Sayfa yolu
Nepal’de halk hareketine dair izlenimler
ARŞİV: Nepal'de 2006'dan bir kare...
Yayın Tarihi: 15.09.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
Nepal’de son haftalardaki halk hareketlenmesinden ilginç videolar ve fotoğraflar geliyor. Bunun en önemli yanlarından biri Gen Z denilen gençlerin isyana ağırlıklı olarak katılması, belirli bir örgütlülüğün görünmemesi ve bu esnada sarayın ve başbakanlığın yakılması, başbakanın, bakanların, vekillerin ve siyasi liderlerin dövülmesi, nehre atılması ve evlerinin ateşe verilmesi gibi olaylara yansıyan büyük bir öfkenin açığa çıkmasıdır. Birkaç hafta öncesinde Endonezya’daki gençlik gösterilerinde olduğu gibi Nepal’de de yoksulluk, geleceksizlik, yolsuzluk ve bilhassa siyasi elitlerin çocuklarının lüks yaşamları gibi konular öne çıkıyor. Nepal’de buna ayrıca internet ve sosyal medyaya dair alınan bazı kararlar da eşlik etti.
Elbette yoksulluk, yolsuzluk ve geleceksizlik önemli ve haklı konular. Bununla birlikte bu halk hareketi içinde monarşi yanlıları, faşistler ve Hindistan-ABD ile bağlantılı kurumların olduğu görülüyor ve “renkli devrim” olarak kodlanan bir hareketlenmeye dönüşmesinden kaygı duyuluyor. Anamuhalefetteki Prachanda ve Maoistler de bir yandan bu saldırılardan ve öfkeden nasiplerini alıyorlar, diğer yandan yolsuzluk karşıtı söylemlerle sürece yön vermeye çalışıyor.
Bu yazıda aslında monarşinin yıkılıp cumhuriyetin kurulduğu döneme, buna yol açan silahlı gerilla mücadelesinin başarısına ve sonrasındaki tartışmalara değinmek istiyorum. Bugünkü gelişmeleri açıklama iddiasında değilim. Ancak kralın kovulup cumhuriyetin kurulmasının ardından barış süreci döneminde, uluslararası bir konferans nedeniyle bizzat Nepal’e gitmiş, Kathmandu ve Chitwan başta olmak üzere birçok şehirde devrimin önderleriyle, kadrolarıyla görüşmüş, kurtarılmış bölgeleri ve gerillaları ziyaret etme fırsatına erişmiştim. Bunları paylaşmanın bugüne gelen yolu anlamaya katkısı olabilir.
Elbette bir ülkede halkın ve gençliğin yoksulluğa ve geleceksizliğe isyan etmesi ve sarayları, konakları yakması anlaşılırdır ve meşrudur. Nepal özgülünde bu gerçekliği biraz üzülerek kabul ediyorum. Çünkü bu ülkede 20 yıl önce, 2005’te bir devrim olmuştu. Kendisini tanrının temsilcisi olarak gösteren köklü monarşi yıkılmıştı. Kırsaldaki gerilla mücadelesi başkentte bir halk isyanıyla birleşmiş ve monarşi net bir programla ve birleşik cephe marifetiyle devrilmişti. Nepal halkı büyük bedeller ödemişti ve geleceğe umutlu bakıyordu. Bu nedenle o günden bu yana Nepal siyaseti kendisini komünist ve sosyalist olarak adlandırılan çok sayıda sol parti tarafından domine ediliyor. Devrime katılan Kongre Partisi en sağda yer alsa da onlar da merkez sol olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla devrim monarşiyle birlikte monarşistleri ve faşistleri siyasetten silmişti. Bu gerçeklik karşısında insan her şey çok daha farklı olabilirdi diye düşünmeden edemiyor. Bu umudun silinmesi ve geçmişin karanlık tiplerinin de kendisine fırsat çıkarması da cabası.
Nepal gençliği ciddi bir geleceksizlik ve yoksulluk içinde yaşıyor. Tek para kazanma yolu Körfez Arap ülkelerine gidip turizmde ve inşaatlarda kölelik şartlarında çalışıp para biriktirmek. Bir Nepalli öğrencimin tezinde de anlattığı üzere Nepal’den İngiltere’ye veya başka bir ülkeye yüksek lisans ve doktora için başvuru yapıp kabul alan, hatta burs da alan gençler bir de en az 2-3 ay devlet yetkililerinin kapılarında kendilerine çıkış izni almak için uğraşıp rüşvetler veriyorlar. Öğrencimin ailesi sadece ülkeden çıkış izni için tarlasını satmak zorunda kalmıştı. Ve burada suç elbette gerici devlet yapısına dokunmayan, ülke siyasetinde Hindistan’ın etkisine karşı çıkamayan, en fazla Çin’le dengelemeye çalışan geleneksel politikayı sürdüren, devrimin kazanımlarını ileriye götüremeyen ve kendi içlerinde koltuk kavgasına düşen ve sürekli hükümetin değiştiği sistemde.
