Sayfa yolu
Okuyan: Toplumu ayağa kaldıracak programa ve sınıf hareketine ihtiyacımız var, biz hazırız
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 10.04.2025 , 19:15
Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Tele1 TV'de Tuncay Mollaveisoğlu'nun sunduğu Anında Manşet programına konuk olarak güncel gelişmeleri değerlendirdi.
Programda, TKP'nin gerçekleştirdiği "Diz Çökmüyoruz" eylemleri, iktidarın baskıcı politikaları, öğrenci tutuklamaları, yeni anayasa tartışmaları ve erken seçim olasılığı gibi çeşitli konular ele alındı.
Okuyan, TKP'nin "Hükümete Diz Çökmüyoruz" eylemlerinin, genel oy hakkına ve yurttaşların seçme ve seçilme hakkına yönelik saldırılara karşı bir tepki olarak aynı sürecin parçası olduğunu belirtti.
'Meydan okuyorlar, diz çökmeyiz’
Başta Ankara, İstanbul ve İzmir olmak üzere çeşitli kentlerde üç gün boyunca düzenlenen "Diz Çökmüyoruz" eylemleri hakkında konuşan Okuyan, şöyle dedi:
“Burada en önemli konu, yurttaşlarımızın seçme ve seçilme hakkına dönük bir saldırı. Bizim de bu süreçte karşı çıkma kararımız bununla ilgiliydi. Bu devam ediyor ama bu devam ederken de huksuz operasyonun sahipleri yurttaşlarımıza, halkımıza meydan okumaya çalışıyorlar. İşte bunlardan bir tanesi aslında tek kişi değildi ama diz çökeceksiniz ifadesi kullandı. Erdoğan'ın eski metin yazarı.
Çok tepki geldi kamuoyunda aslında şu anda sahip olmadıkları bir gücü varmışçasına meydan okuyorlar. İşte diz çökeceksiniz falan. Biz de buna karşı çıkmak için, protesto etmek için başta üç kentte olmak üzere ama başka kentlerde üç gün üst üste 'Biz size diz çökmeyiz' dedik. Bu arada da şunu söyledik: 'Biz diz çökmeyiz. İnsanların eşitliğine inanırız; ama öte yandan da bir mücadeleye, emekçiye, bir değer katmış şeylere saygıdan diz çökebiliriz.' Tabii bu sembolik değer taşıyordu."
‘Halkımızın direncini büyütmeye çalışıyoruz’
Bu eylemlerde, iktidarın "diz çökeceksiniz" söylemine karşı çıkılırken, Kurtuluş Savaşı kahramanlarına, iş cinayetlerinde hayatını kaybeden emekçilere ve Gezi Direnişinde yaşamını yitiren gençlere saygı duruşunda bulunulduğu ifade eden Okuyan eylemlerin geniş bir katılımla gerçekleştiğini ve AKP'ye karşı olan kesimlerin boyun eğmeme direncini gösterdiğini vurguladı:
“AKP'nin Türkiye'de AKP'ye karşı olan kesimleri neredeyse yurttaşlıktan atma ya da siz bize biat edeceksiniz kültürüne gerçekten de direnmek gerekiyor. Sonuçta 19 Mart'tan itibaren başlayan eylemlerin böyle bir ortak tarafı var. Yani kabullenmeme, boyun eğmeme. Herkes tabii farklı bir pencereden ya da farklı ideolojik temellerde hareket ediyor. Bu da gayet doğal ama sonuçta özü bu, meydan okuma. Çünkü iktidarın yaptığı bir meydan okuma. Buna hakları yok. Sandıkları kadar güçlü de değiller. Buna yurttaşlarımızın, halkımızın direnme hakkı var. Bu direnci göstermeye ve büyütmeye çalışıyoruz tabii ki.”
‘Baskılar ve meydan okumalar zayıflığa işaret ediyor’
Programda, iktidarın korku iklimi yaratma çabalarına da değinen Okuyan, tutuklamalar ve öğrenci ailelerine yönelik baskılar aracılığıyla bir kaygı ortamı oluşturulmaya çalışıldığını söyledi.
