Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Nedir bu gericilerin Kut-ül Amare sevgisi?

Amaçları düşmana karşı alınmış bir zaferi kutlamak değil. Niyetleri cumhuriyete ve kazanımlarına düşmanlıklarını yaslayacakları sağlam bir dayanak bulmak.

Esir General Townsend (ortada) ve Halil Paşa (sağında)

Ogün Eratalay

Yayın Tarihi: 27.11.2025 , 00:00

Anadolu Ajansı'nın geçtiğimiz gün paylaştığı bir haber çok dikkat çekmeden arşivlerdeki yerini aldı. 

Buna göre Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğu’nun İngilizlere karşı kazandığı Kut'ül Amare zaferini ele alan TRT ortak yapımı "Kut'ül Amare: Masaldan Gerçeğe" belgeselinin Ankara özel gösterimi gerçekleştirildi. 

Ancak yazacaklarımız belgeselle değil belgeseldeki aktörlere, onların günümüzdeki yansımalarına dair.

Önce kısa bir hatırlatma

Konuya bir miktar arka plan bilgisi sağlamakla başlamak iyi olabilir. 1916 yılına girildiğinde Birinci Dünya Savaşı üçüncü yılına girmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Kafkas Cephesindeki olağanüstü kayıplarının ardından bölge Rus Çarlığı ordularının denetimindedir. Cemal Paşa’nın mantık dışı Kanal Harekatıyla Mısır’daki İngilizleri atma planı suya düşmüştür. Bu plan katliamla sonuçlandıktan sonra Filistin Cephesi daha düşman gelmeden üşüşen çekirge sürüleri nedeniyle açlık, yoksulluk ve hastalıktan dolayı çökmenin eşiğine gelir. Çanakkale’de deniz harekâtının başarısızlığının ardından karaya asker çıkartan İngilizlerin işgal girişimi de insanüstü bir gayretle püskürtülmüş ancak çok değerli asker ve subay kaynağı kaybedilmiş durumdadır.

Bu cephelerin dışında İngiliz İmparatorluğu Hindistan ağırlıklı sömürgelerinde kurduğu Hindistan Ordusu eliyle Osmanlı denetimindeki Irak Cephesine hamle yapar. Bu kapsamda General Townsend komutasında Basra’dan başlayarak hamle yapan İngilizler çok hırslı bir şekilde ilerler. Ancak hızlı ilerleyiş lojistik sorunlara yol açmış ve düşmanın hafife alınması pahalıya patlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu Ordusu cephane ve iaşe yokluklarına, komuta kademesindeki sorunlara rağmen kaliteli silahlarla donatılıp, yetkin komutanlar tarafından idare edildiğinde hiç de azımsanmayacak bir güç olduğunu gösterir.

Yıldönümü içinde olduğumuz 26 Kasım 1915 tarihindeki Selman-ı Pak Muharebesi sonrasında geri çekilmek durumunda kalan İngilizler Kut-ül Amare’ye sığınmak zorunda kalır ve kuşatılır. Bölgede sıkışan İngiliz Ordusunu kurtarma çabaları da sonuç vermez. Townsend ve beraberindeki 13 bin İngiliz askeri imparatorluk tarihindeki en onur kırıcı mağlubiyetlerden sayılan bir şekilde 16 Nisan 1916 günü teslim olur. Takip eden dönemde bölgeye gönderilen teçhizat anlamında üstün ve yeni birlikler sayesinde İngilizler 10 ay sonra kenti teslim alacak ve savaşın sonuna kadar cephe hattı boyunca ilerleyecektir.