Buna 1995-2005 arasında silahlı mücadele yürüten, ülkenin yüzde 80’ini kurtaran, başkenti kuşatan ve cephe kurup iktidarı alan ama sonrasında kendi içinde birbirine düşen, Prachanda hariç önemli liderlerinin ayrılıp kendi partilerini kurduğu Maoistler de dahil. Zaten Prachanda daha ilk dönemlerdeki söylemleri ile başta Hindistan olmak üzere birçok ülkedeki Maoistlerce eleştirilip aforoz edilmişti. Savaş ismi olarak “öfkeli, boyun eğmeyen, amansız” anlamına gelen Prachanda’yı seçen Pushpa Kamal Dahal devrim sonrasında uzlaşmacılığı ile bugünün yollarını açtı ve aslında 1995’te savaşa başladığında eleştirdiği NKP (Birleşik Marksist Leninist) ile benzeri bir pratik sergiledi.
Bu arada belirtmek gerekir ki, Nepal’in ekonomisi çok yoksul, doğru dürüst bir sanayisi yok. 2015’te Kathmandu depremi şehre hasar verdi ve yeniden inşa oldukça uzun zaman içinde ve zorlukla oldu. Birkaç sene sonrasında pandemi başladı ve ülkenin en önemli gelir kaynağı olan turizm kesildi. Ayrıca zaten büyük fırtınalara alışık olan ülkede iklim krizi nedeniyle doğal afetler de daha sık ve etkili yaşanıyor. Dolayısıyla gençlerin öfkesini ve halkın yoksulluğunu pekiştiren bu iki olgu, yolsuzluklar ve lüks yaşam iddiaları ile pekişince öfkenin derinliği de tahmin edilebilir.
İki Dev arasında bir ülke
Nepal, Çin ve Hindistan gibi iki dev ve güçlü ülkenin arasında küçük bir ülke. 29,5 milyon nüfusu var. Aslında çok küçük bir ülke değil ama komşuları çok büyük olduğu için bir yanılsama oluyor. Diğer yandan ülke coğrafi olarak çok hızlı şekilde yükselen, dik bir ülke. Hindistan sınırı deniz seviyesindeyken ülkenin zirvesi yaklaşık 9 bin metre ile dünyanın da zirvesi olan Everest. Başkent Kathmandu ise 1400 metre yükseklikte ve 1,5 milyon nüfusla en büyük şehri. Ülkede Hindistan sınırına ova, Kathmandu bölgesine tepe, Everest’e de dağ diyorlar.
Ülkenin tüm ticareti karayoluyla Hindistan üzerinden mümkün. Everest nedeniyle Çin’le karadan ticaret yapmak mümkün değil. Hindistan sınırı kapadığında ülke ekonomisini kilitleyebilir. Hindistan da bu kozu sıkça kullanıyor. Havayolu üzerinden ulaşım ve ticaret de zayıf. Kathmandu havalimanına sabahları yoğun sisten dolayı ancak öğleden sonra iniliyor. Hatta THY Kathmandu’ya uçmaya karar verdiğinde diğer havayolu şirketlerinden yolcu çekebilmek için uyanıklık yapıp uçağın sabah saatlerinde ineceği bir saat seçmişti ve bir süre sonra bir uçağı piste çakılıp kaza yapmıştı. Uçağı çekecek ekipman dahi zor bulunduğu için ülkeye ciddi bir sıkıntı da vermişti.
Nepal solu ve Hindistan
Nepal’de güçlü bir sol, sosyalist, devrimci hareket her zaman oldu. Nepal solu açısından ülkenin en temel sorunu Hindistan’a olan bağımlılıktır. Hindistan’ın kendisi de yarı-sömürge bir ülke olsa da çevre ülkelere yönelik “yayılmacı” politikalarla bunları kendine bağlamakta ve sömürmektedir. Monarşi döneminde ülke egemenleri ve kral da Hindistan devletinin kuklasıydı. Bu açıdan Hindistan karşıtlığı ve yurtseverlik önemli kavramlardır.
