olarak tekrarlanmış, bu koşulların açıkça nasıl var olduğu ortaya konulamamıştır. Olayda bu koşullar bulunmamaktadır. Kaldı ki, tutuklama koşullarının olduğu durumlarda da tutuklama kararı orantısız bir durum yaratıyorsa, yurt dışına çıkış yasağı veya bulunduğu yerde belli günlerde imza atma gibi adli kontrol kararı da verilmemesi, hukuka aykırılığın daha ileri derecede yaşanmasına yol açmıştır.

Atılı suç, somut bir tehlike suçudur. Yani söylenen sözler, açık ve yakın bir tehlike yaratmalı, buna elverişli olmalıdır. Söylenen sözlerle böyle bir durum söz konusu olmamıştır.

'Kin ve düşmanlığı yaratan bu kararlar'

Gülşen, imam hatiplilerin genelini kasteden bir sözünün olmadığını ifade etmiş, hatta yanlış anlama söz konusu ise özür de dilemiştir. Gülşen'in bu sözleri, kendi müzik grubu içinde, şakalaşırken söylediği ortaya çıkmıştır ki, bu durum zaten suç işleme kastının da olmadığını göstermektedir. Atılı suç kasıtla işlenebilen suçtur.

Bu koşullar altında ne gözaltı, ne tutuklama ne de atılı suçun unsurları oluşmamış iken, yargı organlarında böyle bir karar verilmesi, yargının bağımsız olmadığını, iktidardaki gücün etki ve beklentilerine göre hareket ettiğini göstermektedir.

Seçimlerin yaklaştığı bir dönemde, bu gibi kararların giderek arttığı görülmektedir. Kin ve düşmanlığı yaratanın, aslında hukukun dışına çıkılarak verilen bu gibi kararlar olduğu açık değil mi?

Cumhuriyet tarihinde yargının en çok iktidarın etkisi altında olduğu dönem

Tutuklama kararı veren hakim İbrahim Eroğlu'nun Sulh Ceza tecrübesi yalnızca 13 gün. Hakimliğe ise 15 Temmuz darbe girişiminden sonra başlamış. İstanbul'a da geçen yıl getirilmiş. Tutuklamaya sevk eden savcı İstanbul Başsavcılığı Basın Soruşturmalarından Sorumlu Türkşat Kuntay Uçuk. Henüz 20'li yaşlarda, Sedef Kabaş'ı gözaltına aldıran savcı aynı zamanda. Bu bilgiler bize ne söylüyor sizce?

Yargıç ve savcılar, mesleğe doğrudan iktidarın etkisi altındaki bir işlemlerle alınmaktadır. Yargıç ve savcılar hakkındaki işlemleri yapan HSK, doğrudan iktidarın etkisi altındadır. Cumhuriyet tarihinde, hem yargıç ve savcıların, hem de HSK'nın en çok iktidarın etkisi altında olduğu bir dönem yaşanmaktadır. İktidarın etkisi ve anlayışına göre mesleğe alınan, mesleki deneyim ve birikimi olmadan büyük merkezlerde çalıştırılan yargıç ve savcılar, hukukun üstünlüğüne göre hareket etmek yerine, iktidarı rahatsız etmemek yoluyla, aynı zamanda kendi dünya görüşlerini de gözeterek, kendi mesleki geleceklerini de riske atmayacak bu şekildeki kararlara imza atmaktadırlar. Yargıdan FETÖ'yü temizliyorum diyen iktidar, kadrolaşmayı daha üst düzeylere taşımıştır.

'Tutuklamaya başvurulması ağır bir hak ihlalidir'

Bundan sonraki hukuki süreç nasıl işleyecek?

Gülşen hakkında verilen tutuklama kararına asliye ceza mahkemesinde itiraz edildiği öğrenilmiştir. Asliye ceza mahkemesi, tutuklama koşullarının varlığını değerlendirerek, itirazın kabulüne veya itirazın reddine karar verecektir. İtirazın kabulüne karar vermesi halinde koşulsuz olarak salıverilmesine karar verebileceği gibi itirazın kabulü durumunda tutuklamanın orantısızlığından hareketle yurt dışına çıkış yasağı veya belirli günlerde oturduğu yerdeki kollukta imza vermesi gibi adli kontrol tedbiri uygulanarak salıverme kararı da verebilecektir. Aksi halde itirazın reddine karar verecektir.