Soldaki Nurettin Paşa ve Mustafa Kemal, Gebze 1923

Gericilerin Kut sevdası

Cumhuriyetle barışık olmayan, cumhuriyetin kazanımlarıyla kavgalı olan siyasiler, kendi açılarından sahiplenilecek bir “tarih” ararken Irak Cephesindeki başarıları ve Kut-ül Amare zaferini seçmiştir. Bu muharebeler seçilmiştir çünkü Çanakkale zaferinin aksine burada Mustafa Kemal yoktur ve Kurtuluş Savaşı dışında yaslanacak bir mesnet arayanlar buraya basmaya karar vermiştir. Bu kararın en önemli etkenlerinden birisi de her iki zaferi kazanan komutanların “sıra dışı” olmasıdır.

Bu isimler Selman-ı Pak Muharebesini kazanan Sakallı Nurettin Paşa, Kut’u alan ise Halil Paşadır. 1873 doğumlu olan Nureddin Paşa, askeri başarıları tartışmalı ve hakkında çeşitli söylentilerin yoğunlaştığı bir şahıs olarak öne çıkar. Kurtuluş Savaşı sırasındaki şüpheli faaliyetleri, başarısız idari kararları ve usulsüzlükleri yeni rejim tarafından tolere edilir. Kurtuluş Savaşının son aşamasında I. Ordu Komutanıyken askeri anlamda gösterdiği başarısızlık Mustafa Kemal tarafından “Dürbünle seyretmeyi bırakınız! Savaşı yakından ve bizzat idare edebilmek için ileri ateş mevzilerine gideceğiz.” şeklinde eleştirildiğini hatırlatalım. Nurettin Paşa, kurucu kadronun attığı adımlara ayak diremiş, Şapka Kanununu eleştirmiş, vekillik seçimleri öncesinde kendisini öven kitapçıkların basılmasını sağlamıştır. Mustafa Kemal, yine Nutuk’da kendisini şiddetli şekilde eleştirmiş ve takındığı “Kûtülamare muhasırı, Bağdat müdafii, Yemen, Selman-ı pâk, Garbı Anadolu, Afyonkarahisar, Dumlupınar, İzmir muharebatı galibi ve İzmir fâtihi" gibi lakapları mahkum etmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın ilk aşamalarında kiril ilişkilere girişen, payitaht ile temasını kesmeyen ve İslamcı yönü ağır basan bu paşa, tam anlamıyla günümüz AKP rejimi için bulunmaz nimettir. 12 Eylül Darbesinin ardından Kenan Evren rejimi tarafından başlatılan devlet mezarlığı girişimiyle beraber aklanmaya çalışılıp naaşı buraya getirilmeye denense de kamuoyu baskısı nedeniyle proje iptal edilmiştir.

Halil Paşa, 1916

Enver Paşa’dan yaşça küçük olsa da amcası olan Halil Paşa ise kazandığı zaferin ardından bölgede kalmış ancak takviye edilen İngiliz Ordusu karşısında Bağdat’ı boşaltmak durumunda kalmıştır. Ekim Devriminin ardından çöken Rus Cephesindeki boşluktan faydalanmak için oluşturulan Kafkas İslam Ordusunun komutasına getirilmiştir. O dönemde Azeri topraklarında milliyetçilere karşı tutunmaya çalışan Bolşevik lider Stepan Şaumyan’ın önderliğindeki Bakü Sovyetinin ortadan kalkmasına yol açmış, sonrasında Bakü’yü ele geçirdikten sonra yapılan katliamlara sessiz kalmıştır. Enver Paşa ekolünden maceracı kişiliğiyle öne çıkan Halil Paşa, Mustafa Kemal Paşa tarafından Anadolu’da kalması sakıncalı görülerek Sovyetler Birliği ile temasların sürdürülmesinde memur edilmiştir. Ülkeye dönüşüne ancak cumhuriyetin ilanıyla beraber izin verilen Halil Paşa, 1934 yılında Soyadı Kanununun çıkmasıyla beraber Atatürk’ün isteğiyle Kut soyadını almıştır. 1957 yılında İstanbul’da ölmeden önce kabrine bir kadeh rakı dökülmesini vasiyet ettiği rivayet edilir.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.