Bununla birlikte Nepal devrimci hareketi Hint devrimci hareketinden de yoğun şekilde etkilenmiş ve sıkı bağlar kurmuştu. Pratikte Nepal devrimi de kendisini Hint devrimine bağımlı kılıyor, Hindistan Devriminin başarısı bekleniyordu. Maoizmin etkisinin önemli bir sebebi de buna karşı farklı bir söylem geliştirmesidir.
Dolayısıyla Nepalli Maoistler 1996’da silahlı mücadeleye başladıklarında sadece Hindistan’a olan bağımlılığa karşı çıkmamış, sol ve devrimci hareket içinde reformizmin kökeninin de Hindistan’ın gücünden duyulan korku olduğuna işaret etmişlerdi. Hatta ünlü bir siyasi belgede Nepal’in Çin ve Hindistan arasında sıkışmış, zayıf bir ülke olmadığını, tersine iki dev ülke arasında bir dinamit olduğunu ve Nepal devriminin bu iki ülkeyi de sarsacağını iddia ediyorlardı. Bir başka yazısında Prachanda ülkenin küçük olmadığını, dik olduğu için öyle görüldüğünü, diklemesine değil yatay olsaydı dünyanın en büyük ülkelerinden biri olacağını belirtiyordu.
Kaderin oyunu olsa gerek Nepalli Maoistler 1995’te eleştirdikleri konuma düşerken bugün kendileri aynı sebeplerle hedef alınıyorlar. Nepal’de 1970’lerde silahlı mücadele veren devrimciler vardı. Hatta bugün gençlik hareketinin ardından başbakanlığa atanan yargıcın eşi 70’li yıllarda bir Hint uçağını kaçırmakla ve silahlı mücadeleye destek için banka soymasıyla bilinen biri. Yeni atanan başbakan da 1990 halk hareketine katılıp hapse düşmüştü. 1990’da birinci halk isyanı ile Nepal’de anayasal monarşiye geçilmiş, kralın yetkileri kısıtlanmış, parlamento açılmış, Kongre Partisi ve NKP (BML) en güçlü 2 parti olarak çıkmıştı. 6 yıl sonra Maoistler halk savaşını başlattıklarını duyurmuştu.
1996’da başlayan çatışma kısa sürede genişlemiş ve 10 yılda monarşiyi tamamen yıkacak halk hareketinin parçası olmuştu. Ülkenin yüzde 80’inde kendi iktidarını kurduğunu iddia etmiş, özellikle köylerde komünler kurmuştu. Bu hızlı gelişmenin ilk sebebi Nepal hükümetinin o dönemde yaşadığı iç çekişmelerden dolayı orduyu harekete geçirmemesi ve polisle müdahale etmesiydi. Ordu olsaydı daha farklı mı olurdu bilmek zor ama polisle çatışan gerillalar daha hızlı yer tutabilmişlerdi. Son dönemlerde artık şehri doğrudan kuşatmasalar da başkente giden yolları günlerce kesmeye başlamışlardı. Bu aslında sürekli yokuşların olduğu, dağlık, tek gidiş gelişli yollarda o kadar da zor değil. Chitwan’dan Kathmandu’ya giderken arabamız arıza yaptığında ve yanımızda yolculuk yapan keçi kaçtığında biz de 5 dakika kadar başkente giden yolu kesmiştik. Stratejik birkaç noktayı tutan bir gerilla birliğinin bunu uzun süre başarması gayet mümkün.
Kırsal ile Kathmandu karşıtlığı
Ancak biz ülkeyi ziyaret ettiğimizde yaptığımız görüşmelerde net şekilde anladık ki, Maoistlerin kırsaldaki gücüne karşın Kathmandu’da pek bir örgütlülükleri yoktu. Kathmandu karşı-devrimin merkeziydi. Sadece devletin tüm kurumlarının olması değil, aynı zamanda kırsalda Maoistlerden kaçan, topraklarına el konulan binlerce insan da başkente göç etmişti. Başkentte gücü olan, mecliste yer alan, bazen hükümete koalisyon ortağı olarak giren, üniversitede ağırlığı olan sol, sosyalist partiler de Maoistlerle selamı sabahı kesmişti. İki taraf da birbirini hainlik gibi sert sözlerle itham ediyordu. Dolayısıyla 2006’da şehirde halk hareketi başladığında bu, NKP (Maoist) tarafından düzenlenen bir hareket değildi. Hatta başlarda harekette bir gücü de yoktu. Ama o dönem hızlı şekilde bir birleşik cephe kuruldu, gerillalar yolları keserken şehirde öğrenciler ve çalışanlar kraliyete karşı mücadele ettiler, böylece tüm ülke ayaklanmış oldu.