Okuyan konuya dair şöyle konuştu:
“Tabii ki insanlarda bir kaygı ortaya çıkıyor. Yani tutuklananlar var. Öğrencilerin öğrenimleri yarıda kaldı. Onların aileleri var. Bunun hiç etkili olmadığını söylemek mümkün değil. Ama öte yandan da bu zalimliğin bir bedeli oluyor iktidar için. Onların da elleri kolları çok serbest değil ve aslında bu baskılar, bu meydan okumalar bir zayıflığa da işaret ediyor. Dikkatle baktığınız zaman, beden dillerine baktığınız zaman, seçtikleri sözcüklere baktığınız zaman bir zayıflık görüyorsunuz. Korku kaynaklı bir meydan okuma diyorsunuz.”
Bu baskıların aynı zamanda iktidarın zayıflığını da gösterdiğini ifade eden Okuyan, meşruiyetin halkın vicdanı olduğunu ve direnmenin önemini vurguladı. Üniversite öğrencilerinin hiçbir suçu olmadığını ve gözaltıların tamamen gözdağı verme amaçlı yapıldığını dile getirdi:
“Dolayısıyla kim kimi korkutur meselesi bu. Burada örgütlü olursanız, dik durursanız, meşru olursanız, meşrudan kastettiğim yasallık değil. Meşruluk halkın vicdanıdır. Yani toplumun vicdanıdır. Oraya yaslanırsanız, haklı olduğunuzu bilirsiniz. Mesela burada ben bir şey söy söylemek istiyorum. Biz partide bir değerlendirme yaptığımız zaman hep şunu söyleriz. Kendimizi haklı görüyor muyuz? Yani bir şeyi yaparken ilk önce kendi kendimize bakıp haklı mıyız biz diyoruz bu son derece önemli. Haklıysanız bir adım öndesiniz. Bu meselelerde iktidar bir değil 10 adım geride. Haksızlar.
‘Üniversite öğrencilerinden korkuyorlar’
Öğrencilerin ailelerini arıyorlar, 'mitinge gidiyor sizin çocuğunuz' diye. Bu yıllardır sürüyordu, şimdi yaygınlaştırdılar. Mesela bizim partinin üyesi olan 18 yaşından büyük üniversiteye giden öğrencilerin ailelerini arıyorlar ama unutuyorlar. O ailelerin önemli bir bölümü de parti üyesi, sempatizanı ya da çocuklarına sahip çıkıyorlar.
Emniyetin böyle bir görevi yok. Her tür suç işleniyor ve yasal olarak suç olmayan bir şeyde aileler aranıp korkutulmaya çalışıyor. Çünkü korkuyorlar işte üniversite öğrencisinden korkuyorlar. Sokaklarda gençler vardı. Üniversite gençliği giderek yoksullaşıyor ve geleceksizleşiyor. Üniversiteyi bitirdiği zaman işsiz kalacağı büyük olasılık görüyor bunu. Bir de üniversite okurken çok büyük bölümü aynı zamanda işçi. Gençliklerini ya da öğrenciliklerini istedikleri gibi yaşayamıyorlar.
Bizim tutuklu arkadaşlarımızın parti üyesi olarak bir bölümü yalnızca öğrenimlerini karşılamak için değil, ailelerine de ek olarak para yollamak için çalışan arkadaşlarımız. Böyle bir Türkiye'de oturmuşlar meydan okumaya kalkıyorlar. Bunun sınırları var. 'Kaybedecek bir şeyleri yok zincirlerinden başka'. Ülkeyi bu hale getirdiler."
‘Bir mahkumun ölümüyle ders veririz ibret olsun', bunu değerlendirmişler'
Kemal Okuyan, Mahir Polat’la ilgili gelişmelere de değinerek sağlık sorunları olan kişilerin tutuklanmasına sert tepki gösterdi. İktidarın hamlelerinin gözdağı vermek üzere yapıldığını ifade etti:
“Sağlık sorunları olan insanların tutuklanmasına ilişkin bir şey söylemek zorundayım. Ne yazık ki bunu söylerken de utanıyorum açıkçası. Türkiye'de, hangisi daha iyi olur sorusunu tartışan siyasetçiler ve bürokratlar vardır. Yani ‘biz cezaevinde bir tutuklunun, bir mahkumun ölümüyle ders veririz ibret olsun. Bu daha mı tercih edilir?’ Yoksa ‘aman risk almayalım çok büyük tepki çıkar.’ Bunu değerlendirmişler. Türkiye’yi bu hale getirdiler bunu söylemek zorundayım.
