Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

NATO Zirvesi yarın Vilnius’ta başlayacak: Emperyalizm karşı hamle için toplanıyor

Emperyalizmin silahlı kuvvetlerinin gündemindeki en önemli başlık Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ortaya çıkardığı yeni duruma verilecek cevaplar olarak görülüyor.

Ogün Eratalay

Yayın Tarihi: 10.07.2023 , 07:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

NATO, 1949 yılında “dünya barışını Sovyet tehdidinden korumak” iddiasıyla yola çıktı. ABD başta olmak üzere emperyalist ülkelerin çıkarları doğrultusunda dünya siyasetine yön verdi. Üye ülke silahlı kuvvetleri bu örgüt sayesinde emperyalist merkezlere doğrudan bağlandı. Dünyanın çok çeşitli bölgesinde kurulan üsler eliyle çeşitli bölgelere askeri müdahalelerin temeli atıldı, ilgili ülkelerin iç siyasetine müdahale edildi. 

Kendi ülkemizden örnek verirsek örgüte katılmak için yüzlerce vatan evladının Kore topraklarında ölüme gönderilmesini, Türk Silahlı Kuvvetleri üst komuta heyetinden hiçbir subayın NATO karargâh görevi yapmadan kurmay olamadığını hatırlamak yeterli olacaktır. Herhalde bir de ülkemizde sola karşı örgütlenen kontrgerilla teşkilatının NATO sayesinde var olabildiği gerçeğini…

Çok yönlü saldırı

Bunlar bilinen gerçekler. Esas görülmesi gereken ise son dönemde emperyalizmin kaybettiği inisiyatifi yeniden kazanma yönünde attığı adımlar. Daha birkaç yıl önce Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini söylemiş, ABD ile NATO müttefikleri arasında stratejik karar süreçlerinde koordinasyon olmamasından yakınmıştı. Özellikle güçlenen Çin-Rusya eksenine yanıt üretemeyen emperyalizm, patlak veren Rusya-Ukrayna Savaşı sayesinde beklediği fırsatı yakalamış görünüyor. Ukrayna’da “özgür dünyanın” ölüm kalım savaşı verdiği argümanını kullanan emperyalist merkezler, masum bir devletin korunması bahanesinin arkasından çok yönlü saldırı başlatmış durumda.

Bu saldırıların ilki elbette Rusya. Rusya, tüm uluslararası mecralarda soyutlanmaya çalışılırken oldukça ağır ekonomik yaptırımlara, ambargolara maruz bırakılıyor. Bir hükümeti karşısına almaktan çok ırkçılığa varan uygulamalar Rus sporcuların müsabakalardan men edilmesi, tarihi Rus sanatçıların eserlerinin aşağılanmasına hatta geçtiğimiz günlerde bir Rus turistin denizde köpekbalığı saldırısı sonrasında hayatını kaybetmesinin ardından köpekbalığının kahraman ilan edilmesine kadar varmış durumda. NATO, “saldırgan Rusya” argümanını kendisi açısından çok başarılı şekilde kullanarak belki de yıllar önce hayal bile edilemeyecek adımları peşi sıra atmaya başladı. Bu adımlar Rus topraklarının NATO üyesi ülkeler tarafından kuşatılmasıdır. Kuruluşundan bu yana Rusya ile yıldızı hiç barışmamış olan Finlandiya çoktan üye olurken, gündemde İsveç ve en önemlisi de Ukrayna’nın üyeliği var. 

En önemli gündem maddesi İsveç değil

Boyalı basınımızda gündem sürekli olarak İsveç’in üyeliğine karşı çıkan Türkiye olurken, hamaset dolu nutuklar manşete çıkarılıyor, İsveç’e nasıl geri adım attırıldığından bahsediliyor. Oysa ki bugünkü yazısında Engin Solakoğlu’nun da belirttiği gibi İsveç’e horozlanmak yerine neden doğrudan ABD’ye rest çekilemediği, Pensilvanya’da ikamet eden malum zata dair adım neden atılmadığını soran çıkmıyor. Ancak buna rağmen NATO’nun bu zirvesinde en önemli gündem maddesi İsveç değil.

NATO zirveleri üye ülkelerin devlet başkanlarının bir araya gelerek zaten önceden kulislerde anlaştıkları meseleleri kamuoyuna açıklama mecraları. Yoksa NATO örgütünün daha sistematik işleyen ve sürekli temas içeren pek çok aracı, mekanizması mevcut. Ayrıca NATO’nun önemli kararları ilan etmek, politika değişikliklerini kamuoyuna sunmak için zirveleri tercih ettiği biliniyor. Resmi olarak numaralandırma farklı olsa da 36. Zirve olarak düzenlenen Vilnius Zirvesi’nin temel gündemi emperyalizmin saldırı planının adım adım netleşmesi. Bunlardan ilki Ukrayna’nın NATO’ya davet edilmesi. İkincisi ise NATO’nun Pasifik bölgesine doğru genişlemesi. 