Bu nedenle örneğin gerillalar şehre muzaffer bir ordu olarak hiçbir zaman giriş yapmadılar, kendi sınırlarından hiç çıkmadılar. Biz barış döneminde gittiğimizde Kathmandu’da toplantılarda yanımızda oturup bizimle görüşen bazı Maoistlerin bizi kendi bölgelerini gezdirmeye götürdüklerinde, belirli bir sınırın ardından silahlarını kuşandıklarına tanık olduk. Ama şehirde sivil kıyafetlerle geziyorlardı. Ayrıca hem sürecin ilerlemesi hem de Hindistan’ın Maoistlerin legal siyaset yapmasını kabul etmeleri için Maoistler kırsalda kolektiflerin dağıtılacağına, herkese topraklarını geri vereceklerine söz vermişler ve bu sözü yerine getirmişlerdi. Bu durumu sorduğumuzda kadroları bunun birer taktik olduğunu, toprak ağalarına topraklarının geri verilmeyeceğini, ama yanlışlıkla el konulan, kötü muamele gören veya orta sınıf sayılacak köylülerin topraklarını vereceklerini belirtiyorlardı. O dönem atılan geri adımların sadece geçici bir taktik olduğu çok dile getiriliyordu.
Ancak şöyle ilginç bir durum da olmuştu. Malum NKP (BML) ve Kongre Partileri daha o zamanlarda bürokratik, yoz, reformist ve uzlaşmacı olarak tanımlanıyordu. Maoist liderler ise genç, inançlı, adanmış, disiplinli ve eğitimli olarak ortaya çıkmışlardı. Partinin teorisyenlerinden olan ve bir dönem başbakanlık yapan, ardından ayrılıp Sosyalist Parti’yi kuran Baburam Bhattarai ve kadın hareketi içinde tanınan eşi Hisila Yami Hindistan’ın önde gelen üniversitelerinden doktoralı kişilerdi ve Nepal’in sosyoekonomik yapısına dair kitapları vardı. Dolayısıyla zaferin ardından Maoistlere ciddi bir kitle akını olmuş, diğer partilerden katılımlar artmıştı. Hatta bir süre sonra, öncesinde çok kavga ettikleri bir başka partiyle birleşip partinin ismine “birleşik” kelimesini eklemişlerdi. Bizim görüşmelerimizde bu ilgiden memnun olmakla birlikte kaygı duyduklarını da net şekilde görmüştük. “Bu arkadaşları hiç tanımıyoruz, çok yeni geldiler” diyorlardı. Birçok kariyerist ve davayla ilgisiz kişinin saflara geldiğini söylüyorlardı. Ünlü Maoist liderler şehirde sıkça toplantılara ve eylemlere katılıyorlardı ama çok ciddi güvenlik önlemleri de alınıyordu, suikast kaygısı çok yaygındı.
Burada parantez açıp belirtmek isterim ki, bir yandan NKP (BML) ve diğer partiler, öte yanda NKP (Maoist) şimdiki adıyla (Birleşik Maoist) olarak ayrım yapılsa da neredeyse tüm partiler Maoizmi savunuyorlar. Bu nedenle esas ayrım pratiğe ilişkin olarak açığa çıkıyor. Birgün’den İbrahim Varlı’nın bir tweetinde dediği “Nepal’de 14 Maoist partinin katıldığı genel seçimleri Maoist Birlik kazandı” cümlesinde pek bir abartı yok.
Maoistler açısından bir diğer sorunun sadece şehirde değil, kırda da kadro sorunu olduğunu da dinlemiştik. Savaş 10 yılda başarıyla sona erdiği için gerilla ordusunda en deneyimli komutanın deneyimi 10 yılla sınırlıydı. Birçok savaşçı çok yakın zamanda katılmıştı. Birkaç yıllık deneyimleri vardı. Bu nedenle bunu da not etmek gerekir.