Bunu görüyoruz. O yüzden bu kadar uzadı. Yani normalde herkesin bildiği birden fazla rahatsızlığı olan birisini derhal bırakmaları gerekirdi. Daha doğrusu hiç almamaları gerekirdi. Şimdi de ev hapsi çok tercih edilir tabii ki ama o bile anlamsız.
Üniversite öğrencilerinin hiçbir suçları yok. Ayrıca şu doğru değil. Gözaltına alınanların önemli bir bölümü herhangi bir gerilim nedeniyle alınmış da değildi. Seçerek bir bölümü evlerinden alındı. Yani bir mantığı yok. Tamamen bir sayıyı doldurmaya dönük. Yine gözdağı vermeye dönük bir hamle yaptılar.”
‘Anayasa diyorlar ne var içinde söylemiyorlar’
Yeni anayasa tartışmaları da programda önemli bir yer tuttu. Okuyan, AKP'nin yeni anayasa söyleminin içeriğinin belirsiz olduğunu söyledi:
“Şu işi bir kere netleştirmek gerekiyor. Dedi ya Mehmet Metiner anayasayı yırtıp atacağız diye. Şunu yapsınlar güçleri varsa; ‘gösteri yürüyüşü yasaktır.’ Seçimlerin artık bir önemi olmadığını söylemeye başladı yandaş gazeteciler değil mi? Siz seçimle iktidara mı geleceğinizi zannediyorsunuz?” diye.
Yeni anayasa yapmaya meraklılar; bu hükümleri koysunlar bakalım yönetebiliyorlar mı ülkeyi. Öyle kolay değil. Mesela gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet, nerede varmış böyle bir muhalefet? Ne iddiaları? ‘Yeni anayasa yapacağız.’ Bir de ‘biz o faşist anayasaya yırtacağız, atacağız’ diyor değil mi? ‘Sivil anayasayı yapacağız.’ Bunları koysunlar, zaten bilmiyoruz biz. Anayasa, anayasa diyorlar. Ne yapacaklar? Ne var içinde? Hiç söylemiyorlar."
TKP olarak nasıl bir anayasaya ihtiyaç duyulduğuna dair görüşlerini açıklayan Okuyan, insanın insanı sömürmesinin yasaklandığı, çalışma, eğitim, sağlık ve konut haklarının güvence altına alındığı bir anayasa vizyonunu paylaştı.
‘AKP ile normalleşilemez zaten’
Tuncay Mollaveisoğlu’nun erken seçim gündemi ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin pozisyonuna ilişkin sorusunu de yanıtlayan Okuyan, AKP ile normalleşmenin mümkün olmadığını düşündüğünü belirtti. Okuyan, siyasetin sadece seçimlerden ibaret olmadığını, uluslararası ve Türkiye'deki gelişmelerin, ekonomi alanının da dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Toplumun örgütlenmesinin ve birlikte hareket etme alışkanlığının geliştirilmesinin önemine dikkat çeken Okuyan, seçim olsa dahi iktidarın teslim olmayabileceği yönündeki söylemlere karşı, örgütlü bir toplumun sandığa sahip çıkması gerektiğini ifade etti.
“Normalleşme kısmına çok girmeyeceğim çünkü gerçekten çok eleştirildi. Ama şunu bilmek gerekiyor. 23 yıldır iktidarda olan bir partiden söz diyoruz. 23 yıldır belli bir kalıptan hiç çıkmamış bir siyasetçiden söz ediyoruz. Erdoğan için söylüyorum. Normalleşme, çok fantastik bir projeydi zaten. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi'nin stratejisinden, ideolojisinden bağımsız söylüyorum. Bir siyasetçi olarak baktığım zaman AKP ile normalleşilemez zaten.