Ukrayna’nın bugün emperyalizm eliyle bambaşka bir ülke getirildiğini herhalde kabul etmeyen yoktur. Ülke adeta 1941 yılında Nazilerin Sovyetler Birliğini işgal etmesinin ardından ilhak ettiği topraklarda kurduğu “Reichskommissariat Ukraine” ucubesine dönmüş durumda. Nazilerin kamu hayatında baskın unsur olarak öne çıktığı, silahlı kuvvetlerinin kural tanımaksızın giriştiği etnik temizliklerin dışında ülke idaresinin her alanının göbekten emperyalizme bağlandığı bir yapıdan bahsediyoruz. Böylesi bir devlet yapısına sahip olan bir ülkenin NATO üyesi olması halihazırdaki savaşı bambaşka bir aşamaya getirecektir.

Çin-Rusya ekseninde daha saldırgan girişimler

İkinci gündem maddesine gelmeden önce NATO örgütüyle ilişki formlarına bakmak gerekiyor. NATO üyelerinin dışında NATO ile temas halinde olan ülkeler, ortaklar vb. var. Listeye dikkatli bakınca durumun vehameti daha da ortaya çıkıyor. NATO “küresel ortakları” arasında Kolombiya, Avustralya, Japonya, Güney Kore gibi ülkeler dikkat çekiyor. Ağustos 2022’de göreve gelen Gustavo Petro’dan önce Kolombiya adeta Latin Amerika’nın İsrail’i konumundaydı. ABD Silahlı Kuvvetlerinin ülkede cirit attığı, bölgedeki halkçı iktidarlara karşı darbe planlarının yapıldığı bir ülke konumundaydı. Avustralya ise elbette ABD’nin her türlü askerî harekâtına gözü kapalı katılan, sadık bir müttefik konumunda. Burada bu yazıyı ilgilendiren en önemli konu ise Japonya ve Güney Kore. Dile getirilmeyen ancak gündemde olan konu bu ülkelerin belirli bir vadede NATO’ya dahil edilmesi. 9 Temmuz günü açıklama yapan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron NATO’nun Tokyo’da irtibat ofisi açmasına karşı olduklarını söyleyerek planları açık etmiş oldu. Çin, hamlenin kendisine karşı yapıldığının farkında olarak bölgelerinde herhangi bir ittifak örgütlenmesine tahammüllerinin olmadığını açıkladı.

NATO Zirvesinde kapalı kapılar ardında hangi konular tartışılır, kamuoyu önünde hangi kayıkçı kavgaları verilir şimdiden bilinmez ancak emperyalizmin Rusya-Çin ekseninde daha saldırgan girişimler için somut adımlara dair planlara başladığı çok açık. 

Stoltenberg

NATO gündemlerinde ismi sadece görüşmelere aracılık eden veya gündem aktaran kişi olarak geçen genel sekreterlik kurumuna dair de bir bilgi verelim.

Jens Stoltenberg 1959 doğumlu bir Norveç vatandaşı.

Norveç İşçi Partisi lideri olarak 2000-2001 ve 2005-2013 yılları arasında başbakanlık yapmış.

Bu dönemde 2011 yılında Lİbya’ya müdahale kararına onay veren siyasetçi Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlarda da görev yapmış.

Siyasi kariyerinde çok çeşitli rüşvet, haksız kazanç suçlamaları olsa da emperyalizme üstün hizmetleri ödülsüz kalmamış. ABD’nin ezici bir şekilde belirleyici olduğu bir uluslararası terör örgütünün başına “barışçıl bir İskandinav”ın atanması iyi bir halkla ilişkiler denemesi olsa da örgütün asıl belirleyici mevkisi olan Avrupa Yüksek Müttefik Komutanı’nın (Supreme Allied Commander Europe) hep ABD’li komutanlardan oluyor olması örgütün iç işleyişine dair bilgi veriyor olmalı.

Polonya

Burada bir hatırlatma da Rusya-Ukrayna Savaşı’nı kendi gündemleri açısından en iyi şekilde değerlendirme çabasında olan Polonya için yapılabilir.

Savaşın ilk gününden bu yana ABD’nin çıkarları doğrultusunda en şahin açıklamalar yapan Polonya yönetimi, Rusya’ya karşı en önde savaşmak için can atar konumda.

Ukrayna’da sayısı belli olmayan savaşçısı olan ülke saldırgan siyasetini savaştan önce patlak veren Belarus sınır krizinde göstermiş, sınırdan izinsiz geçen sayısız Afgan mülteci Polonya silahlı kuvvetleri tarafından infaz edilmişti.

Bugün Almanya yapımı Leopard tankların Ukrayna cephesine sevk edilmesini üstlenen, silahlı kuvvetler aktif personel sayısını 300 bine yükselten, yaptığı silahlanma harcamalarıyla dikkat çeken bir Polonya mevcut (Geçtiğimiz Haziran ayında ABD’den 116 adet Abrams tankı alınması için 1.4 milyar dolarlık bir anlaşma yapıldı).

Ayrıca ülkede binlerce ABD askerinin Lask Hava Üssü, Kościuszko Üssü ve Redzikowo Deniz Üssünde görev yaptığı hatırlanırsa emperyalizmin tehlikeli planlarını Polonya-Ukrayna ekseni üzerinden işleme koymaya hazırlandığını öne sürmek yanlış olmayacaktır. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.