Bu aşamadan sonra savcılık, varsa diğer kanıtları toplayarak, bunun sonucuna göre soruşturmayı sonuçlandıran işlemini yapacaktır ki, bu işlem kovuşturmaya yer olmadığı kararı veya iddianamedir.

Eğer dava açılırsa Gülşen'in TCY'nın 216/1'inci maddesinde düzenlenen ve bir yıldan üç yıla kadar ceza öngören halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan yargılanacağı anlaşılmaktadır.

Bir mahkumiyet kararı verilmesi durumunda ise, bu karara karşı istinaf ve de temyiz yolu açıktır.

Atılı suçun oluşup oluşmaması ve tutuklama koşullarının da bulunup bulunmaması bir yana, bir mahkumiyet kararı verilmesi durumunda, bu suçun da bulunduğu kategoride altı yılın altındaki hapis cezaları konusundaki infaz hükümleri gözetilince, infaz döneminde cezaevinde geçirilecek bir durum da söz konusu değildir. Bu koşullar da ayrıca gözetildiğinde tutuklamaya başvurulması ağır bir hak ihlalidir.

'Her yol ve koldan dayatma'

Gülşen gerek açıklamalarıyla, gerek tarzıyla bir süredir iktidarın hedefinde. Belli ki iktidar içinde bir grup bu tarz konularla ilgili özel olarak çalışıyor. Gülşen'in basına yansıyan görüntülerindeki konser örneğin Nisan ayında gerçekleşmiş. Siz bu zamanlama konusunda ne düşünüyorsunuz? İktidar Gülşen üzerinden ne yapmaya çalışıyor?

İktidar, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi giyinmeyen, kendisi gibi yaşamayan kişileri, olmadık gerekçelerle, bağımsız olmayan yargı üzerinden baskı altına almakta, özgürlüklerin kısıtlanmasına yol açmaktadır.

Burada, yargının hukuku gözeterek hareket ettiğinden değil, iktidarın anlayışını öne çekerek hareket ettiği çok açıkça görülmektedir.

Bu şekilde, sanatçılar, basın mensupları, akademisyenler, aydınlar, muhalif kimlikler üzerinde yaratılan işlemlerle uygulanan yaptırımlarla, topluma mesaj verilmekte, halk üzerinde daha da öteye geçilerek sindirme, baskı gibi yollara başvurulabileceği hususunda, kendi anlayışını her yol ve her koldan dayatmaya çalışmaktadır.

İktidar, gerek kendisi ile ilgili konular söz konusu olduğunda, bağımsız olmayan yargı üzerinden bu gibi işlemlerle gündemin değişmesini sağlamaktadır.

Seçimlerin yaklaştığı bir dönemde, toplumu tahrik ederek, kendi tabanını da gerçek dışı gerekçelerle konsolide etmeye çalışmaktadır.

Erdoğan, geçmişte kendisini şiir okuduğu için mahküm olmuş bir kişi olarak ifade etmiş idi. Oysa şiir okuduğu için değil, o şiir içeriği ile halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği için mahkum olmuş ve suç nedeniyle özür bile dilememiş idi.

'Makbulleştiremedikleri kadınları sindirmek için bir gözdağı'

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Avukat Müjde Tozbey Erden ise Gülşen'in tutuklanmasını "makbulleştiremedikleri kadınları sindirmek için bir gözdağı" olarak niteledi. Birçok istismar ve şiddet faili serbestken, Gülşen'in en fazla para cezası ödeyeceği bir eylemden tutuklu olduğuna dikkati çeken Erden "Kusura bakmasınlar, asıl ahlaka mugayir tutumlar iktidara aittir, bu suçlamaları kadınlar olarak misliyle iade ediyoruz" dedi.

"Gülşen’e elbette sahip çıkacağız, mesele Gülşen’in çok ötesindedir, bugün olduğumuz taraf laikliğin, kadınların özgürlüğünün tarafıdır. Bu dayatmalara boyun eğmeyeceğiz, gericilerle asla uzlaşmayacağız" diyen Erden'in sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Gülşen’in tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Konserinde imam hatiplilere yönelik sarf ettiği sözlerden dolayı Türk Ceza Kanunu’nun 216. Maddesi olan "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçundan hakkında başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan şarkıcı Gülşen, tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Söz konusu suçlamanın, Türk Ceza Kanunu’ndaki karşılığı -olsa olsa- sadece para cezası olan bir suçtan dolayı hiç kimse tutuklanamaz. Kaldı ki sözlerinde suç unsuru da bulunmamaktadır. Gülşen’in tutuklanması sadece muhalif olan insanları korkutmayı, gerici yaşam tarzı ve ahlakını dayatmayı amaçlamaktadır. 