Siyaset sadece açıklamalar, demeçler bunlardan ibaret değil. Uluslararası gelişmeler, Türkiye'deki gelişmeler, ekonomi alanı, bütün bunları hesaba katmamız gerekiyor. Şunu kastediyorum. Bugün dünyaya baktığımız zaman, Trump tarifelerle saat başı oynuyor, tuhaf konuşmalar yapıyor. O tuhaflığın arkasında bir mantık var. Biraz mantıksız gözükse de. Dünya çok karıştı.Türkiye de çok karışık bir bölgede.
Dolayısıyla bir kere ‘tünelin ucu düz bir yol; o yolun sonunda aydınlığa çıkacağız.’ Böyle bir dünya yok zaten. Çok karmaşık, kaotik, Türkiye'yi nasıl etkileyeceği belli olmayan uluslararası gelişmeler, ekonomik türbülanslar bütün bütün bunları göz önüne almak gerekiyor.“
‘Seçim olsa dahi siz iktidara gelemezsiniz demeye başlayan bir iktidardan söz ediyoruz’
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan değerlendirmelerine şöyle devam etti:
“Halkımızın yaklaşık bir aydır gösterdiği hareketlilik, direnç, uyanıklık, siyasete ilgi… Demek ki neymiş? Siyaset sadece seçim döneminde yapılmıyormuş. Her an 7/24 yapılan bir şey. Çünkü memleketimizi seviyoruz. Bu memleketi ayağa kaldırmak istiyoruz, düzlüğe çıkarmak istiyoruz.
Böyle bir ortamda, dünyada da bu kadar kaotik bir süreç varken yapılması gereken şey şu: örgütlü siyaset. Örgütlülük her yerde olabilir. Üniversite öğrencileri üniversitelerde ya da fakültelerinde, okullarında komiteler kuruyorlar birlikte hareket etmek için. Sonuçta her düzlemde bu mahallede olabilir, iş yerinde olabilir, apartman ya da sitesinde olabilir, okulda olabilir. Önemli değil. İnsanların bir kere birlikte davranma alışkanlığını geliştirmesi gerekiyor.
Mesele sadece seçim değil. Çünkü 'seçim olsa dahi siz iktidara gelemezsiniz' demeye başlayan bir iktidardan söz ediyoruz. Toplumun direncini, sabrını test ediyorlar. ‘Bunlar seçimle de gitmez değil mi?’ denildi Türkiye’de. Bu duyguyu aşabilmenin yolu bunlar sandığı da iptal etmeye kalktıkları zaman çok büyük bir tepkiyle karşılaşırlar hissiyatını vermektir. Bu da örgütlü toplumla olur.
'Mesele İmamoğlu meselesi değil'
Mesele gerçekten de İmamoğlu meselesi değil. Seçme ve seçilme hakkına dönük sistematik bir saldırı var. Kayyım atanmadı İstanbul'a ama belediyelere dönük, yerel yönetimlere dönük saldırı öteden beri var. İstediklerini alıyorlar gerekçeler göstererek. Bir seçimi İstanbul'a yenilettiler ve iptal etmeye, sonucu tanımamaya kalktılar. O yüzden toplumun bu diriliğini sürdürmesi gerekiyor.
Ben şuna inanıyorum. İddia edildiği kadar güçlü bir iktidar yok. Hatta daha ötesini söyleyeceğim iddia edildiği kadar güçlü bir uluslararası emperyalizm yok. İddia edildiği kadar güçlü bir sermaye sınıfı yok. Güçleri toplumların, halkların örgütsüz olması. Mesele burada çok uzun bir süredir dünyada da ezilenler açısından halklar açısından, işçi sınıfı açısından işler geriye gitti. Yani Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından beri dünyada zalimlerin borusu daha fazla ötmeye başladı.
Bunu tersine çevirmenin yolu seçimi beklemek değil. Seçim elbette önemli. Diyoruz işte seçme ve seçim hakkına sahip çıkıyoruz diye. Ama aradaki boşluğu diri durarak direngen olarak, meşru hakkımızı arayarak; meşruiyet toplumsal algıda haklılığın ortaya çıkmasıdır. Oraya sırtınızı yaslarsınız."
