Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Münih’te şah yanlısı büyük miting: Batı'nın siyasi dizayn çabaları ve İran halkının talepleri

Münih Güvenlik Konferansı sırasında kentte düzenlenen Tahran yönetimine karşı büyük protesto, İranlıların taleplerinin yanı sıra Batı müdahalesindeki yeni evreyi gündeme taşıdı.

Yiğit Atılgan

Yayın Tarihi: 16.02.2026 , 14:14 Güncelleme Tarihi: 16.02.2026 , 21:22

Batı emperyalizminin küresel güvenlik stratejilerini tartıştığı 13-15 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilen Münih Güvenlik Konferansı (MSC) esnasında, kentin sokakları büyük bir protestoya sahne oldu. Cumartesi günü Theresienwiese meydanında toplanan on binlerce kişi, İran'daki Molla rejimine karşı toplandı.

Münih’te ortaya çıkan bu tablo, yalnızca bir güvenlik konferansı etrafında oluşan diplomatik trafik değil; aynı zamanda İran dosyasında AB müdahalesinin yeni bir evresi olarak okunuyor. “İnsan hakları” ve “demokrasi” söylemleri öne çıkarılırken, sahadaki politik yönlendirme girişimlerinin hangi sınıfsal ve jeopolitik çıkarlarla yürütüldüğü sorusu daha da yakıcı hale geldi.

Muhalefetin 'Batı destekli' yüzü: Rıza Pehlevi

Gösterinin en dikkat çekici figürlerinden biri, sürgündeki İran Veliaht Prensi Rıza Pehlevi oldu. Pehlevi’nin Münih’e gelişi, yalnızca bir protesto katılımı değil, aynı zamanda uluslararası diplomatik dengelerin sahadaki yansıması olarak öne çıktı.

Özellikle NATO ülkeleri ve ABD tarafından “meşru bir alternatif figür” olarak desteklenen Pehlevi’nin, konferans marjında Batılı diplomatlarla temasları gündeme geldi. Bu yılki konferansa İran hükümet yetkililerinin davet edilmemesi ve kürsünün muhalif isimlere açılması, Batı’nın Tahran üzerindeki baskı politikasını diplomatik alandan sokağa taşıyan bir hamle olarak yorumlandı.

Pehlevi figürünün AB başkentlerinde öne çıkarılması, İran halkının kendi kaderini tayin hakkını dış merkezli bir siyasal mühendislikle ikame etme riskini büyütüyor. İran’daki emekçi sınıfların, kadınların, gençlerin ve örgütlü halk dinamiklerinin talepleri yerine, dış destekli “makbul muhalefet” hattının parlatılması; rejim karşıtlığını halkçı bir dönüşüm hattından koparma tehlikesi taşıyor.

Göstericiler, Batı dünyasına İran Devrim Muhafızları’nın "terör örgütü" olarak sınıflandırılması yönündeki çağrılarını yineledi. Talepler arasında İran ile nükleer müzakerelerin durdurulması ve Almanya’daki İran büyükelçiliklerinin kapatılması da yer aldı.

AB’nin İran’a dönük yaptırım, diplomatik tecrit ve vekâlet siyasetleri geçmişte de çoğu kez rejimleri değil, halkları cezalandırdı. Ekonomik kuşatma politikaları en çok işçi sınıfını ve yoksulları vururken; dış müdahale zemini, içeride güvenlikçi aygıtların tahkim edilmesine de alan açtı. Bu nedenle “rejime baskı” başlığı altında yürütülen her dış hamlenin, halkın gerçek kurtuluşuna değil, bölgesel güç rekabetine hizmet etme ihtimali güçlü biçimde tartışılıyor.

Münih mitinginden bir kare.

Bu sefer Berlin’den farklı

Geçen hafta sonu, 7 Şubat 2026 Cumartesi günü Berlin’de toplanan rejim karşıtı kalabalık buluşmada “Şah’a hayır, mollalara hayır” mesajı öne çıkmıştı. Rejim değişikliğinin yalnızca İranlılar ve örgütlü direnişleri tarafından yönetilmesi gerektiği vurgulanmıştı.

Berlin’de yükselen bu hat, İran toplumunda hem monarşik restorasyona hem teokratik otoriterliğe karşı üçüncü bir halk seçeneğinin varlığına işaret ediyor. Bu çizgi, AB’nin İran siyasetini kendi stratejik ihtiyaçlarına göre dizayn etme girişimlerine karşı bağımsız bir politik irade çağrısı anlamı da taşıyor.

Berlin'deki mitingden bir kare.

Münih tarihine geçen kalabalık

Almanya’da 300 bin İran kökenli insanın yaşadığı tahmin ediliyor. Avrupa’nın farklı kentlerinden kaldırılan otobüslerle İran diasporası Münih’e taşındı. Münih Emniyeti’nin günler öncesinden yaptığı yüksek katılım uyarısı doğrultusunda kentte güvenlik önlemleri artırıldı; gün boyunca toplu taşımada aksamalar ve yoğun kontroller yaşandı.

Dolayısıyla Münih’teki eylem, yalnızca rejim karşıtı bir diaspora buluşması olarak değil; İran meselesinin AB tarafından yeniden çerçevelenmesi girişiminin sahadaki yansıması olarak da değerlendiriliyor. İran’ın geleceğine dair meşru söz hakkının dış başkentlerin diplomatik koridorlarında değil, İran halkının kendi örgütlü mücadelesinde ve toplumsal öznesinde aranması gerektiği vurgusu eylem boyunca daha görünür hale geldi.

Ortaya çıkan kitlesellik, bu yürüyüşü İran diasporasının son 47 yılındaki en büyük mitinglerden biri haline getirirken, Münih’in protesto hafızasında da üst sıralara taşıdı. Geçen yıl yapılan aşırı sağ karşıtı büyük yürüyüş ve 1992’deki ırkçılık karşıtı Işık Zinciri eylemiyle birlikte düşünüldüğünde, bugünkü etkinlik kentin siyasal-toplumsal tarihinde güçlü bir başlık olarak yerini aldı.

İran’da özgürlük ve adalet mücadelesinin kalıcı bir toplumsal dönüşüme evrilmesi, ne monarşik geri dönüş projeleriyle ne de AB müdahalesiyle mümkün. Çözüm, emperyal müdahaleden bağımsız, halkın kendi siyasal iradesini kurduğu demokratik-toplumsal bir hatta dayanıyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.