Sayfa yolu
Musa Anter'in ardından: Aydınlanma kavgası zaman aşımına uğrar mı?
Yayın Tarihi: 20.09.2022 , 08:23 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Musa Anter ülkenin aydınlık simalarından biriydi. 1990'lı yılların başında yine benzer pek çok isim gibi "faili meçhul" cinayetlerden birine kurban gitti. Bugün Anter'in ölüm yıldönümü.
Musa Anter Mardin'in Nusaybin ilçesinde dünyaya geldi. İlkokulu bölgede okuduktan sonra lise eğitimi için Adana'ya gitti. Ardından da üniversite tahsili için İstanbul'a...
1950'li yıllar Kürt aydınlarının bir araya gelerek Kürt sorununu yeniden konuşmaya başladığı ve bu konuda kimi üretimler yaptığı yıllardır aynı zamanda. 1959 yılında tutuklanan ve 49 kişinin yargılandığı tarihi "49'lar davası"nın bilinen isimlerinden biriydi Anter.
Namı diğer Ape Musa, yani Musa Amca.
Kürt halkının 'Musa Amcası'dır Anter. İstiklal Caddesi'nde yürürken sokakta pilavcısından hamalına, öğrencisinden işçisine Kürt emekçiler hasretle sarılır kendine. Anter'i kimi zaman Kürt kültürü ve dilini ilerletmek için çıkardığı bir derginin başında kimi zamanda İstanbul'a gelen Kürt öğrencilerin okuyabilmesi için omuz verdiği bir yurt inşaatında görürüz o yıllarda.
Sosyalisttir. Vicdanı olan her yurtseverin sosyalist olmaktan başka bir çaresi olmayacağını salık veriyordu yazılarında. Dergilerde de yazmıştır, Kürtçe-Türkçe sözlük de hazırlamıştır. Şiirleri de vardır tiyatro eserleri de.
Kımıl şiiri ile yargılanır önce. Bu tarım zararlısı temsilinde ülkedeki tüm zararlıları anlatır. Ülkenin toprağına kast edenleri, sömürenleri, yok sayanları karşısına alır ve haliyle yolu uzunca bir süre mahkemelerle kesişir. Kendi anlatımıyla her duruşması bir tiyatro sahnesi gibidir. Ve ilgililer akın eder duruşmalara. Savcılarla ve hakimlerle olan her diyaloğu bir duruşmadan ziyade gösteriye dönmüştür. Mahkemede verdiği ifadeler manşet olur, poster olur, köşe yazısı olur zaman içinde.
Anter, Kürt emekçilerin özgürlük, eşitlik ve aydılanma kavgasında bir dönemin buzkıranı olmuştur. Kürt ve Türk emekçilerin gelecek kaygısında ve kavgasındaki bir eşiktir aynı zamanda. Çünkü Anter iki ucu bir araya getiren köprüden ziyade aynı zemini sağlayan eşiktir daha çok. Ve yine kendi ifadesiyle verdiği onca yıllık mücadelede bu sürecin hem tanığı, hem sanığı, hem davalısı hem de davacısı olmuştur.
Bırina Reş, yani Kara Yara adını verdiği piyesi yüzünden yargılanırken Nâzım Hikmet ses verir ta Moskova'dan. Kürt illerinde yedirilen zehirli buğdayların sebep olduğu, bugün şark çıbanı olarak bilinen ve bölge halkının Kara Yara dediği hastalığı 1959 yılında İstanbul Harbiyesindeki tutukluluk sürecinde kaleme alır. 38 numaralı hücresinde. Nâzım da karşılık verir şiiriyle, "Kara yaraya tutulası sağlık bakanı" diye.
Anter bu ülkenin bir dönemine damgasını vuran aydın suikastlerinin birinde hayatını kaybetti. Mücadelesinde ve kavgasında olduğu gibi ölümünde de yalnız değildir bir yanıyla. Anter gibi Uğur Mumcu, Mehmet Sincar, Vedat Aydın, Sivas Katliamında yaşamını yitiren aydınlar ve daha pek çok isim 1990'lı yıllarda suikast sonucu yaşamını yitirir. Her biri de aynı kaderi paylaşır. Önce davaları kaçırılır sonra sanıkları. Uzunca süren hukuk mücadelesinden sonra da davalarda zaman aşımı gündemi ortaya çıkar.
Bugün Musa Anter'in ölüm yıl dönümü. Ve yarın yani ölüm yıldönümün 30. yılından tam bir gün sonra, 21 Eylül 2022 tarihinde görülecek bir dava ile büyük bir sis perdesinin arkasındaki bilinmeze uğurlanmak isteniyor. Zira 21 Eylül zaman aşımının bir gün sonrasına denk düşüyor.
Oysa bir önceki dava 15 Eylül'de gerçeklemişti. Malum, bizim memlekette bir aydının katledildiği davanın bir sonraki duruşması için 2-3 aydan önce gerçekleşmesi çok bilinen bir örnek değildir.
Musa Anter'in oğlu Dicle Anter bu süreci "Alınan bir karar olduğunu düşünüyorum. Zira babamın katledilmesinin 30. yılından bir gün sonraya denk düşen bir duruşma, alınmış bir zaman aşımı kararının buluşması olabilir ancak" diyerek özetliyor.
Dicle Anter soL okurları için yaptığı değerlendirmede, "Bu dava yarım kalan bir davadır. Dinlenilmeyen sanıklar var hala. Yani zaman aşımı olabilmesi için uygun bir zemin yok. Kararın hukuki olmadığına dair bir şey demeye dahi gerek yok. Bu bir karar ve onu uyguluyorlar. Konuyla alakalı mahkemeye çıkarılmayan tanıklar var, sanıklar var ancak bu dosyanın üzerini örtmek istiyorlar" diyor.

Dicle Anter
Sürecin Türkiye'deki hukuk sistemine vurulan bir darbe olduğunu ifade eden Dicle Anter, konunun sadece Musa Anter'i değil geniş bir kesimi ilgilendirdiğini söylüyor.
"Konu sadece babam değil, Uğur Mumcu cinayeti, Mehmet Sincar cinayeti, ülkede son 30-40 yıldır yaşanan tüm aydın cinayetleri ile ilgili bir karar bu aynı zamanda. Bu ülkedeki profesörler, aydınlar, gazeteciler için verilmek istenen bir göz dağı olduğunu düşünüyorum" diyen Anter, "Böyle olmamalıydı" ifadeleriyle yakın tarihimizden Hrant Dink ve Tahir Elçi suikastlerini de işaret ederek "Halkın gözü önünde işlenen cinayetler birçoğu. Birçoğunun faili dahi belli ama ne hikmetse yargı önüne dahi çıkmadılar. Yani konu sadece Musa Anter davasının zaman aşımına uğraması olarak görülmemeli. Bir sürecin, karanlık bir dönemin üzerini örtmeye çalışıyorlar. Mesela babamın davasında Abdülkadir Aygan'ın ifadesi dahi alınmadı" ifadesini kullanıyor.
Oysa Abdülkadir Aygan, İtirafçı adlı kitap için verdiği bilgilerde Musa Anter suikastini gerçekleştiren ekibin içinde yer aldığını itiraf etmiş bir isim. Ancak Anter davasında tanık olarak dinlenilmedi.
Tüm bu süreç Musa Anter'in oğlu Dicle Anter'in de dediği gibi alınan bir kararın uygulaması olarak okunabilir ancak. Ve bugün Anter cinayetindeki herkesin malumu olan "sır perdesi" yine emekçi halkların mücadelesiyle aydınlanabilecek.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.