‘Soluk alamayan insan sonunda ayağa kalkar’
Seçme ve seçilme hakkına sahip çıkmanın meşru olduğunun altını çizen Okuyan, sözlerine şöyle devam etti:
"Doğruyu savunuyoruz, emeği savunuyoruz. Yurtseverliği savunuyoruz. Aydınlığı savunuyoruz. Laikliği savunuyoruz. Bunların hiçbir suç değil. Toplumun bu bilince kavuşması lazım. Ondan sonra istediklerini yırtmaya çalışsınlar. Şunu yırtarız, şunu tanımayız desinler. O onların korkusu.
Kesinlikle umut var. On yılda bir 'bu halktan hiçbir şey olmaz' düşüncesi ağır tokat yiyor Türkiye'de. Bizim boyun eğme sloganının uzun bir versiyonu vardı. Şimdi boyun eğme çok yaygınlaştı. ‘Hiç boyun eğer mi insan?’ Biz şunu iddia etmiştik: İnsanın yaşadığı her yerde, önünde sonunda insan ayağa kalkar. Bir yıl diz çöktürürsünüz, iki yıl diz çöktürürsünüz, üçüncü yıl patlar bu iş. Böyle bir şey var mı? Öyle bir cendereye sokuldu ki yurttaşlarımız soluk alamıyorlar. Soluk alamayan insan eninde sonunda ayağa kalkar.
İnsanlar niye sokağa çıkar? Bir şeye inandıkları için. AKP'nin ya da bugünkü iktidarın tabanı neye inanıyor? Neye inandırabilir bu iktidar? Bunu sormak gerekiyor. Hangi konuda heyecan yaratabilir? AKP'nin ilk dönemi, belli bir dönem bir demagojiyle insanları heyecanlandırdı. Çok açık, oy aldılar. Mitinglere büyük kalabalıklar geldi. Doğru değildi söyledikleri ama bir şey söylüyordu. Şu anda ne söylüyorlar tehdit etmek dışında?
Bir biçimde aslında kendi hukuksuzluklarını birtakım aracılar üzerinden ilan ediyorlar. Bu güç gösterisi mi, zayıflık belirtisi mi? Bunu iyi düşünmek gerekiyor. Ben çok zayıflar demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Ama bir korkuları var demek ki. Korkuları var ki bununla korkutuyorlar.”
‘Topluma umut vermemiz gerekiyor, bu da programla olur’
Türkiye'nin geleceği için sadece haksızlıklara işaret etmenin yeterli olmadığını, topluma umut verecek, ekonomik, dış politika ve demokrasi gibi alanlarda somut projelerle çıkılması gerektiğini vurgulayan Okuyan, TKP olarak bu konuda hazır olduklarını dile getirdi.
Türkiye'nin bir sınıf hareketine ve işçi sınıfının gücünü ortaya koyacağı bir yapıya ihtiyacı olduğunu sözlerine ekleyen Okuyan, umut olduğunu ve halkın öünde sonunda ayağa kalkacağını ifade ederek sözlerini şöyle noktaladı:
“Erken seçim olmadığı takdirde seçime biraz var ve nasıl bir strateji izleyeceklerine bakmak gerekiyor. Ben AKP'nin karar verdiğini düşünmüyorum. Zaten dünyamız da Türkiye'deki gelişmeler de böyle çok uzun vadeli planlara izin vermiyor. İkincisi asıl mesele hukuksuzluğu tartışıyoruz, iktidarın adımları ya da topluma korku salmaya dönük hamlelerini. Ama tartışmamız gereken başka bir şey var. O da şu AKP bir ara ilk dönemlerinde toplumu heyecanlandırıyordu. Demagojiyle, yalanla ama heyecanlandırıyordu. Şimdi ellerinde bir öykü kalmadı. Bir şey anlatamıyorlar ama öte yandan da Türkiye'de bugünkü iktidarla ya da bugünkü Türkiye'den memnun olmayanların bir doğrultu göstermesi gerekiyor. Çünkü sadece ve sadece haksızlıklara işaret ederek heyecanlandıramazsınız.