Gülşen’in tutuklanması sadece korku imparatorluğunun yaratılmasında ki bir adım. Gericiliğin sınırlarını kabul etmeyen, makbulleştiremedikleri kadınları sindirmek için bir gözdağı.

Tutuklama kararı veren hakim ve savcıyla ilgili basına yansıyan bilgiler bize ne söylüyor sizce?

Türkiye'de hakim ve savcıların çok kısa süren deneyimlerine rağmen önemli mevkilere atandıklarını ilk kez görmüyoruz. Bahsettiğiniz örnek oldukça yaygın olarak karşımıza çıkmakta. Hakim ve savcılık atanmalarından önce yapılan mülakatların, ülkemizde ortalama 3 saniye sürdüğü tespit edilmiştir. Söz konusu 3 saniyede hakim ve savcı adaylarına ne sorulduğunu/sorulmadığını hepimiz biliyoruzdur. Eğitim düzeylerine ve niteliklerine göre değil de, politik duruşlarına göre belirlenen hakim ve savcıların, Gülşen’de verdiği karar bu yüzden bizi şaşırtmıyor. 

Ne yazık ki uzun zamandır yargı tehdit ve baskı altına altına alınmaya çalışılıyor. Örneğin basının açık şekilde tehdit edildiği, saldırıya uğradığı, skandal haberlere jet hızıyla erişim engelleme kararları verilen başlıklarda da hızlı atanan hakimlerin olduğunu görüyoruz. 

Dahası hepimizin bildiği gibi bırakın göz önündeki insanları, kadın ve çocuklara yönelik saldırıların birçoğuna soruşturma dahi açılmaması, yargı bağımsızlığının ne boyutta olduğunun da işareti. 

Kadın ve çocukları korumayan adalet sistemi, bizi yıldırmaya çalışıyor bunun farkındayız. Politik bir tarafın, bir örgütlülüğün, çocuk istismarını, kadına yönelik şiddeti meşru kılmaya çalıştığını da biliyoruz. Birçok istismar ve şiddet faili ülkemizde ellerini kollarını sallayarak dolaşırken Türkiye'de hakim ve savcıların da bu taraflılığın parçası olmadıklarını iddia edemeyiz.

Kamu adına hareket etmesi gereken yargı iktidar adına hareket ediyorsa, iktidarın beklentileriyle çelişmemek adına susuyorsa, iktidarla yargı arasında hiyerarşik bir sistem tesis edildiği anlamına gelir. Türkiye'de kuşatılmış, bağımsız olmayan bir yargı sistemi var. Buradan adalet beklemenin de sınırları olduğu kanaatindeyim

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin sahiplendiği, Sinop’ta eşi tarafından evde kemerle boğularak öldürülen bir kadının küçük kızı, babasının cinsel istismarına maruz kalmasına rağmen baba “cinsel istismar” suçlamasından bir gün dahi tutuklanmamış ve ilk celsede beraat etmişti.
 
Yine derneğimizin davası olan Ankara ilinde ilaç içilerek bayıltılan, bir otelde birçok erkeğe pazarlanan Eda Nur Kaplan, yaşadığı cinsel saldırı olayından dolayı intihar etti. Eda’ya tecavüz edenler, aylarca tutuklanmadı, davanın devamında birkaç aylık tutuklamadan sonra beraat ettirildiler.
 
Ankara’da koruma kararına rağmen eşi tarafından öldürülen Döndü Şengül ise öldürülmeden önce 6 yaşındaki küçük kızının babasının cinsel istismarına uğradığını ortaya çıkarmış ve savcıya eşinin tutuklanması için yalvarmıştı. Fakat küçük kızının bekaretinin bozulmadığı iddia edilerek baba tutuklanmamıştı. Baba, karakoldan çıkar çıkmaz Döndü’yü öldürmüştü.
 
İstanbul’da 12 yaşından 14 yaşına kadar babasının istismarına uğrayan başka bir küçük kızımız için, mücadelemize rağmen babası tutuklanmadı ve sadece bir ay elektronik kelepçe takıldı, ardından beraat ettirildi.