Hint işgali ihtimali
Bizim oradaki görüşmelerimizde ve konferans tartışmalarında en çok konuşulan kaygı Hindistan’ın Nepal’e askeri müdahalede bulunup monarşiyi koruyacağı üzerineydi. Mesele sadece sınırı kapatıp ülkenin dışarıdan ihtiyaç duyduğu malların engellenmesi ve ablukaya alınması değildi. Bizzat bir işgal de gündemdeydi. Hindistan da bu yönde sinyaller veriyordu. Bu nedenle sürecin ilerlemesinde Maoistlerle Hint yönetimi arasında yapılan anlaşma belirleyici oldu, Maoistler legal siyasette tanındı, karşılığında tavizler verdi. Bunların en öne çıkanı orduların birleştirilmesi ve toprakların geri verilmesiydi. Bunlar da zaten devrimin en temel kazanımlarıydı. Ancak bu zamana kadar buna dair kaygılar ve stratejiler tartışılıyordu. Önderlerin uzlaşmacı açıklamalarını ve geri adımları taktik olarak tanımlarken kurulan birleşik cephenin korunmasının ve Hint işgali durumunda tüm ulusun birlikte direnmesinin amaçlandığı söyleniyordu. Eğer cephe dağılır veya kendilerine uzak olan ama şu an dinleyen ve karşı çıkmayan kitleler kendilerine soğumazsa işgale karşı direnişe önderlik edebileceklerini düşünüyorlardı.
Yeni teoriler
Bunlar elbette önemli ve kritik kaygılar. Ama bu dönemde yeni teoriler de açığa çıkmaya başlamıştı. Bu da ideolojik açıdan alarm çalmaya neden oluyordu. En sert tepkiyi de Hindistan’da ormanlık bölgelerde gerilla mücadelesi veren ve kabileler arasında örgütlenip Kızıl Koridor kuran, bu bölgedeki yeraltı kaynaklarına el koymak isteyenlerle çatışan Hintli Maoistler vermişti. Örneğin Baburam Bhattarai sosyalist devrim öncesinde demokratik devrime dair stratejilerini yenileyip Nepal’de demokratik devrim öncesinde de bir aşama olması gerektiğini öne sürüyordu. Nepal o kadar geri ve azgelişmiş bir ülkeydi ki, demokratik devrim yapıp oradan sosyalizme geçmek dahi mümkün değildi. Bu ön aşama başlamıştı. Özetle sosyalizme geçiş süreci daha başında erteleniyordu.
Prachanda ise MLM ve Prachanda Yolu olarak tanımlanan bir teorik çerçeve geliştirmişti. Bu aslında Nepal devriminin özgünlüğüne uyarlama ile ilgili bir durumdu. Ülkenin gücü, yeri, Hindistan’ın konumu ve etkisi gibi konularda yeni bir yaklaşım öne çıkarıyordu. Ancak bu dönem bu teorinin evrensel değerlere sahip olduğu iddia edilmeye de başlanmıştı. Örneğin Prachanda sosyalizmde, proletarya diktatörlüğü altında çok partili demokratik bir sistemi önermeye başlamıştı. Tek parti devletinin yanlış olduğunu, aslında Lenin’in çok partili bir sosyalizm planladığını ama ömrünün yetmediğini, o dönemde diğer sol hareketlerin bastırılmasının anlamı olsa da sonrasında yeni hareketlere alan açılması gerektiğini söylüyor, Stalin’i de ismini vermeden eleştiriyordu. Ayrıca hukukun bağımsız olması gerektiğini ve güçler ayrılığı ilkesinin de sosyalizmde olması gerektiğini söylüyordu. Buna göre sosyalizmden geri dönüşler bu nedenle olmuştu. Yönetim ihanet ettiğinde komünistler yargı yoluyla müdahale edebilir veya diğer partilerde birleşip sürece karşı çıkabilirdi. Burada sanki sosyalizmden geri dönüşlere katkı yapılıyor gibi görünse de bu sözler aslında o dönemin Nepal siyasetine ve Hindistan’a verilen mesajlardı. Bu teoriler, silahlı gücün tasfiyesi ve toprakların geri verilmesi ile anaakım politikaya kabul ediliyorlardı. Nasıl 1990’da NKP (BML) bunu yaptıysa 2006-2008 arasında da Maoistlere aynı yol açılıyordu.