Ayrıca Türkiye çok büyük bir ülke. Bugün meydanlarda mücadele eden, sokaklarda mücadele edenler hala Türkiye'nin büyük çoğunluğu değil. Bunu unutmayalım. Çünkü bazen kendi kendimizi kandırıyoruz. Türkiye'nin önemli bir kesimi hala evinde çaresizlik içerisinde bekliyor. Bu insanlara bir umut vermemiz gerekiyor. Bu da programla olur. O programın gerçekten de bir doğrultusu olması gerekiyor. Biz eğer Oval Ofis’teki pazarlıklara ya da Netanyahu’yla Hakan Fidan arasındaki pazarlıklara bel bağlayacaksak Türkiye'nin geleceği çok kararır.
Bizim ayağa kalkarak önlem almamız gerekiyor. Bu toplumu ayağa kaldırmanın yolu da bir Türkiye projesiyle olur. Mesela hep adalet diyoruz. Adalet biraz da siyasetin yapılanması; nasıl bir demokrasi oluşacağıyla ilgili değil değil mi? Buna dair meselelerin şimdiden konuşulması lazım. Bunu bir türlü konuşamıyoruz. Neden konuşamıyoruz? 'Zamanı değil' deniyor. ‘Önce Erdoğan’dan AKP'den kurtulalım.’ Ama nasıl kurtulacağız? Bu toplumun büyük bir bölümü bir şey görmek istiyor. İnsanların karnı nasıl doyacak? Türkiye nasıl bu karmaşık dünyada ayakta kalacak? Buna dair formülümüzü merak ediyorlar.
Bunu yarına erteleyemeyiz. Dolayısıyla bir yandan gerçekten de program tartışılması lazım. Program meselesi soyut bir şey değil, çok somut bir şey. Ya da anayasa; AKP'nin anayasa değişikliğinden neyi murat ettiğini hala anlatmadılar. Sivil anayasa yapacağız diyerek anayasa olmaz. anayasanın içini doldurmaları lazım. Ama madem bunu söylüyoruz, biz şunu yapabiliriz. Nasıl bir anayasaya ihtiyacı var Türkiye'nin? Çünkü anayasa nedir? Yurttaşlarımızın birbirine karşı sözüdür. ‘Biz böyle bir ülke istiyoruz,’ değil mi? ’Böyle bir ülke yaratacağız.’
AKP'nin anayasasını bilmiyoruz ama bizim açımızdan şu çok önemli: İnsanın insanı sömürmesi yasaklanmıştır. İnsanların çalışma hakkı dokunulamaz. Herkesin işi garanti altına alınır. Eğitim hakkı, sağlık hakkı, konut hakkı bunları verebiliyorlar mı anayasada? AKP şimdi uydursun dursun ‘sivil anayasa, sivil anayasa.’ Ama AKP'nin karşısına çıkarken de bir projeyle çıkılması gerekiyor. Ciddi bir projeyle. Buradan kaçındıldığı sürece AKP'nin eli kuvvetli. Çünkü gerçek sorunlar tartışılmıyor demektir. NATO'dan çıkılacak mı çıkılmayacak mı? Çok elementer bir mesele.
Umutlanmamız gerekiyor. Gençlik var. Genç emekçiler sokakta. Tabii Türkiye'de bir de hiç dile getirilmeyen bir mesele var. Bir sınıf hareketi, bir işçi sınıfı hareketine ihtiyacımız var. Gerçekten üretimden gelen gücüyle ağırlık koyacak bir sınıf hareketine ihtiyacımız var. Bunlar için programı tartışmaya ihtiyacımız var. Bu son derece önemli. Biz hazırız, Türkiye Komünist Partisi olarak sürekli olarak bunu gündemde tutuyoruz ve bunun tam zamanıdır. İnsanları ayağa kaldırmak için.”
| TKP: Gezi’de yitirdiğimiz evlatlarımızın önünde diz çöküyoruz |
|
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.