Görüleceği üzere birçok istismar ve şiddet faili, ülkemizde ellerini kollarını sallayarak dolaşırken, Gülşen en fazla para cezası ödeyeceği bir eylemden tutuklu ise, iktidarın amacı sadece ve sadece kendi gerici yaşam şekillerini bizlere dayatmaktır. Kusura bakmasınlar, asıl ahlaka mugayir tutumlar iktidara aittir, bu suçlamaları kadınlar olarak misliyle iade ediyoruz.

Gülşen gerek açıklamalarıyla, gerek tarzıyla bir süredir iktidarın hedefinde. Belli ki iktidar içinde bir grup bu tarz konularla ilgili özel olarak çalışıyor. Gülşen'in basına yansıyan görüntülerindeki konser örneğin Nisan ayında gerçekleşmiş. Siz bu zamanlama konusunda ne düşünüyorsunuz? İktidar Gülşen üzerinden ne yapmaya çalışıyor?

Elbette uzun zamandır cesur sahne kıyafetleri, LGBTİ bireylere verdiği destek, taviz vermediği çizgisi nedeniyle kendisinin açığını aradılar. 

Adeta bir şeriat rejiminde yaşıyormuşuz gibi Nisan'da bir konserde arkadaşına yaptığı bir espri yüzünden devlet bakanı dahi olaya dahil oldu. Gülşen üzerinden insanlara gözdağı verilmeye çalışıldığını, dinci gericiliğin tam da bu olduğunu gösterdiklerini düşünüyorum. Türkiye'de laiklik çok uzun zamandır sahip çıkmaya çalıştığımız ve birçok kesimin kırmızı çizgisi diyebilirim. Işte buna yöneliktir saldırıları.

Gülşen ve onun gibi seküler insanlara yönelen bu politik tavrın kaynaklarını biliyoruz. Bu politika kaynağını ortaçağdan alan, tarikat ve cemaatlerin başını çektiği kadın düşmanı, cumhuriyet düşmanı, laiklik karşıtı, gerici bir tavırdır. Mevcut feodal yapının korunmasını sağlamakta ve erkeğin gücünü pekiştirmekte.

İktidar taraftarları zaten Gülşen hakkında bir linç kampanyası yürütürken, CHP'nin ilk tepkisinin "imam hatipleri biz kurduk" "maksadını aşan bir şaka" şeklinde olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Talihsiz bir açıklama yapıldığını düşünüyorum. Amasız fakatsız verilecek cevabın Gülşen'e yapılana karşı çıkmak olması gerekirdi.

Bu şekilde verilen bir tepkinin dinin siyasal ve toplumsal yaşayışı belirlememesi fikrini, yani laikliği reddeden bir tutum olduğunu söyleyebiliriz. Oysaki ne giyeceğimizden tutun da, nasıl espri yapacağımıza kadar tam da dini değerlere göre yaşamlarımız belirlenmekte. Laiklik sırtımızdan atacağımız bir kambur değildir. Şu andaki atmosferde özellikle de biz kadınlar için hava kadar su kadar gereklidir.

Bir kadın yurttaş olarak Gülşen'in maruz kaldığı muamele hakkında ne söylenebilir? Onun hakkı ve hukuku gözetilebilecek mi bu süreçte?

Gülşen arkadaşına yaptığı şakadan dolayı tutuklu ise, iktidarın amacı sadece ve sadece kendi gerici yaşam şekillerini bizlere dayatmaktır. Kusura bakmasınlar asıl ahlaka mugayir tutumlar iktidara aittir, bu suçlamaları kadınlar olarak misliyle iade ediyoruz.

Gülşen’e elbette sahip çıkacağız, mesele Gülşen’in çok ötesindedir, bugün olduğumuz taraf laikliğin, kadınların özgürlüğünün tarafıdır. Bu dayatmalara boyun eğmeyeceğiz, gericilerle asla uzlaşmayacağız. Bizi yalnızca mahkeme salonlarında göreceklerini de sanmasınlar, sokaklarda, çalıştığımız işyerlerinde, yaşadığımız konutlarda, apartmanlarımızda, mahallemizde, yaşadığımız her yerde sesimizi yükselterek hayatımıza müdahale etmelerini, kimliğimize, varlığımıza dil uzatmalarına izin vermeyeceğiz.
 
Pes edecek değiliz, laikliğe sahip çıkıyoruz, boyun eğmiyoruz. Sizler Gülşen’leri esir alamazsınız. Bizler sizleri esir alacağız!

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.