Bu süreci pekiştiren ise seçimlerde Maoistlerin genç ve fedakâr adaylarının beklenenin üstünde oy alıp mecliste çoğunluğu almasıydı. Prachanda başbakan olmuş, meclis çoğunluğunu almış, bir anda 10 yıldır savaştığı eski devlet mekanizmasında sorumluluk almıştı. Bu seçim Maoistler çoğunluk olmasın diye iki sistemle uygulanmıştı. Bir grup vekil temsili demokrasi ile partinin oy oranına göre seçilmişti. Bir grup da İngiliz sisteminde, her yerleşim biriminden bir kişinin seçilmesi üzerinden seçilmişti. Maoistlerin ikincisinde zayıf kalması bekleniyordu ama olmadı, iki sistemde de birinci oldular. Ama bu seçim başarısını, halen aktif olan silahlı gücü, halen elde olan toprakları ve etkin olan halk hareketini bir adım öteye götüremedi. Hükümeti kurdu, çok partili demokrasi ve demokratik devrimin önceki aşaması diyerek, kendi eliyle kendi ordusunu Nepal ordusuna kattı, halk içindeki kadroları meclis çalışmalarına çekti, komisyonlar kuruldu, sistem kendisini yeniden restore etti. Yukarıda belirttiğim gibi temel kaygı Hint işgalini engellemek ve kendi kadro gücüne (hem başkentte ve şehirlerde hem de kırsalda) yeterince güvenememekti.
Buna ek olarak ülkenin yoksulluğu, azgelişmişliği, sanayinin dahi olmaması eklenmeli. Maoist birleşik cephe teorisinde cephe içinde ulusal burjuvazi de temsil edilir. Bu vesile ile Maoistlerle işbirliği yapan ulusal burjuvazi teşkilatının başkanı ile görüşmüştük. Adam aslında üniversiteden bu yana devrimci, Maoist. Almanya’da okumuş. Ailesi tavukçuluk yapıyor, hali vakti yerinde bir aileden geliyor. Büyük bir sermayesi, şirketi olan biri olmadığını tahmin ediyorum. Bu adama parti sen ulusal burjuvaziyi temsil et demiş, o da bir kitle örgütü ile esnafı toparlamaya çalışıyordu.
Bugünkü sistemin kuruluşu
Bugün gençlerin nefret ettiği siyasi sistemin, parlamenter ayak oyunlarının, koltuk kavgasının, sürekli değişen hükümetlerin ve yolsuzlukların, rüşvetin, devletin afet ve sorun olduğunda ortada olmaması, çetelerin güç kazanması gibi olgular da bu 2006-2008 arasında barış döneminin bitip monarşinin kaldırıldığı ve federal cumhuriyetin kurulduğu dönemde oluşturulan sistemden kaynaklı.
Monarşiyi yıkan hareket uzun yıllara dayanan bir ittifak değildi. Birbirini etkileyen ama birbirinden bağımsız hareket eden ve tarafların birbirine güvenmediği, monarşi karşıtlığında birleşen bir ittifaktı ve şehirlerde halk hareketi başladıktan sonra kurulmuştu. Ülkede monarşi köklü bir yere sahip ve kral tanrıyı temsil ediyor olsa da o dönemde monarşist ve dindar kesimlerde de kraliyete olan ilgi ve sevgi dibe vurmuştu. Çünkü birkaç yıl öncesinde, 2002’de sarayda prenslerden biri katliam yapıp tüm aileyi öldürmüştü ve sevilen, halk karşısında etkisi olan figürler de can vermişti. Sevilmeyen ve ailesini katleden bir adam varis olarak kalınca en monarşist ve dinci kesimler içinde de onu koruma isteği kalmamıştı. Bu sayede onlarca yıldır verilen monarşi karşıtı hareket için uygun bir an doğmuştu.
Ancak bu hedefe ulaşılınca ve barış süreci devreye girince, bu süreçte Hindistan da aktif şekilde ve belirleyici bir konumda yer alınca, tarafların birbirine güvenmediği de hesaba katılınca öyle bir hükümet ve yönetim sistemi kuruldu ki istikrarlı ve uzun dönemli hükümet kurmak mümkün olmadı. Yukarıda bahsettiğim gibi ilginç ve karmaşık bir seçim sistemi gibi her alanda ciddi bir bürokrasi ve karmaşa yaratıldı. Bu da zamanla herkesin kendi çıkarı için oynadığı, hiçbir işin yapılmadığı, herkesin koltuk kavgası yaptığı, başbakanların 6-7 ay kalıp istifa ettiği, koalisyonlarda da başbakanların dönüşümlü olduğu bir sistem yarattı. Bu da halkta öfke yarattı.
Özetle 1990 ve 2006’daki halk hareketleri benzer yöntemlerle sönümlendi. Nepal halkı da aralıklı olarak isyan etmeye, başkaldırmaya devam ediyor. Bu açıdan Nepal siyasetinde Hindistan’ın belirleyici etkisini görmek ama ona karşı tepkiyi ve öfkeyi de göz ardı etmemek gerekiyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.