Breadcrumb
Minneapolis’te üst üste ICE cinayetleri ve siyasi restleşmeler: ABD'de neler oluyor?
Dış Haberler
Yayın Tarihi: 26.01.2026 , 16:49 Güncelleme Tarihi: 26.01.2026 , 17:26
ABD’nin Minnesota eyaletinde, Minneapolis’te federal göçmenlik ajanlarının yürüttüğü bir operasyonda, sabıka kaydı bulunmayan 37 yaşındaki yoğun bakım hemşiresi Alex Pretti’nin vurularak öldürülmesi ülke çapında öfkeye yol açtı.
Olay, yalnızca bir “polis şiddeti” vakası değil; içeride otoriterleşmenin, dışarıda emperyal saldırganlığın eşzamanlı ilerlediği bir dönemin kristalize olmuş örneği.
Federal yetkililerin anlatıları görüntülerle çelişti
Olayın hemen ardından ICE ve İç Güvenlik Bakanlığı yetkilileri, Pretti’yi “silahlı, şiddet yanlısı” ve hatta “yerli terörist” olarak damgaladı. Ancak kısa sürede ortaya çıkan video kayıtları, görgü tanığı ifadeleri ve sağlık çalışanlarının yeminli anlatımları bu iddialarla çelişti.
Görüntülerde Pretti’nin bir elinde cep telefonu tuttuğu, diğer elinin boş olduğu; göçmenlik görevlilerini gözlemleyip kayda aldığı görülüyor. Tanıklara göre Pretti, etkisiz hale getirildikten ve yere sabitlendikten sonra yakın mesafeden ateş açıldı. Sağlık görevlilerinin derhal müdahale ettiği iddiası da doktor ifadeleriyle yalanlandı.
Minnesota yasalarına göre, geçerli izinle kamusal alanda silah taşımak mümkün. Yerel yetkililer, Pretti’nin yasal izin sahibi olduğunu doğruladı. Buna karşın federal makamlar, “terör” ithamlarını destekleyecek somut kanıt sunmadı.
Zincir halinde şiddet: İki cinayet üst üste
Alex Pretti’nin Minneapolis’te öldürülmesi, federal yetkililerin iddia ettiği gibi “istisnai” bir güvenlik olayı değil; aksine son yıllarda giderek yoğunlaşan ICE şiddet zincirinin bir halkası. Bu ölüm, aynı kentte yaşayan 37 yaşındaki Renee Nicole Good’un bir federal göçmenlik ajanı tarafından vurularak öldürülmesinden yalnızca 17 gün sonra gerçekleşti. Good’un öldürülmesine ilişkin görüntülerde, aracını olay yerinden uzaklaştırmaya çalıştığı görülüyor; buna rağmen ölümcül güç kullanımı “kaçınılmaz” ilan edildi.
Bu iki vaka, Minneapolis’i kısa süre içinde federal kolluk şiddetinin laboratuvarına dönüştürdü. Ancak tablo yalnızca Minnesota ile sınırlı değil.
Özellikle Trump yönetimi döneminde, ICE’ın yalnızca göçmenleri değil; operasyonları izleyen, belgeleyen ya da itiraz eden ABD vatandaşlarını da hedef alan bir güç haline geldiği görülüyor.
Minneapolis’te arka arkaya yaşanan iki ölüm, bu nedenle birçok gözlemci tarafından bir “eşik” olarak görülüyor. Kentte patlak veren protestolarda, yalnızca bu iki cinayet değil; ICE’ın ülke genelinde yürüttüğü baskıcı uygulamalar da hedef alındı. Göstericiler, “Bu bir hata değil, politika” sloganıyla, yaşananların münferit değil, kurumsal bir tercih olduğunu vurguladı.
Washington’da hesap: Fon krizi ve siyasi restleşme
Minneapolis’teki cinayet, Washington’da aylardır süren göçmenlik aygıtının finansmanı tartışmasını bir anda ülke gündeminin merkezine taşıdı. Kongre, federal hükümetin kapanmasını önlemek için zamanla yarışırken, İç Güvenlik Bakanlığı ve özellikle ICE için ayrılması planlanan devasa bütçe, açık bir siyasi krizin konusu haline geldi.
Senato’daki Demokratlar, bakanlığa ayrılması öngörülen, yaklaşık 10 milyar dolarının doğrudan ICE’a gitmesi planlanan 64,4 milyar dolarlık fon paketinin yetki kısıtlamaları ve denetim mekanizmaları eklenmeden geçirilmesine karşı çıkacaklarını ilan etti. Minneapolis’teki cinayet, bu tutum için yalnızca bir “örnek” değil, Demokratlara göre ICE’ın denetimsiz gücünün kaçınılmaz sonucuydu.
Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer, Minnesota’daki olayın ardından yaptığı açıklamada, “Gün ortasında, kamusal alanda, federal ajanlar tarafından insanların öldürülmesi kabul edilemez” diyerek, bakanlık fonlarının genel bütçe paketinden ayrılmasını talep etti. Schumer ve beraberindeki senatörler, bu fonların mevcut haliyle geçmesi durumunda, Senato’da süreci kilitleyeceklerini açıkça ilan etti.
Minnesota’yı temsil eden senatörler Amy Klobuchar ve Tina Smith de benzer bir çizgi izledi. Açıklamalarda, ICE’ın son yıllarda fiilen askeri bir iç güvenlik gücüne dönüştüğü, buna karşın sivil denetimin neredeyse tamamen ortadan kalktığı vurgulandı. Demokratlar, fon artışıyla birlikte ICE’a daha fazla silah, daha fazla personel ve daha geniş operasyon yetkisi verilmesinin, “yeni Minneapolis’lerin” önünü açacağı uyarısında bulundu.
Cumhuriyetçiler ise bu eleştirileri “güvenlik güçlerine saldırı” olarak niteledi. Minnesota Temsilcisi Tom Emmer, yerel siyasetçileri ve protesto çağrılarını suçlayarak, asıl meselenin “ajanların sağ salim kurtulmuş olması” olduğunu söyledi. Cumhuriyetçi kanat, ICE’ın yetkilerinin kısıtlanmasını değil, tam tersine daha sert ve daha hızlı hareket edebilmesini savunuyor.
Bu restleşme, ABD siyasetindeki daha büyük bir fay hattını açığa çıkarıyor: Bir yanda göçmenlik rejiminin otoriterleşmesine karşı sınırlı reform çağrıları, diğer yanda ise göçmenleri ve muhalefeti hedef alan cezalandırıcı devlet aygıtının açıkça sahiplenilmesi. Minneapolis’te yaşanan cinayet, bu hattın tam ortasında, fon tartışmasını soyut bir bütçe kalemi olmaktan çıkarıp kanlı bir siyasi meseleye dönüştürdü.
Dışarıda saldırganlık, içeride karışıklık
Başkan Donald Trump, olayı “silahlı protesto” çerçevesine sıkıştırarak ajanları savundu. Ancak bu söylem, Trump yönetiminin daha geniş bir hattına oturuyor.
Çok yakın bir zamanda Venezuela Devlet başkanı Nicolas Maduro'yu haydutça kaçıran Washington, Grönland üzerinden Arktik jeopolitiğinde askeri–stratejik hamlelerde bulunarak Avrupa ülkelerini de karşısına aldı. Grönland üzerinde hak iddia eden Trump, İran’a yönelik saldırgan açıklamaları tırmandırıyor.
İçeride göçmenlere ve muhalefete karşı baskı, dışarıda emperyal saldırganlık... Minneapolis’teki kurşunlar, bu bütünün yerel bir tezahürü olarak okunuyor. Bir yandan, halkın buna karşı ayaklanması, Trump yönetimi için içeride işlerin daha da karışacağının sinyallerini veriyor.
ICE güçleri halkı hedef almaya devam ediyor: Bir kadın elinden vuruldu
Alex Pretti için anmalar ve ICE protestoları devam ederken ICE güçlerinin protestolara saldırılarında bir Amerikan yerlisi kadın elinden vurularak yaralandı. Kadının vurulduktan sonra yere düştüğü anlar böyle görüntülendi:
Bağımsız soruşturma tartışması
Minneapolis’teki cinayetin ardından en kritik başlıklardan biri, soruşturmanın kim tarafından ve nasıl yürütüleceği oldu. Federal yetkililer, ölümcül güç kullanımının inceleneceğini açıklasa da, sürecin bağımsızlığına dair ciddi kuşkular kısa sürede kamuoyuna yansıdı.
İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’in açıklamasına göre soruşturma, büyük ölçüde bakanlık bünyesinde yürütülecek. Bu karar, özellikle hukukçular ve insan hakları savunucuları tarafından sert biçimde eleştirildi. Zira bakanlık, cinayetle suçlanan ajanların kurumsal olarak bağlı olduğu yapı. Eleştirenlere göre bu durum, fiilen “devletin kendini soruşturması” anlamına geliyor.
Normal koşullarda bu tür vakalarda FBI'ın devreye girmesi beklenirken, bakanlığın süreci elinde tutmak istemesi, örtbas şüphesini güçlendirdi. Daha da çarpıcı olan ise, Minnesota eyaletine bağlı müfettişlerin ve savcıların olay yerine erişiminin ilk saatlerde engellenmiş olması. Eyalet yetkilileri, arama emri bulunmasına rağmen federal ajanların alanı kapattığını ve delillere erişimi sınırladığını açıkladı.
Bu durum, delillerin karartılabileceği ya da resmi anlatıyı destekleyecek şekilde yeniden düzenlenebileceği endişesini doğurdu. Nitekim Minnesota’daki müfettişler, federal makamların olay yerinde tek taraflı kontrol kurmasını önlemek için bir yargıçtan acil müdahale talep etti. Pazartesi günü yapılması planlanan duruşma, yalnızca bu cinayetin değil, federal kolluk güçlerinin eyalet hukuku karşısındaki dokunulmazlığının da sınandığı bir eşik olarak görülüyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.